DVD raflarından kısa kısa
Kerem Akça, DVD'si yeni çıkan filmleri değerlendirdi
KEREM AKÇA / keremakca@haberturk.com
DVD raflarında dolaşırken bu hafta gözüme çarpanlar “Işıltılı Hayatlar”, “Görünmeyen”, “Meleklerin Payı” ve “Büyük Sır” oldu. Bunların üçünün bizde vizyon şansı bulmadığını da eklemeliyim.
“Işıltılı Hayatlar”: Blues yüklü siyahi müzisyen biyografisi
Bill Condon’ın modern müzikali “Rüya Kızları”nı (“Dreamgirls”, 2006) hatırlatsa da aslında 1976 tarihli Afro-Amerikan kitleye göre üretilmiş “Sparkle”ın (1976) yeniden çevrimi karşımızda. Salim Akil o kitleye uygun bir müzisyen biyografisi üretirken, uyuşturucu ve aile içi şiddeti de bir ‘feminist’ omurgaya oturtuyor. Özellikle Curtis Mayfield’ın bestesini yaptığı akılda kalmış blues şarkıları ile Anastas N. Michos’un kadrajlarda renklerin her detayına hakim görüntü yönetimi dikkat çekiyor.
Ancak bu yeni “Sparkle” ya da “Işıltılı Hayatlar”, “Ladys Sings The Blues”un (1972) Diana Ross için yaptığını üçlü gruba uygulamanın ötesine gidemiyor. Kulaklarınızın pasını silen şarkılar bir yana aslen kitlesi belli bir eserle kalıyor. Büyük oranda da 1960’lardaki ‘siyahi’ dönüşüm adına bir şeyler söylemesiyle anılası bir çerçeveye oturuyor.
Sinemaskop oranında da zaman atlamalarına tabi tutulan biyografi damarı en azından tutarlı duruyor. Afro-Amerikan ve feminist kahramanlık hikayelerini deneyimleme arzusundaki tatmin edecek ‘özdeşleşme’ kıstasını yerine getirerek parlamayı beceriyor. Ve elbette iflah olmaz blues hayranlarını... “Işıltılı Hayatlar”ın geçen sene aramızdan ayrılan Whitney Houston’ın son filmi olduğunu da not olarak düşelim.
FİLMİN NOTU: 4.5
“Görünmeyen”: Biçimci bir ‘Karabasan’
Todd Lincoln’ün “Görünmeyen”i (“The Apparition”) yönetmenlik ve korkutma metotları açısından fazla stüdyo müdahalesi görmüş bir bayatlık içeriyor. Bu konuda özellikle ses efektlerini ve kurgu numaralarını göz önünde bulundurursanız sinemaskop oranının (2.35:1) nasıl boşa harcandığını görebilirsiniz. Yakın planların girizgahtaki ‘buluntu filmimsi’ kısmı öne çıkarma adına oranını fazlaca arttırması ise aslında yerine göre ‘doğru’ olabilir.
Ancak burada o tercih; gözümüze sokulan karakterler, olaylar ve efektlere yol açıyor. 1.85:1’de filmini kurtarabilecek yönetmen, belki senaryosunu 79 dakikayı geçmeyecek bir örgüye kavuşturmasıyla ‘artı puan’ alabiliyor. Zira genelde karşımıza çıkan hayalet, zombi, yaratık, slasher katili gibi bildik, korkutucu ötekiler burada boşlukla yer değiştiriyor. “Karabasan” (“The Entity”, 1982) klasiğinin günümüz gençliğine uygun versiyonuna transfer oluyor.
Paranormal bir varlığın yarattığı dehşet de büyük oranda korkutucu anlara ve hissizlik duygusuna yol açıyor. Böylece “Görünmeyen”, bir derece izlenir bir seyirliğe dönüşürken Sidney J. Furie’nin korku klasiğini zihinlerde canlandırıyor çokça. Korku-gerilimin orta yerinden fışkıran tedirgin edici ‘mahlukat’ ise büyük oranda korkutuyor. Ama kabul etmeliyiz ki oradaki soğukkanlılık, gerçekleri keşfetme algısı ve 70’ler ruhunun suküneti burada yok elbette.
FİLMİN NOTU: 4
“Meleklerin Payı”: Ken Loach’un komedi başıboşluğu
Mario Monicelli’nin “Big Deal on Madonna Street”ini (“I Soliti Ignoti”, 1958) akla getiren sadelikte bir ‘hırsızlık/soygun komedisi’ denebilir. Ken Loach bir kez daha işçi sınıfının arasından bir umut hikayesi anlatırken, ‘viski’yi ana merkeze yerleştiriyor. Onun peşine dört arkadaşı takarak da bir suç mizanseninin izini sürüyor.
