Habertürk
    Takipte Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
        Haberler Kültür-Sanat

        “Avatar” ve “Titanic” gibi gişe rekortmeni filmlerin şirketi olarak bilinen 20th Century Fox, belki de ‘bağımsız şirket kolu’nu en işlevsel kullanan stüdyo. Zira Fox Searclight, Sundance Film Festivali’nden satın aldığı Amerikan bağımsızlarını yaz sezonunda gelir kapısına çevirmesiyle dikkat çekmişti ilk olarak. Son üç yılda ise “Milyoner” ile başlayan bir ivmeyle Oscar stratejileri konusunda neredeyse yüzde yüz bir başarı elde ediyor. Şirketin DVD’leri yeni çıkan bağımsızları “Siyah Kuğu”, “127 Saat” ve “Beni Asla Bırakma” da bu sezon eylül ayından beri Oscar yarışının has rekabetçileri oldular. Bunların iki tanesi amaçlarına ulaşmalarıyla şirketin bir kez daha yüzünü güldürdü. Fox Searchlight, ciro ve prestij oranının her geçen sene üzerine koymayı sürdürecek gibi.

        Oscar yarışı denince hemen aklımıza DreamWorks-Miramax ikilisi gelir. Ancak son 5-6 senede bu durum bir hayli farklılaştı. Miramax’ın Weinstein Kardeşler’in elinden çıkması ve stüdyo filmlerinin devre dışı kalması, defalarca kez söylediğimiz gibi bir ‘bağımsız şirket’ rekabetini beraberinde getirdi. Bu durumdan yararlanan Fox Searchlight da şirket portresinin beklenen karşılığını vererek Oscar projelerinin aranan oluşumu haline geldi. 2009’da “Milyoner”in (“Slumdog Millionaire”) Oscar ödülüne uzanmasının ardından bu sezon da dört önemli proje ile bu yarışa girmesi bir kurumsallaşma göstergesi.

        Fox Searchlight’ın dört aday adayından ikisi beklediklerini aldı

        Daha önce de belirttiğimiz gibi bahisleri eylül ayında Toronto Film Festivali’nden açan şirketin, “Siyah Kuğu” (“Black Swan”, 2010), “127 Saat” (“127 Hours”, 2010), “Beni Asla Bırakma” (“Never Let Me Go”, 2010) ve ülkemizde vizyona girmeyen “Conviction” (2010) ile o koldan saldırdığını gördük. Bunlardan ilk ikisi için planlanan yönetmen, film ve oyuncu adaylıklarının çoğunluğu gerçekleşirken üçüncü ve dördüncü filmler güme gitti işin doğrusu. Ancak bu durumun da ‘ağırlık verme’ konusunun aktifleşmesi olarak kabul edilmesi şart.

        Bunların yanında 20th Century Fox’un bir başka yan şirketi olan Fox 2000’in de kasım vizyonuyla sürpriz bir giriş yaptığı görüldü. Ancak “Aşk Sarhoşu”nun (“Love and Other Drugs”, 2010) direk vizyon yoluyla gelip sadece Altın Küre adaylıkları çıkarabildiği görüldü. Bu da plansız bir durumdu aslında.

        “Napoleon Dynamite”ın bütçesini % 10.000’e katlaması halen unutulmadı

        Fox Searchlight 1995’den beri 20th Century Fox’un, yani “Titanic” (1997) ve “Avatar” (2009) gibi tüm zamanların en çok izlenen filmlerini çıkaran şirketin kolu olmayı sürdürüyor. Bağımsız filmleri yakalayıp onlardan para kazanmayı amaç edinen şirketin özellikle “Napoleon Dynamite” (2004), “Sigara İçtiğiniz İçin Teşekkürler” (“Thank you For Smoking”, 2005), “Şampiyon” (“The Wrestler”, 2008) gibi yapıtlardan elde ettiği gelirler halen dillere destan.

