Habertürk
    Takipte Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
        Haberler Kültür-Sanat Sinema Avustralyalı yönetmenden Türklere özgü Piri Reis hikayesi

        Özge Mine SARIÇAM / HABERTURK.COM

        osaricam@haberturk.com

        Fatih Sultan Mehmet'in başında olduğu ordunun Eflak-Boğdan prensi Vlad Tepeş yani Dracula'ya yenildiği ve Sultan Mehmet'in de öldüğü Gary Shore imzalı "Dracula Untold" filmini hatırlarsınız. Yolumu İzmir'de yaşayan Avustralyalı yönetmen Malcolm Keith Kay'le kesiştiren de bu film oldu. Filmin orjinal senaryosunun Malcolm Keith Kay'e ait olduğunu ve senaryosunu çaldırdığını öğrenmiştim. Bunun üzerine çantamı topladığım gibi soluğu İzmir'de aldım.

        Dracula Untold'un orjinal senaryosunun en az yarısının kendisine ait olduğunu ve çalındığını anlatan yönetmen, durumu mahkemeye taşıyacağı için üzerine fazla konuşmasa da ülkemiz adına çok daha heyecan verici bir gelişme olan, üzerinde çalıştığı yeni filmi "Piri Reis"le ilgili bol bol konuştu.

        Avustralyalı yönetmen Piri Reis'i anlattığı, tamamı Türk oyunculardan oluşan ilk İngilizce filmi çekmeye hazırlanıyor. Evet, yanlış duymadınız. Selim Bayraktar, Engin Altan Düzyatan gibi oyuncularla görüşen yönetmen filmin Türklerden oluşan ilk İngilizce film olacağını söylüyor!

        İzmir Devlet Tiyatrosu'nda yıllardır oyun yöneten Kay'in, Avustralya'dan başlayıp ABD, İngiltere ve hatta Vietnam'a uzanan oldukça ilginç bir hikayesi var.

        Not: Tek fotoğraf çektirmek istemediğinden biz de ona uyduk.

        Gerisini kendisinden dinleyelim...

        Tüm hikayenizi yazmak istiyorum. Orjinal "Dracula Untold" senaryosunu sizin yazdığınızı ancak senaryonuzun çalındığını duydum. Ayrıca Piri Reis'le ilgili bir film çekeceğinizi ve Vietnam Savaşı'na dayanan hayat hikayenizi... Baştan başlayalım. Türkiye'ye ilk ne zaman geldiniz?

        Malcolm Keith Kay, Wales Prensi Andrew ile birlikte (İngiltere, 2010)

        İlk kez 1968'de. Sen daha annenle babanın aklında bile yokken. Otostop çekerek ülke ülke geziyordum... İstanbul'a geldim ve burada 3 ay kaldım. İstanbul o zamanlar güzeldi, herkes meraklı ve sokaklar da temizdi. Yüksek yüksek binalar yoktu. Eski evler olağanüstü görünüyordu ve Boğaz'ın suyu yanlarına kadar gelirdi. Sonra 1992'de Dokuz Eylül Üniversitesi'nde bir oyun yönetmek için yeniden geldim ve orada karımla tanıştım. Sonra da 1992'den 1996'ya kadar burada kaldım ve Avrupa'ya geri döndüm.

        Yaklaşık 9 yıldır Türkiye'de yaşıyorum. Avustralya'da yaşarken her şeyden uzaksınız. Güzel bir ülke ama bir yerden bir yere gitmek 10 saat ve Avrupada bir yere gitmekse 27 saat sürüyor. Yani izeole bir hayat yaşıyorsunuz. Ben de sinema, tiyatro ve televizyon işlerim için seyahat etmeye başladım. Japonya, Çin, Rusya, İsveç, İsviçre, Polonya, Kanada, Amerika, İngiltere ve tabii ki Türkiye olmak üzere Avustralya'nın dışında vakit geçirmeye başladım. Bir süre de Ortadoğu'da kaldım ancak bunu belli bazı sebeplerden ötürü anlatmayacağım.

