Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
  • Habertürk Android Uygulaması
  • Habertürk iPhone Uygulaması
  • Habertürk Huawei Uygulaması
Mehmet Çalışkan

Kıbrıs...
Sicilya ve Sardinya'dan sonra Akdeniz'in üçüncü büyük adası.
Yapılan arkeolojik çalışmalardan elde edilen bulgulara göre ilk yerleşim, Cilalı Taş Devri'nde gerçekleşti.
M.Ö. 7 bin yıllarında günümüzdeki Filistin, Lübnan, Suriye ve Anadolu üzerinden gelenler, kıyı bölgelerinde toplu yerleşim merkezleri kurdu.
Yerleşimciler, Tunç Çağı'nda ise dağların eteklerine ve ovalara da yerleşmeye başladı.

Kıbrıs, M.Ö. 3 binde bakır madeninin çıkarılıp işlenmesiyle birlikte cazibeli bir ticaret merkezine dönüştü. Bunun sonucunda daha çok göç alan Kıbrıs'ta yeni şehirler kurulmaya başlandı.

Kıbrıs, gerek ticari bir merkez olmasından, gerekse diğer ticaret merkezlerinin yolunun üzerinde olmasından dolayı M.Ö. 1500'den sonra dönemin büyük uygarlıklarının gözünü diktiği bir yer haline geldi.
M.Ö. 1500'lü yıllardan itibaren 1571'e kadar olan 3 bin yıllık süreçte dönem dönem Mısır İmparatorluğu, Hititliler, Fenikeliler, Asurlular, Persler, Yunanlılar, Roma İmparatorluğu, Emeviler, Bizans İmparatorluğu, Tapınak Şövalyeleri, Cenevizliler, Memlükler ve Venedikliler tarafından idare edildi.
1571'de II. Selim döneminde Kıbrıs'ı ele geçiren Osmanlı İmparatorluğu, adada feodal sistemi kaldırıp millet sistemini uygulamaya başladı. 

1869'da Süveyş Kanalı'nın açılmasıyla birlikte Doğu Akdeniz, doğal olarak da Kıbrıs daha da önemli bir konuma sahip oldu. Doğu Akdeniz'de egemenlik kurmak, Doğu'ya uzanan ticaret yoluna hâkim olmak isteyen Birleşik Krallık için mutlaka sahip olunması gereken bir ada olarak cazibesini daha da artırdı.

Birleşik Krallık'ın Kıbrıs'a sahip olma fırsatı, 24 Nisan 1877 - 3 Mart 1878 arasında Osmanlı İmparatorluğu ile Rusya arasında yapılan 93 Harbi adı verilen savaşla doğdu.
Osmanlı İmparatorluğu'nun yenilgisiyle sona eren savaştan sonra taraflar; Fransa, Birleşik Krallık, İtalya, Almanya ve Avusturya gözetiminde bir araya gelip toprak paylaşımı ve tazminatla ilgili görüşmeleri Berlin'de yapma kararı aldı.
Gözü Kıbrıs'ta olan Birleşik Krallık, siyasi bir girişimde bulunarak Kıbrıs'a karşılık olarak Berlin'deki görüşmeler sırasında destek verme adına  Osmanlı İmparatorluğu'na vaatte bulundu.

Verilmesine itiraz edenler olduysa da Kıbrıs, 4 Haziran 1878'de imzalanan Kıbrıs Sözleşmesi ile Birleşik Krallık'ın yönetimine geçti. Birleşik Krallık, bunun karşılığında Osmanlı İmparatorluğu'na yıllık, 22.936 kese altın ödemeyi kabul etti. Kıbrıs'ın Birleşik Krallık'ın eline geçmesiyle adadaki birçok Türk, topraklarını terk ederek Anadolu'ya göç etti. Türkler'den boşalan yerlere de Rumlar yerleştirildi.

Türkiye, 24 Temmuz 1923'te imzalanan Lozan Antlaşması'nın 20'nci maddesi gereğince Kıbrıs'ın Birleşik Krallık tarafından ilhak edilmesini tanıdı.
Bunun üzerine günümüzde hâlâ süren Kıbrıs'ın nasıl kaybedildiğine yönelik tartışma başladı.
Kimilerine göre Kıbrıs, 1878'de zaten kaybedilmişti.
Kimilerine göre ise Kıbrıs, kaybedilmemiş, Birleşik Krallık'a kiralanmıştı. Kaybedilmesi Lozan Antlaşması ile olmuştu.

