2015 Küçük Prens'in yılı olacak!
Bu yıl, Antoine de SaintExupéry'nin ünlü kitabının hem yıllardır beklenen sinema uyarlaması gösterime girecek hem de telif hakları yasası gereği isteyen herkes artık bu dünyanın en çok satan üçüncü kitabını beş kuruş ödemeden yayınlayabilecek
Gülenay BÖREKÇİ / HT PAZAR
gborekci@htgazete.com.tr
Zor telaffuz edilmesine rağmen Antoine de Saint-Exupéry'nin adını eminim bu yazıyı okuyan herkes biliyordur. Kendisi şu aşırı popüler "Küçük Prens"in yaratıcısı. "Aşırı popüler" dediğime bakarak itiraz ettiğim sanılmasın. Bazen biraz gülümsemek, bazen de zor zamanlarda yola devam etme cesareti bulabilmek için okuduğum "Küçük Prens", dünyanın en güzel kitaplarından biri.
Ve şimdiden haber vereyim, bu yıl, "Küçük Prens"in yılı olacak. Birincisi, romanın yıllardır beklenen filmi nihayet bu yıl vizyona giriyor. Hem de James Franco ve Marion Cotillard gibi oyuncuların seslendirdiği bir animasyon olarak. Saint-Exupéry'yi, Jeff Bridges'ın seslendirmesi ise müthiş seçim. 2015'in "Küçük Prens" yılı olacağı yolundaki öngörümün bir sebebi daha var: 250 dile tercüme edilen ve "dünyanın en çok okunan üçüncü kitabı" sayılan "Küçük Prens", yayıncılar için artık daha da kıymetli.
Şöyle ki... Bir kitabın telif haklarının geçerliliğini yitirmesi için gereken yasal süre, 70 yıl. Eh, SaintExupéry 1944’te öldüğüne göre, “Küçük Prens” artık resmen “kamu malı”. Yani isteyen herkes beş kuruş ödemeden bu kitabı yayınlayabilir. Şahsen her daim uluslararası best-seller olan bu kitabı reddedecek yayıncı tanımıyorum. Açıkçası, 1988’den beri kitabın Türkiye haklarını elinde bulunduran Mavibulut Yayınevi’nin ne kadar üzgün olduğunu tahmin edebiliyorum. Ama tabii şu da var: Mavibulut, hakları 1988’de almış ama 90’ların ortalarına kadar başka yayınevlerinin de “sanki kendilerininmiş gibi” yayınlamalarına mani olamamıştı. Telif haklarına riayet konusunu malum biz çok geç idrak edebildik.
Bana gelince; bir “Küçük Prens” obsesifi olarak itirazım yok. Sadece şunu merak ediyorum: “Küçük Prens”in yeni yayıncıları acaba bu çok önemli kitaba hak ettiği saygıyı gösterecek mi? Malum romanda Türkiye’yle ilgili de birkaç cümle var ve onlar bugüne dek hep değiştirilerek, kırpılarak yayınlandı. (Bu sansürlü haliyle dahi Mili Eğitim Bakanlığı’nın 100 Temel Eser listesine girememesiyse apayrı bir tuhaflık.) Ünlü yazar ve çevirmen Tahsin Yücel’in bir vakitler, “Çevirmenler kitaptaki o hoş olmayan cümleyi çıkarıyor, ben olsam ben de çıkarırdım” dediğini de hatırlatayım. Bir de fazlalıklar” meselesi var, çünkü 1990’larda kitaba aşırı bir serbestlikle, “kafaya göre” eklemeler yapan bir çevirmen de olmuştu. Kendi adıma Cemal Süreya-Tomris Uyar çevirisini nihayet okuyabileceğim için elbette seviniyorum. Şair Ahmet Muhip Dıranas’ın 1953’te tefrika edilmek suretiyle yayınlanan ilk “Küçük Prens” çevirisini ve Azra Erhat ile Selim İleri’nin imzasını taşıyanları da okumak isterim. Fakat itiraf edeyim esas şunu isterim: Bugüne dek 102 farklı Türkçe baskısı yayımlanan bu kitabı biri de artık eksiksiz, fazlasız çevirsin lütfen.
Yazarın çölde gördüğü halüsinasyonlardan doğdu...
“Küçük Prens” bizde çoğunlukla çocuk kitabı kategorisinde yayınlanıyor ama bu, o kadar da doğru sayılmaz. Yazarın diğer kitaplarından öğrendiğimize göre, Saint-Exupéry, II. Dünya Savaşı’nın tam ortasında, savaşın kırıp geçirdiği insanlara umut ve cesaret aşılayacak, onların ağır depresyondan çıkmasını sağlayacak bir kitap yazmak istemiş ve ortaya “Küçük Prens” çıkmış. Zaten bir keresinde şöyle demiş: “Hayat, bize karşı koyar, direnir ve aslında tam da bu yüzden ondan, bütün kitapların öğretebileceğinden çok daha fazlasını öğreniriz. Çünkü insan ancak engellerle karşılaşıp onları aşmaya çalıştıkça kendini tanıyabilir.”
“Küçük Prens”te anlatıcı aslında yazarın kendisidir. Pilotluk deneyimlerinden bahseder, kendini yetişkinlerin dünyasında ne kadar yalnız hissettiğini; onlar tarafından anlaşılıp kabul görebilmek için hayatını yalanlar üzerine kurduğunu, hayallerini sadece kendine itiraf ettiğini anlatır. Sonra başına, onu kendine getiren olay gelir, yani uçağı çölde kaza yapar. Bunun da gerçek olduğunu “Dünya ve İnsanlar” adlı anı kitabından biliyoruz.
Saint-Exupéry orada dört gün boyunca açlık ve susuzluğun yarattığı halüsinasyonlarla pençeleştiğini, tam ölmek üzereyken onu bir Bedevi’nin bulduğunu, ölümden Bedevi’nin uyguladığı ilkel tedavi yöntemi sayesinde kurtulabildiğini uzun uzun anlatıyor. Anlayacağınız, uçağı düşen anlatıcının çölde karşılaştığı o tuhaf görünümlü prensin ilham kaynağı, yazarın dört gün boyunca çölde boğuştuğu halüsinasyonlarmış. Gerçi kitaptaki suluboya resimlerin hepsinin bizzat SaintExupéry’ye ait olduğunu düşünürsek, şurası kesin: Her halüsinasyon “Küçük Prens” kadar güzel olmuyor.