        Ve oryantal dediğim şeye karşı bir sevgi duymaya başladım ancak Türkiye benim için Doğu tarzında oryantal bir yer değil. İkisinin arasında bir yerde. Burada hem Doğu kültüründen bir parça tadabiliyor hem de hoşuma giden hayat tarzını yaşamaya devam edebiliyordum. Yani ilk zamanlarda güvenli bir yerdi. Artık o kadar güvenli değil.

        Daha sonra bir Türk'le evlendim ve doğal olarak Türkiye'de kaldım. Buradaki zeki insanları sevdim. Aslında Türk insanlarının hepsini seviyorum ancak siyasetçilerinden hoşlanmıyorum. Sistemleri sevmiyorum çünkü inandığım ve her insanın inanması gerektiğini düşündüğüm şeylere karşı suçluluk duymama neden oluyorlar. Bütün insanlar eşittir (Bunu Türkçe söylüyor). Ve burada ne söyleyebileceğim ve ne söyleyemeyeceğim konusunda hep bir çelişki buldum.

        "JOEL EDGERTON, DAVID WENHAM, NICOLE KIDMAN BENİM ÖĞRENCİLERİMDİ"

        İzmir Devlet Tiyatrosu'nda çalışıyorsunuz. Burada çalışmaya ne zaman başladınız?

        Evet, 20 yıldır Devlet Tiyatrosu'nda ayrıca özel ve şehir tiyatrolarında 20'den fazla oyun yönettim. Ancak bu, bugüne kadar yaptıklarımın oldukça küçük bir kısmı. 14 yaşındayken İngiliz televizyon dizisinde oyunculuk yapmaya başladım ve çocuk aktör olarak başladığım kariyer performans sanatçısı olarak devam etti. Yani öncelikli olarak bir oyuncuyum. Profesyonel olarak 110 oyunda oynadım ve 93 tane yönettim. Az zamanda çok şey yaptım. Ya da belki de uzun bir süre demeliyim. Kısacası 51 yıldır bu işin içindeyim.

        “Mad Max” filminin hareket yönetmenliğini yaptığınızı duydum... Peki hangi filmlerde çalıştınız?

        Mad Max'ten çok az bahsediyorum çünkü Mel Gibson uzun süreli arkadaşımdır. Mad Max'te dublörlük işlerine baktım. Ayrıca birçok aktörün eğitimine katkıda bulundum. Yeni filmlerden sayacak olursam "Exodus: Gods and Kings” filminden Joel Edgerton, 4 yıllık öğrencimdi. “Lord of the Rings” ve “300 Spartalı”dan David Wenham da öğrencilerimden biri. Nicole Kidman eğittiğim çocuklardan biriydi. İlgi alanıma giren çok fazla insan oldu. Yüzüm size tanıdık gelen ama büyük ihtimalle hiç görmediğiniz yüzlerden. Ve beni aradığınızda 3 adım olduğunu görürsünüz. Ben bu işi ünlü olmak için yapmıyorum. Avustralya'ya gitsem sokakta yürüyemem çünkü beni tanırlar. Zaten bu yüzden Avustralya'yı terk ettim. İngiltere'de de ünlüydüm ancak artık beni hatırlamıyorlar. Türkiye'de ise zaten oyunculuk yapmıyorum. Yani bir Avustralya filmi olan Dismissal gibi filmler ve televizyon dizilerinden sonra oyunculuğu 1993'te bıraktım. Gündüzleri prova yapıyor, geceleri oynuyordum. Şimdi dördüncü evliliğimdeyim ve 20 yıl oldu. Oyunculuk ve filmlerle geçen bir hayat, özel hayatımı mahvediyordu çünkü hiçbir zaman evde değildim. Bu yüzden oyunculuğu bırakıp yönümü yönetmenliğe çevirdim. Tiyatro ve müzik teknolojisiyle ilgili 3 okul açtım.

        "ÜNLÜ OLMAK HİÇ DE GÜZEL BİR ŞEY DEĞİL"

        Galler - Wales Prensi Andrew, Malcolm Keith Kay'in İngiltere'deki 3D film stüdyosunda, 2010...

        Avustralya'da mı?