1930'lu yılların başında Rumlar, kendilerini adaya yerleştiren Birleşik Krallık'a isyan ederek Kıbrıs'ın Yunanistan'a bağlanması adına Enosis politikasını başlattı.
Birleşik Krallık, bunun üzerine Rumlar'a karşı yönetim şeklini sertleştirerek Kıbrıs'taki okullarda Yunan tarihi okutulmasını, Yunanistan bayrağının kullanılmasını yasakladı. Birleşik Krallık, isyan etmemelerine rağmen sözüm ona eşitlik ilkesi gereğince adadaki Türklere de aynı tutumu sergiledi.

15 - 22 Ocak 1950...
Rumlar, II. Makarios önderliğinde Enosis'in gerçekleşmesi için referandum düzenledi. Referanduma katılan 224.700 Rum'un % 96'sı Enosis'e destek verdi.
Referandum, Birleşik Krallık tarafından kabul edilmedi.

1 Nisan 1955...
Rumlar, Birleşik Krallık yönetimine son vermek amacıyla Yeoryos Grivas önderliğinde kurdukları EOKA adlı silahlı örgütle eylemlere başladı.
Silahlı eylemlerinin adadaki Türklere de yönelik olması nedeniyle Dr. Fazıl Küçük, Şakir Özel ve Kemal Mişon tarafından EOKA'ya karşı Volkan adı verilen örgüt kuruldu. Lefkoşa Polis Merkezi'ndeki silah ambarının sorumlusu Mehmet Hıfzı Işıltan ise örgüte silah temin etmekle yükümlüydü.

Kıbrıs'taki Türkler, Rumlar'ın Enosis'ine karşı Taksim politikasını oluşturdu.
Şöyle ki;
Kıbrıslı Türkler, adadaki mevcut statünün korunmasından yanaydı.
Ola ki Birleşik Krallık, Kıbrıs'tan çekilme kararı alırsa o zaman adanın Türkiye'ye bağlanmasını istiyorlardı.

29 Ağustos 1955...
ABD ve Birleşik Krallık'ın isteği üzerine Türkiye ile Yunanistan, Londra'da bir araya gelerek Kıbrıs sorununu ele aldı. Ne var ki taraflar arasında anlaşma sağlanamadı.

1 Ağustos 1958...
Başsavcı Rauf Denktaş, Dr. Burhan Nalbantoğlu ve Türkiye'nin Lefkoşa Büyükelçiliği'nin idari ataşesi Mustafa Kemal Tanrısevdi tarafından EOKA'ya karşı Türk Mukavemet Teşkilatı oluşturuldu.

19 Şubat 1959...
Birleşik Krallık, Türkiye ve Yunanistan'ın garantörlüğü altında Türk ve Rum ortaklığında Kıbrıs Cumhuriyeti kuruldu.
İlk devlet başkanı Başpiskopos III. Makarios, yardımcısı ise Dr. Fazıl küçük oldu.

Kıbrıs'ta düzenin sağlandığı, Rumların ve Türklerin Kıbrıs Cumhuriyeti adı altında bir arada yaşayacağı sanılıyordu.
Ne var ki Rum tarafında Kıbrıs'ın tamamının kendilerinin olması, Türklerin adadan atılması yönünde olan düşünceler sona ermedi.
Başpiskopos III. Makarios, 1961'de mevcut anayasayla Kıbrıs'ın yönetilemeyeceğini iddia etti. 1963'te ise anayasada 13 maddelik bir değişiklik yapılmasını önerdi. Bunu fırsat bilen Rum fanatikler, Akritas Planı adı verilen politikayı başlattı.
Şöyle ki;
Önce Türklerin ada yönetimindeki iradeleri zayıflatılacak ardından da Kıbrıs Cumhuriyeti, Yunanistan ile birleştirilecek.
Akritas Planı'nın arzulanan sonuçları doğurmaması üzerine EOKA, Türklere karşı silahlı saldırılarına başladı.