Her zamanki gibi derme çatma görsel yapısıyla sosyal yapıya odaklanma arzusu burada yeteneksiz oyuncularla doldurunca sonuç kaçınılmaz oluyor. Zaman zaman fazla gerçekçiliği yüzümüze tokat gibi çarpmasıyla bir sınıfın dramını iyi yansıtan yönetmen, burada fiziksel komediyi buğulu gözlüklerden ibaret görmesiyle bu eşiği atlayamıyor.
“Meleklerin Payı” (“The Angels’ Share”, 2012) da büyük oranda Alper Kul, Şahan Gökbakar gibi mizah yetkini oyunculara ihtiyacı olan, küçük ve tanımsız bir komediye dönüşüyor. Ken Loach’tan beklenen bu hamle aslında şaşırtmıyor ve el kamerası-sabit kamera arasında gidip gelen gramersizliğin altına bir ‘boyutsuz oyuk’ daha açmaya yarıyor. Meraklısı samimiyet için sosyal gerçekçi tabanlara İngiltere İtalya fark etmeksizin bakabilir.
FİLMİN NOTU: 2.6
“Büyük Sır”: Cüretkar bağımsız, klişelerle boğuşuyor
Bağımsız sinemanın uçukluklar ve alt kültür temsilcisi olarak anılabilecek Jamie Babbit, “But I’m a Cheerleader” (1999), “The Quiet” (2005) ve “Itty Bitty Titty Committee” (2007) ile duruşunu belli etmiş bir isim. Ancak aralarda çektiği ‘maddi geri dönüş amaçlı’ dizi projeleri onun belini fazlasıyla büküyor belli ki. Öyle olunca da ister istemez ilk filmindeki tutarlı aksesuar/sanat yönetimi çalışması ile ikinci filmindeki özenli sinematografiyi diğer filmlerinde göremiyoruz.
“Büyük Sır” (“Breaking the Girls”, 2012) da onun “Seks Oyunları”na (“Cruel Intentions”, 1998) cevabı olarak anılabilir. Yani cinsel fantezi, seks oyunları ve birbirinin tanıdığını öldürme yozlaşmasını gösterirken, Hitchcockyen gerilimleri boyutsuzlaştırıp ‘erotik-gerilim’ haline getiren o bildiğimiz şablonun ürünü. İki ana karakterin lezbiyen olması şaşırtmasın, Babbit burada sadece kapanış sekansındaki kurgu tutarlılığı ve seks sahnelerindeki orta halli cesaretiyle anılabilir.
Ama kabul edelim ki, daha önceden korku filmlerinden tanıdığımız 1985’li Agnes Bruckner’in yanında Madeline Zima, Kate Levering ve Shawn Ashmore da hiçbir inandırıcılık kuramıyorlar metinle. Aksine 80 dakikayı bulan süre ışıksızlık, bolca konuşma ve röntgencilik hedefiyle akıp gidiyor. Böylece lezbiyen karakterlerin kimlik arayışını ele alma, ensest meselesine odaklanma ya da feminizmi öne çıkarma hedefli Babbit, sahadan eli boş dönüyor. Bütün klişe dramatik yapı, zayıf oyunculuklar ve bir-iki sahnedeki yönetmenlikle sarsılınca aslında ‘tanımsız’ kalıyoruz.
FİLMİN NOTU: 2.7
Kerem Akça’nın Önerdiği 15 DVD:
1-Masumiyetin İhtiharı (The Virgin Suicides)
2-Şeytanın Evi (The House of the Devil)
3-Acil Teslimat (Premium Rush)
4-Loraks (The Lorax)
5-Cesur (Brave)
6-Pamuk Prenses ve Avcı (Snow White and the Huntsman)
7-Kibar Soyguncu (Citizen Gangster)
8-A Very Harold & Kumar Christmas
9-Sır (The Tall Man)
10-Bourne’un Mirası (The Bourne Legacy)
11-Gözüm Üzerinizde (The Watch)
12-Babasının Oğlu (That’s My Boy)
13-Ölümcül Deney 5: Kıyamet
14-Mahşer Günü (The Divide)
15-Bahse Var Mısın? (Lay the Favorite)
Not: Liste, son iki ayda çıkan DVD’lerden oluşturulmuştur. Her hafta güncellenecektir.