        İki tane Avustralya'da ve bir tane de İngiltere'de. Çünkü oralarda bazı sanat dallarında yeterince iyi eğitim olmadığını fark etmiştim. Özellikle müzik, müzik teknolojisi, tiyatro, opera ve dansla ilgili. Okullardan ikisi hala devam ediyor ancak biri kapandı. Ayrıca kariyerim boyunca 4 tiyatro grubu açarak işimi mükemmelliğe adadım. Bunu diğer ülkelerde de yapacak kadar şanslıydım. Seyahat ederken tanınmayan biri oluyorsunuz ancak çalıştığınız çember içinde bilinmek benim için çok daha önemli. Ayrıca ünlü olmak hiç güzel bir şey değil.

        Neden?

        Biri seni durdurup fotoğraf istemeden markete bile gidemezsin. Yani sonuç olarak hiç özel hayatınız kalmıyor. Göründüğü gibi değil. Arkadaşım Selim Bayraktar da aynı durumda. Selim'le gittiğim her yerde onu durdurup, fotoğraf çektirmek istiyorlar. Bu onun için bir kabus. Diğer arkadaşım Engin Altan Düzyatan için de aynı şey geçerli. Etrafında paparazziler olmadan evinin dışına bile çıkamıyor. İnsanlar, yaptığın her şeye burnunu sokuyor. Evet parası iyi ancak o parayı harcayacak bir sosyal hayatınız kalmıyor. Böylece kendini özelleştirmeye ve küçük bir çember içinde çalışmaya başlıyorsun. Ve o küçük çember içindeki herkes hakkındaki her şeyi biliyor. Bunu uzun süre önce bıraktım ve yeniden dönmek de istemiyorum.

        "NEDEN TAMAMI TÜRKLERDEN OLUŞAN İNGİLİZCE BİR FİLM YAPMAYALIM?"

        Türk filmleriyle ilgili ne düşünüyorsunuz?

        Bu yıl 66 yaşına girdim ve Türkiye'ye emekli olmak için geldim. Böylece arkama yaslanıp "Oh artık çalışmak zorunda değilim" diyebilecektim. Ancak gerçekte yaptığım şeyi özellikle Türkiye'de yapmaya başladım. Şimdi Türkiye'ye bakıyorum ve henüz ne yapılmadığını görebiliyorum. Tamamen Türk oyunculardan oluşan tamamı İngilizce bir film hiç yapılmadı mesela. Ben de "Neden?" diye düşündüm. Burada da oldukça iyi oyuncular var. Müzik, ses, sinematografi gibi alanlarda oldukça başarılı teknik insanlar var. Her yer Los Angeles gibi. Ben de kendi kendime "Neden Türklerden oluşan İngilizce bir film yapmayalım ve başka ülkeler de bunun bir parçası veya sponsoru olmasın" dedim. Ancak genel olarak Türkiye'de geçmeliydi. Böylece eşimle birlikte Piri Reis'in senaryosunu yazmaya başladık. Piri Reis'i anlamak açısından oldukça Müslüman bir bakış açısıyla ele aldık. Piri Reis'le ilgili ne biliyorsun?

        PİRİ REİS İSPANYA'DAN KAÇAN BİR YAHUDİ'YLE EVLENİYOR...

        Sadece dünya haritasını çizen kişi olmasıyla ilgili bir şeyler...

        Dünya haritası 1513'te bitirildi. Harita Antartika'nın şeklini gösteriyordu. Orada Antartika diye bir kıta olduğunu öğrenmemizden çok daha önce ve kıta buzların altındayken. Peki nasıl? Bunu uydular aracılığıyla 30 yıl önce yapmaya başladık. Bu benim dikkatimi fazlasıyla çekti. Bu adam nereden geliyordu? Ona ne olmuştu? Bu neden ve nasıl olmuştu? Ve neden idam edilmişti? Okumaya başlayınca Piri Reis'le ilgili hiçbir şey bulamadım. Babası, annesi ya da evlenip evlenmediğiyle ilgili hiçbir bilgi yok. Kimse! Hiçbir şey bulamazsınız! Ben de daha derine inerek bunun bir hikayeye ihtiyacı olduğunu düşündüm ve onun astral seyahat yapabildiğine ve böylece çocukluğundan itibaren dünyayı görebildiğine eğilen senaryoyu yazdım. Yani filmi haritaların geldiği bilimsel bir sürece ve daha başka şeylere dayandırdım. Felsefenize göre hayal ettiğinizde, dünya ve cennet oranından daha fazlası var. O, rüyalarında bunu görebilecek yeteneğe sahipti. Ben de bunun üzerine çalışmaya başladım ve 11 yaşından başlayarak 84 yaşında ölmesine kadarki süreci anlatan 123 sane yazdım. İspanyol Engizisyonu'ndan kaçan İspanya'daki Yahudilere yardım eden Müslümanlar arasında gidip gelen güzel bir senaryo ortaya çıktı. Piri Reis'i bir Yahudi'yle evlendirdim. Karısı öldükten sonra Sultan'ın eşlerinden birine aşık olduğunda amcası Kemal'le onunla konuşuyor.