20 Aralık 1963...
EOKA, Lefkoşa'nın Tahtakale semtinde Zeki Halil ile Cemaliye Emirali'yi otomobillerinin içinde öldürüldü. Ardından köylere baskınlar düzenleyip Lefkoşa'nın Küçük Kaymaklı semtini kuşatma altına aldı. Larnaka ve Tuzla'da Türk evlerine açılan ateşle 9 kişi hayatını kaybetti.

21 - 22 Aralık 1963...
Köylere yapılan baskınlarda 12 kişi hayatını kaybederken Kıbrıslı Türkler, daha güvenli olacağı inancıyla daha büyük köylere göç etmeye başladı.

24 Aralık 1963...
Lefkoşa'nın Kumsal semtinde 11 kişi öldürüldü.
Öldürülenler arasında Kıbrıs'ta görev yapan 650 kişilik Kıbrıs Türk Kuvvetleri Alay Komutanlığı'nda görevli Tabip Tuğgeneral Nihat İlhan'ın eşi ve 3 çocuğu da vardı.
Mürüvvet İlhan ile çocukları Murat, Kutsi ve Hakan banyonun küvetinde kurşuna dizildi. O ev, günümüzde Barbarlık Müzesi olarak kullanılıyor.

25 Aralık 1963..
EOKA'nın saldırıları sonucu, İsmet İnönü hükümeti, İngiliz ve Yunan birliklerinin Türk kuvvetleriyle birlik olup Kıbrıs'taki olayların durdurulmasına yönelik girişim çağrısında bulundu.   
Birleşik Krallık ve Yunanistan'dan cevap gelmeyince Türkiye, garantörlük anlaşması gereğince tek başına harekete geçerek Kıbrıs'a gönderdiği savaş uçaklarıyla uyarı uçuşu yaptı. Ardından Türk donanması, Mersin'de yığınak yaparak adaya çıkarma hazırlığı içinde olduğunun mesajını verdi.
Bundan sonra Birleşik Krallık ve Yunanistan, Türkiye'nin isteğine cevap vererek adada asayişi sağlamak üzere harekete geçti. İngiltere zırhlı tugayla bir tabur askeri Kıbrıs'a gönderdi. Bir Türk alayı da Kıbrıs'ta koruma görevine başladı. Bunun sonucunda Lefkoşa'da sükunet kısa bir süreliğine sağlandı.

27 Aralık 1963...
Birleşmiş Milletler Barış Gücü askerleri Rumlar ve Türkler arasındaki çatışmaları önlemek amacıyla Kıbrıs'a girdi.

30 Aralık 1963...
Birleşik Krallık, Türkiye ve Yunanistan, Yeşil Hat'tı belirleyen Yeşil Hat Antlaşması'nı imzaladı.
Ne var ki EOKA, antlaşmayı tanımayarak silahlı saldırılarına devam etti.
20 Aralık'ta başlayan silahlı saldırılar, tarihe 'Kanlı Noel' olarak geçerken olaylarda 364 Türk ile 174 Rum hayatını kaybetti.  

15 Kasım 1967...
EOKA lideri Yeoryos Grivas'ın başında olduğu Yunan ordusu ve Rum ordusu, GeçitkaleKöyü ve Boğaziçi Köyü'ne saldırdı...
Rum ve Yunan askerler, Birleşmiş Milletler Barış Gücü askerlerinin gözleri önünde 28 kişiyi öldürüp, köyleri yağmaladıktan sonra tüm köylüleri esir aldı.
Bu duruma sert tepki gösteren TBMM, Rum askerlerin köyleri boşaltmaması, Yeoryos Grivas ve Yunan askerlerinin adadan çıkarılmaması, EOKA karşısında Türklerin direnişine yön verdiği için adadan uzaklaştırılan Kıbrıs Türk Cemaati Başkanı Rauf Denktaş'ın sürgünden döndürülmemesi halinde Yunanistan ile savaşma pahasına da olsa Süleyman Demirel hükümetine Kıbrıs'a askeri müdahalede bulunma yetkisi verdi.
Türkiye, bu kararının ardından Yunanistan ile savaşma riskine karşı Trakya, Ege ve Mersin'e askeri birlikler kaydırmaya başladı.