        Ancak son üç yıldaki Oscar girişleriyle ‘prestij’ dönüşü sağlamaya da başladı Fox Searclight. Belki bu sene “Win Win”, “Another Earth”, “Tree of Life”, “The Descendants” ve “The Best Exotic Margold Hotel” ile Toronto’dan çıkış yapabilirler. Ancak esas önemli olan Oscar’ın sevmediği Darren Aronofsky’yi ve Danny Boyle’u yarışa sokma becerileri.

        Darren Aronofsky ve Danny Boyle’un önemsenmesini sağlayan şirket

        Zira özellikle “Siyah Kuğu” gibi hipnotik, gerçeküstücü, karanlık, belleksel ve korku tonlu kara filmlerin bu noktaya gelmesi zordur. Danny Boyle’un biçimci yönetmenliğine de böyle bir rol biçmek bir hayli imkansız. Ancak “Milyoner” ve “127 Saat” gerçekleri ortada. Onun interaktif dünyaya ayak uyduran azim hikayeleri dikkat çekici noktalara geldi. Boyle, Eastwood kadar önemli bir yönetmen olarak görülmeye başlandı Oscar ufuklarında...

        Belki “Conviction”ın ‘kadın hakları’ hikayesine fazla odaklanılıp sinemasal motivasyonun unutulması yanlıştı. “Beni Asla Bırakma” gibi çok satan bilimkurgu romanına Mark Romanek girişi konusunda da bir tercih yanılsaması olduğu çok açık. Ancak ilkinden Hilary Swank ile ikincisinden Carey Mulligan’ın kadın oyuncu adaylıkları Natalie Portman’a fazla yüklenme ile arka planda kaldı gibi. Zira genel anlamda proje bazında dikkat çeken eserler bunlar kabul edelim. Fox Searchlight da belli ki ilerleyen dönemde kendine kollar açmak durumunda kalabilir!

        “İki Kadın, Bir Erkek” ve “Gerçeğin Parçaları” da çıkıyor

        Haziran ayı içinde Lisa Cholodenko’nun lezbiyen aile gerçeğini bir bağımsız filmle Oscar yarışına soktuğu eseri “İki Kadın, Bir Erkek” (“The Kids are All Right”, 2010) de raflarda olacak. Aslında cesaretiyle “Aşk Sarhoşu” ile eşit düzeyde bir ilgiyi hak ediyor bu eser. Ancak yine bağlanış açısından sıkıntıları var.

        Bir başka Oscar adayı “Gerçeğin Parçaları” (“Winter’s Bone”, 2010) ise bir kasaba kara filmi olarak dikkat çekici görüntüleriyle öne çıkıyor. Debra Granik’in ikinci eseriyle bu noktaya gelmesinde Fox Searchlight gibi şirketlerin bağımsız eserleri yarışa sokmasının rolü büyük elbette. Filmde özellikle bu hafta “X-Men: Birinci Sınıf”ta (“X-Men: First Class, 2011) izleyeceğimiz Jennifer Lawrence’ın farklı haline ve performansına dikkat derim!

        Kerem Akça’nın Önerdiği 15 DVD:

        1-Yaralı Yüz (Scarface) (1932)

        2-Siyah Kuğu (Black Swan)

        3-Nokta

        4-New York’ta Beş Minare

        5-Sinan Çetin Koleksiyonu

        6-Hırsızlar Şehri (The Town)

        7-Anneme Dokunma (Cyrus)

        8-Gemide İsyan (The Bounty)

        9-Kundakçı (Incendiary)

        10-Yukarıdaki Tehlike (Skyline)

        11-İki Kadın, Bir Erkek (The Kids are All Right)

        12-Dövüşçü (The Fighter)

        13-Aşk Sarhoşu (Love and Other Drugs)

        14-Aşk Tesadüfleri Sever

        15-İncir Reçeli

        Not: Liste, son 2 ayda çıkan DVD’lerden oluşturulmuştur. Her hafta güncellenecektir.

        keremakca@haberturk.com

        GÜNÜN ÖNEMLİ MANŞETLERİ