        "FİLMİ ABHAZYA'DA ÇEKECEĞİZ"

        Malcolm Keith Kay, ben ve filmin müziklerini yapacak Can Katipzade ile birlikte...

        Bu hikayede gerçeklik var mı?

        Hayır, kimse Piri Reis'in evlenip evlenmediğini bilmiyor. Ben de onu İspanya'dan kaçmalarına yardım ettiği bir Yahudi ile evlendirdim. Burada bir sürü aşk, bir sürü savaş, bir sürü kavga ve kimsenin nasıl olduğunu açıklayamadığı bir yeteneğe sahip olan bir adamın güzel tarihi var. Böylece senaryo güzel bir şekilde ortaya çıktı. Selim Bayraktar ile Piri Reis'i oynaması için sözleştim,fonu sağladığımızda Engin Altan'ın da Kemal rolünde oynayacağını umuyorum.

        Filme yıl sonunda başlamayı planlıyoruz. Çok fazla ön hazırlık ve ön-prodüksiyon var. Filmin ikinci taslağı, story board'lama, oyuncu seçimi ve yerler hazırlanacak. Ayrıca filmi topraklarını kullanmamızı öneren küçük bir ülke olan Abhazya'da çekeceğiz.

        "DRACULA UNTOLD'UN SENARYOSUNUN ORJİNAL YARISI BENİM"

        Senaryosunu çaldırdığınız ve hala üzerinde çalıştığınız "Dracula" filminden bahseder misiniz?

        3 yıldır üzerinde çalıştığım gizli bir projeydi. Çalındı diyemem ama biri öğrenmiş olmalı. Çünkü "Dracula Untold"u çıkardıklarında senaryonun yarısı benim yazdığım senaryoydu. Bunu önce tiyatro oyunu olarak sonra da film olarak yazmıştım. Şimdi hala üzerinde çalıştığım film benden çimdiklemedikleri olaylar üzerine örülü; Türklerin gözünden, Türk uyarlaması bir Dracula hikayesi.

        Peki bunu nasıl çaldılar?

        Yorum yapamam.

        Neden ama bu yazıp filmleştirmeye çalıştıklarınız içinde belki de en önemli olanı!

        Yorum yapamam çünkü onlara dava açmaya çalışıyorum. Bir şey dersem kendimi mahkemede bulabilirim. Onlara işimi çaldıklarından ötürü dava açmaya uğraşıyorum.

        Peki onlara kızgın değil misiniz?

        Benim yaşımda öfke çoktan geride kaldı. Denge, öfkeden daha öenmlidir. Sinirlenmek sadece tek şeye neden olur; ömrünüzü kısaltmak.

        Orjinal senaryonuzda da Fatih Sultan Mehmet ölüyor muydu yoksa o kısmı onlar mı değiştirdi?

        Onu hafifçe değiştirdiler ama sinopsis aynı. Kelimeler farklı ancak sinopsis tıpatıp aynı.

        "OYUNCULARIN YÜZDE 80'İ TÜRKLERDEN OLUŞACAK"

        Pekala. Piri Reis'in senaryosunu çoktan bitirdiniz değil mi? Tamamı Türk oyunculardan mı oluşacak yoksa bazı kısımlarına Hollywood yıldızlarını da koymayı düşünüyor musunuz?