Türkiye'nin blöf yapmadığını ve kararında son derece ciddi olduğunu anlayan ABD ile Birleşik Krallık, devreye girerek Kıbrıs'a askeri müdahaleyi ve iki NATO üyesinin savaşmasını engellemek için girişimde bulundu.

24 Kasım 1967...
NATO Bakanlar Kurulu, iki üyesinin savaşmaması için Türkiye'nin isteklerinin yerine getirileceğinin garantisini verdi. Bunun üzerine Yeoryos Grivas ve 12 bin Yunan askeri adadan ayrıldı, Rauf Denktaş'ın adaya dönmesine izin verildi, işgal edilen köyler boşaltılarak esirler serbest bırakıldı.

Yunanistan'da askeri darbeyle yönetime el koyan Dimitri Iyonidas, 1971'de EOKA'yı yeniden aktif hale getirmek suretiyle Enosis ruhunu canlandırıp Kıbrıs'ı kendi ülkesinin topraklarına katmanın yolunu arıyordu. Iyonidas, örgüte para ve silah yardımı yapmasıyla Enosis'i yeniden canlandırdı.
Yunanistan'daki askeri darbe, Rumlar'ın Enosis iştahını kabarttı. EOKA, Enosis'in Kıbrıs Cumhuriyeti'nin devlet başkanı Başpiskopos III. Makarios ile gerçekleşmeyeceği kanaatine vararak darbe hazırlıklarına başladı.

15 Temmuz 1974...
Başpiskopos III. Makarios'un, Yunan askerlerinin komutasındaki Rum Milli Muhafız Ordusu tarafından düzenlenen darbeyle iktidardan indirilmesiyle yönetim Nikos Sampson'a geçti. Rum Milli Muhafız Güçleri, Ulusal Kurtuluş Hükümeti kurduklarını ve Kıbrıs'ta bir Yunan Cumhuriyeti ilan edildiğini açıkladı.
Başpiskopos III. Makarios'un bir İngiliz helikopteriyle İngilizler tarafından önce Malta Adası'na oradan da Londra'ya götürülmesiyle meydan iyiden iyiye darbeci Nikos Sampson'a kaldı.
Başpiskopos III. Makarios, darbeden birkaç gün sonra Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'nda yaptığı konuşmada, Kıbrıs'taki darbeyi Yunan cuntasının yaptığını, garantör ülkeler olan Türkiye ve İngiltere'nin adaya müdahale etmesi gerektiğini söyledi.

Bülent Ecevit hükümeti, adadaki Türklerin hayatlarını garanti altına alma adına garantörlük yetkisini kullanarak Yunanistan ile savaşma pahasına Kıbrıs'a askeri harekat düzenlemekte kararlıydı. Askeri harekat için TBMM hükümete yetkiyi verdi.
NATO ise bütün bu olan bitenler karşısında sadece Yunanistan'daki darbecileri kınayan bir bildiri yayınlandı. Ülkelerin liderleriyse taraflara soğukkanlı olmaları yönünde salık vermekten başka bir girişimde bulunmadı.

NATO'nun ve ülkelerin liderlerinin Kıbrıs'taki darbeye yumuşak bir tavır göstermesiyle Türkiye'nin askeri harekat düzenleyemeyeceğine inanan Rumlar, radyolarında 'Bekledim de Gelmedin' şarkısını çalmaya başladı.
Adadaki Türk radyolarının cevabı ise 'Bir Gece Ansızın Gelebilirim' şarkısıyla oldu.

19 Temmuz 1974...
Mersin Limanı'ndaki askeri gemiler, Kıbrıs'a doğru denize açılırken Yunanistan sınırına askeri birlikler kaydırıldı.
Yunanistan'daki darbeci yönetim, Türkiye ile olası bir savaş için Trakya sınırındaki köyleri boşaltma kararı aldı ve Atina radyosunda "Bir günde Konstantinopolis'teyiz" mesajları yayınlanmaya başladı.

20 Temmuz 1974...
Son dakikaya kadar diplomatik girişimlerini sürdürmesine rağmen NATO'nun Yunanistan ve Kıbrıs'taki darbecilere karşı girişimde bulunmaması üzerine Kıbrıs Barış Harekatı başlatıldı.

21 Temmuz 1974...
Türkiye, Kıbrıs'a giden Yunan donanmasının her gemisinin vurulacağını açıkladı.

23 Temmuz 1974...
Çıkarmanın üçüncü gününde Türk ordusunun Rumlar'a karşı üstün gelmesiyle birlikte Yunanistan'da da Kıbrıs'ta da yönetim değişti. Yunanistan'da iktidara Konstandinos Karamanlis, Kıbrıs'ta ise Glafkos Ioannu Klerides getirildi.
Nikos Sampson, askeri darbeyle devraldığı devlet başkanlığı görevini Temsilciler Meclisi Başkanı Glafkos Klerides'e bırakınca Türkiye ateşkes ilan etti.

Ateşkesin ardından, çatışmaların tekrarını önlemek ve sorunları çözmek için ABD tarafından yoğun diplomatik girişimler başlatıldı. Cenevre'de İngiltere, Türkiye ve Yunanistan'ın dışişleri bakanlarının katıldığı konferansta taraflar, işgal edilen Türk bölgelerinden Rum ve Yunan kuvvetlerinin çekilmesi konusunda anlaştı

30 Temmuz 1974...
Taraflar, İsviçre'de 5 gün boyunca yaptıkları görüşmeleri tamamlayarak Cenevre Deklarasyonu'nu imzaladı.

14 Ağustos 1974...
Cenevre'deki görüşmelerde varılan uzlaşıya rağmen Rum Milli Muhafız Ordusu işgal ettiği bölgelerden çekilmedi. Toplam nüfusları 248 kişi olan Muratağa Köyü, Sandallar Köyü ve Atlılar Köyü'ne düzenlenen saldırılarda aralarında 16 aylık bebeklerin, 95 yaşındaki dedelerin de olduğu 126 kişi öldürüldü. Türkiye, bunun üzerine 'Ayşe Tatile Çıksın' parolasıyla II. Kıbrıs Barış Harekatı'nı başlattı.

16 Ağustos 1974...
Birleşmiş Milletler'in girişimiyle ateşkes yeniden sağlandı.
Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Kurt Waldheim, adaya giderek her iki tarafla görüşmeler yaptıktan sonra Glafkos Ioannu Klerides ve Rauf Denktaş, insani konuları görüşmek üzere Lefkoşa'da haftada bir kez görüşmeye başladı. Bu toplantılar neticesinde ekim ayı sonuna kadar tüm esirler karşılıklı olarak serbest bırakıldı.

Başpiskopos III. Makarios, adaya dönerek 7 Aralık 1974'de Rum kesiminin yönetimini tekrar aldı. 3 Ağustos 1977'de 63 yaşında hayatını kaybedene kadar Güney Kıbrıs Rum Kesimi'nin devlet başkanlığını yaptı.
Rauf Denktaş başkanlığında 13 Şubat 1975'te kurulan Kıbrıs Türk Federe Devleti, 15 Kasım 1983'te Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'ne dönüştürüldü.

Maraş Bölgesi...
Maraş, Kıbrıs Barış Harekatı sırasında Türk Silahlı Kuvvetleri tarafından ele geçirildi. Türk ordusunun eline geçmesinin ardından Maraş, askeri yasak bölge ilan edildi.
Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi, 1984'te Maraş'ın herhangi bir bölümüne kendi sakini dışındaki insanların yerleştirilmemesi gerektiğini içeren 550 sayılı bir karar aldı.
Maraş, 1974 - 1990 arasında Türk Silahlı Kuvvetleri'nin parçası olan Kıbrıs Türk Barış Kuvvetleri Komutanlığı tarafından kontrol edildi. 1990'da bölgenin kontrolü, KKTC Güvenlik Kuvvetleri Komutanlığı'na devredildi.

1993...
Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Butros Gali'nin önerdiği güven artırıcı önlemler paketi çerçevesinde, Türk tarafı, Lefkoşa Uluslararası Havaalanı'nın açılması karşılığında, Maraş'ın BM idaresinde iki tarafın ortak kullanımına açılmasını kabul etti. Ancak bu plan, Rumlar tarafından kabul görmedi.