        Oyuncuların yüzde 80'i Türk olacak çünkü film Türk bakış açısından anlatılıyor. Ancak papaz, Kristof Kolomb ve Kraliçe Isabel'i oynaması için yabancı oyunculara ihtiyacım var. Ama bazı arkadaşlarıma sorarsam, katılacaklarına eminim.

        Kim gibi?

        Sanırım onlardan başlarda bahsettim. Filmime katılmaları için onları ikna edebilirim.

        Filmin orijinal müzikleri için kiminle görüştünüz?

        Ennio Morricone & James Horner'ın büyük hayranıyım. Ancak Can Katipzade'nin müziğiyle tanıştırıldım ve kendine özgü orjinal tarzından çok etkilendim. Antalya'da tanıştık ve ona yeni projemden bahsettim. Fikirlerini öğrendikten ve filmin müziğine dair yaklaşımından sonra bu genç ve yetenekli müzik prodüktörüyle çalışmayı kafama koydum. Piri Reis filminin orjinal müziklerini oluşturacak.

        “OYUNCU SEÇMELERİ BU YIL EYLÜL'DE BAŞLAYACAK”

        Filme ve oyuncu seçimlerine ne zaman start vereceksiniz?

        Oyuncu seçimlerini bu yıl Eylül ayında netleştireceğim. Filmin prömiyerini 2 yıl içinde yapmaya çalışıyorum. Bu, film terimleri içinde oldukça kısa bir süredir. Normalde bu tarz filmler 5 yıl alır.

        Bazı Hollywood oyuncularının sizin öğrenciniz olduğunu söylemiştiniz. Hangisi en sevdiğiniz öğrencinizdi?

        David Wenom ve Joe Laggiton onlardan ikisi. Sinema, televizyon ve tiyatroda birlikte çalıştığım en iyi oyunculardan ikisidir. Çünkü onlar düşünen oyuncular. Birlikte çalıştığım bir diğer kişi de "Manolya" ve "Muhteşem Gatsby" filmlerinin yönetmeni Baz Luhrmann'dı. Baz ve ben gençken oyuncu olarak çalışmıştık. O ozaman 17 yaşındaydı. Şimdi tüm o yıldızlarla çalışıyor. Avustralya terimine göre aile kavramımız oldukça küçüktür. 20 milyon nüfuslu bir ülkeyiz. Yani eğer Avustralya'da yaşıyorsan çalıştığın alanda herkes herkesi tanır. Ben de bu çevreyi bu filmde kullanacağıma inanıyorum. Ancak ağırlıklı olarak Türk olmalı. İngilizce bir Türk filmi olacak. Daha önce neden hiç yapılmadı?

        Russle Crowe buna benzer bir şey yapmaya çalıştı ama.

        Ama o bir Türk filmi değildi, öyle değil mi?

        Evet, haklısınız.

        O Türkiye'de çekilen ve Türk oyuncular oynuyormuş gibi gözüken bir Russell Crowe uyarlamasıydı. Türk bakış açısından Türklere ait bir konuya eğilen, Türk oyuncuların oynadığı, yabancıların da daha ufak rollerde yer aldığı bir Türk filmi olmadı. Bu farklı bir denge ve "The Water Diviner" tamamen karmakarışık. İzlediğim en kötü filmlerden biri ve Russell'ın buna başlamayı düşünmüş olmasından bile utanıyorum. Sen izledin mi?

        Hayır izlemedim ama Avustralya'da fazla beğenilmediği okudum.

        Endüstrideki çoğu insan beğenmedi. Çok zayıf bir film. Bir Türk filmi için duyduğum en yüksek bütçe 14 milyon dolarla "Kurtlar Vadisi"ydi. Piri Reis'in bütçesini daha yeni çıkardık. Reklam olmadan neredeyse 18 milyon dolar ediyor. Eğer bu film ABD'de çekiliyor olsaydı 200 milyon dolardan fazla tutardı. Çoğu dernekler ve maaşlara gidiyor. Yani Türkiye'de 18 milyon dolar Amerika'da 200 milyon dolar.

        "KIŞ UYKUSU DIŞINDAKİ TÜRK FİLMLERİ ÇÖP"

        Hollywood veya ABD'den fon sağladınız mı?

        Hayır, hem de hiç. Türkiye'de çekilen İngilizce ve yabancı ama tamamen bağımsız bir film olması gerekiyor. Filmi Cannes, Sundance, Venice gibi festivallere yollamayı planlıyorum.

        Türk sinemasıyla ilgili ne düşünüyorsunuz? Son yıllarda büyümeye başladı.

        İnsanlar bana hep zor sorular soruyor. Unutma hala Türk vatandaşlığım için bekliyorum. Bir yıldan beri bekliyorum ve alıp alamayacağımdan emin değilim. O yüzden söylememem gereken şeyleri söylememem gerek. Pekala. Türk sinemasına 1 ile 10 arasında bir rakam verelim. Nuri Bilge Ceylan'ın "Kış Uykusu" filmi gibi iyi olana 8 veririm. Ancak geri kalanına rakam vermekte zorlanabilirim.

        Yani geri kalanı çöp diyorsunuz...

        Evet, çöp. Komediler televizyon sit-com'larından fırlama gibi. Detaylara önem vermiyorlar. Seçtikleri kişilerin sektörde deneyimli, eğitimli veya yetenekli olmasına dikkat etmek zorundalar. Ancak başroller ve yapım ekibi işleri, genelde birinin akrabası veya arkadaşı olan alıyor. Bu tıpkı eğitimsiz insanların televizyon yıldızı olmak istemeleri gibi. Türkiye'de kontrolden çıkmış bir mafya var.

        Sinema mafyası gibi bir şey mi?

        Evet, sinema mafyası, tiyatro mafyası, opera mafyası... Ve tüm bunların üzerinde çok fazla dedikodu, çok fazla kavga var. İnsanların tüm bunları bir kenara koyarak Türkiye'nin yararına düşünmesini istiyorum. Türkiye'nin kültürel, sosyal sağlığı ve sanat, müzik, opera ve tarihi değerlerin sağlığı adına. Türkiye çok büyük bir zenginliğe sahip.

        Evet, malesef bunu kullanmıyorlar.

        Evet bunu maksimum kullanmıyorsunuz.

        "BU SİSTEM FİKİRLERİ ÖLDÜRÜYOR"

        Türk yönetmenlerle ilgili ne düşünüyorsunuz?

        Türkiye'de yönetmen yetiştiren bir okul yok. Dokuz Eylül Üniversitesi'nde ders vermiştim. Oradaki insanları sevdim ancak bu ülkede insanlar üniversiteden sonra master yapıp asistan öğretim görevlisi oluyor veya doktora yapıyor. Okuldan sonra da okulda kalan insanların uzman olduğunu mu düşünüyorsunuz? Eğer öyleyse burada bir sorunumuz var. Ben doktora yapmadım ancak bir üniversitenin ikinci başkanı oldum. Neden biliyor musun? Tiyatro geçmişimden dolayı. Ancak burada bunu yapamıyorum' Ünivrsitenize en alt düzeyden giriyorum. Bu sistem fikirleri, gelişimi ve girişimciliği öldürüyor.

        Türkiye'nin ne yapıp ne yapmaması gerektiğini söyleyemem. Sadece sisteminizin belli gruplar tarafından yönetildiğini söyleyebilirim. Türkiye'nin küresel olarak ilerlemesini sağlayacak çok fazla kültürel, teatral ve sanatsal potansiyeli var. Bu potansiyelin patladığını görmek isterdim ama hiç umutlu değilim.

        Son olarak Türkiye'de en beğendiğiniz oyuncular kimler?

        Cem Yılmaz'ı gerçekten beğeniyorum. Kesinlikle çok iyi bir oyuncu. Ancak Genco Erkal'ın bir numara olduğunu söyleyebilirim. O düşünen bir oyuncu, sanat yapılarını anlayabiliyor. Sanat formlarından korkmuyor. Onu ilk 1990'da Avustralya'ya bizimle birlikte turlamaya geldiğinde görmüştüm ve İngilizce performans sergilemişti. Aklım yerinden gitmişti... Selim Bayraktar ve Orkun Yılmaz da favori oyuncularımdan. Sahnede büyüleyici duruyorlar. Müthiş derecede yetenekliler.

        GÜNÜN ÖNEMLİ MANŞETLERİ