2003...
KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, Kıbrıs'ın her iki tarafına yönelik ve buralardan gerçekleşecek dış ticaret, ulaşım, seyahat ve kültürel ile sportif aktivitelere uygulanan tüm kısıtlamaların kaldırılması karşılığında, Maraş'ın Rum kesiminin kontrolüne geçmesi önerisinde bulundu.
Ne var ki bu öneri de Rum tarafında karşılık bulmadı.

Birleşmiş Milletler, KKTC ve Güney Rum Kesimi'ni birleştirme adına bir plan hazırladı. Adını o dönem genel sekreter Kofi Annan'dan alan Annan Planı'na göre İngiliz üs bölgesi haricinde kalan kısımlarının bağımsız ve federal nitelikte bir devlet olacak şekilde birleştirilmesini öngörüyordu. Plan gereğince Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti'ndeki bakanlıkların en az üçte biri Türklerden oluşacaktı. Devlet başkanlığı ve başbakanlık makamları 10 ayda bir Türkler ve Rumlar arasında el değişecekti.
Hatta Birleşmiş Milletler, Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti adına bir bayrak bile tasarlattı.

Annan Planı hazırlanmıştı hazırlanmasına ama her iki tarafın halklarının da onayı gerekliydi. KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, her ne kadar karşı çıkmış olsa da Annan Planı, referanduma sunulacak, halkların çoğunluğu kabul ederse Türkler ve Rumlar, Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti adı altında tek bir ülke bayrağı altında yaşayacaktı.

24 Nisan 2004...
Yapılan referandumda oy kullanan 124.963 Türk'ün % 64.91'i 'Evet' dese de 428.587 Rum'un % 75.83'ü 'Hayır' dedi. Böylelikle Annan Planı da kağıt üzerinde kaldı.
Annan Planı, hayata geçmiş olsaydı Maraş Bölgesi, Rumların denetiminde olacaktı.

18 Haziran 2019...

KKTC Bakanlar Kurulu Toplantısı'nın ardından o dönem başbakan günümüzde ise cumhurbaşkanı olan Ersin Tatar, Maraş'ın özel mülk olmayan bölgelerinin tekrar açılacağını açıkladı.

Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi, Maraş'ın kısmi olarak açılacağının açıklanmasından sonra Maraş'ın statüsünün BMGK kararlarındaki geçerliliğini koruduğu ve bu kararlara uygun olmayan hiçbir eylemde bulunulmaması gerektiğini belirtti.
Türkiye Dışişleri Bakanlığı, BMGK açıklamasına yönelik yazılı bir açıklama yaparak "Bölgenin statüsünde bir değişiklik yapılmamaktadır. Dolayısıyla, bu kararın BM Güvenlik Konseyi kararlarına aykırı olduğu iddiası gerçeği yansıtmamaktadır" ifadelerini kullandı.

7 Ekim 2020...
Ersin Tatar, Maraş'taki özel mülklerin sahiplerine yönelik şu açıklamayı yaptı; "İsterlerse buraları geliştirip burada yaşayabilirler. Günün sonunda satabilirler de. Bu mallar bizlerin sınırları içerisindedir. Eğer gelip burada yaşamak, çalışmalarını sürdürmek, varlıklarını işletmek isterlerse Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti sınırları içerisinde bizlerin yasalarına tâbi olmak suretiyle buyursunlar gelsinler."

8 Ekim 2020...
Maraş'ın özel mülk olmayan sahildeki yaklaşık 2 kilometrelik kısmı ve sahilin arkasındaki Demokrasi Caddesi, polis ve asker kontrolünde yaya geçişlerine açıldı.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile MHP Lideri Devlet Bahçeli, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin kuruluşunun 37'nci yılı nedeniyle düzenlenen törenlere katılmak üzere adada bulunuyor. Bahçeli ile birlikte Maraş'a da geçecek olan Cumhurbaşkanı Erdoğan, bu konuda 7 Kasım'da "Ayın 15'inde Sayın Bahçeli ile birlikte inşallah KKTC'de törenlere katılacağız ve Maraş Bölgesi'nde topluca bir piknik yapacağız" demişti.