Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

Nazenin Tokuşoğlu, HT Cumartesi'de Antakya kültürünü kaleme aldı.

İstanbul’dan çıktım yola. Ve her sabah tabiatın bu kadar cömert, toprakların bu kadar bereketli, yemeklerin bu kadar lezzetli, dört ayaklıların bu kadar insani olduğu bu cennet parçasında uyananları çok ama çok kıskandım. Bir sırt çantası, küçük bir de valiz aldım yanıma. Ancak bu entelektüel görüntü, dönüşte, yaz tatili sonrası Almanya’ya torbalarla taşınan gurbetçileri benzeyecekti. Valizlere sığmayan defne yağı, sabun çeşitleri, biber salçası, tuzlu yoğurt, zahter ve peynir dolu Antakya poşetleri oramdan buramdan fışkırıyordu. Konyalı olan annem “Kızım Antakya’dan yoğurt mu gelir” dedi. Bizim Konya’nın da süzme yoğurdu pek meşhurdur, herhalde ondan içerledi. Ama Antakya’nınki gerçekten inanılmaz bir lezzetti.

Titus Tüneli Antakya’nın 30 kilometre güneyinde yer alıyor. M.Ö. 300 yıllarında şehri ve limanı sel baskınından korumak için yapılmış. Turistlerden çok ilgi görüyor.

Mesire yeri Harbiye’de irili ufaklı şelaler var.

Atatürk için de ayrı bir önemi olan, hatta ölmeden önce son iş olarak Türkiye topraklarına katmak istediği bu yeryüzü parçası barış içinde yaşamayı da çok iyi başarmış. Çan - ezan - hazan yazmayacağım uzun uzun. Zira internete Antakya yazdığınızda karşınıza ilk çıkan şey bu. İnsanların huzur içinde yaşadığı dinler şehri Antakya. Atatürk bunu önceden görmüş olacak, iyi ki görmüş. Bence onlara huzuru veren başka bir şey de içinde bulundukları coğrafya. Doğu ve Güneydoğu köylerinde yaşanan tezatlıklar Antakya’da yok. Filmlerde gördüğümüz köy havası verilmiş, çınar ağacının gölgesinde çay içilip sohbet edilen kareler Antakya’da gerçek. Hatta ben bunu yaptım. Hıdırbey köyündeki Hazreti Musa ağacı doğa aşıkları için cennet. 

Künefe tatlısının yapılışı meşakkatli bir uğraş gerektiriyor.

KÜNEFENİN YANINDA SOĞUK SÜT İÇİLİRMİŞ

Gelelim yemeklere. Yazının bu kısmını açken okumayın. Önce yemeden dönmeyin listesinden başlayalım: Cevizli biber, zahter, humus, tuzlu yoğurt, aşur, künefe, peynir tatlısı. Bunları tatmadan dönerseniz iki gün tek ayak üstünde bekleyin. Zaten çarşı civarında dolaşıyorsanız koku bütün konsantrasyonunuzu bozuyor. Bağırsak dolması mumbar da meşhur ama içeriği beni çok açmadı. Bu arada eskiden künefenin yanında soğuk süt içilirmiş. Ben bu geleneği peynirli helvayla değiştirdim ama sütün künefeyle iyi gittiği söyleniyor.

“Yemekten arta kalan zamanda neler yapılabilir”e geldi sıra. Filmlere, dizilere konu olan Asi Nehri’nin kenarındaki Antakya Arkeoloji Müzesi mozaik koleksiyonu zenginliği yönünden dünyanın ikinci büyük müzesiymiş. Gerçekten çok etkileyici, çok da güzel korunmuş. Tam şehir merkezinde.

Antakya’ya gidenlerin mutlaka uğradığı yerlerden biri de şehre altı kilometre uzaktaki Harbiye. Yayladağı’ndan akan sular arasında kurulan masalara oturuyorsunuz ya da benim gibi üşütme pahasına ayaklarınızı sokuyorsunuz. Mevsim yaz değilse de yanınıza mutlaka şal, kazak alıyorsunuz.

Şu ana kadar yazdıklarımı okudum da, tam anlatamadım gibi bir hisse kapıldım. Sanki içime sinmedi. Bizim politikacılar gibi bir sinmeme durumu değil Antakya çok daha fazlası. Evet evet, tek çare geri dönmek. Ama bu defa boş valizle...

Üç dinin ev sahibi

En kalabalık nüfusa sahip Alevi Araplar ve Sünni Türkler’in yanında, Alevi Türkler, Sünni Araplar, Ortodoks ve Protestan Araplar, Ermeniler, Yahudiler ve diğer topluluklar Hatay’ın çok kültürlü yapısının dinamiklerini oluşturuyor.

Atatürk’ten bir anı

Atatürk arkadaşlarıyla yemek yerken Hatay meselesi açılır. Tartışma çıkar. Ata, konuştuklarının Fransız diplomatlar tarafından dikkatle dinlendiğini görür. Bir ara elini beline atar, havaya birkaç el ateş açar. “Hatay benim için ve Türk milleti için namus meselesidir, benden nasıl vazgeçmemi isterseniz” diye bağırır. Bu küçük gösteri “korku” olarak sınırları aşıp Fransa’ya girmiştir bir kere.

GÖRMEK İÇİN 5 NEDEN

1. Tarihi taş devrine kadar uzanan, çok kültürlü yapısını yıllar boyunca korumuş Antakya’da üç dini de hissediyorsunuz.

2. Tarihin en önemli kiliselerinden St. Pierre, ‘Hristiyanlık’ isminin çıktığı şehir olan Antakya’da bulunuyor.

3. Dünyanın en büyük mozaik sergileme alanına sahip olan Antakya Arkeoloji Müzesi de bu şehirde.

4. Boğazına düşkün olanlar; çok şanslısınız. Antakya Alevilerinin etnik yiyeceği “herise” ya da “aşur” kesinlikle tadılmalı.

5. Burnu iyi koku alanlar, doğayı sevenler Antakya’yı derin derin solumalı. Zira şehir defne defne kokuyor.

Nasıl Gidilir?

Türk Hava Yolları ve Pegasus Hava Yolları’yla İstanbul’dan Hatay’a her gün uçabilirsiniz. Karayolundan Antakya’ya gitmek çok yorucu olabilir, uçak hem ucuz hem de kolay bir ulaşım yolu.

Ne Yenir?

Ne yenmez ki! Merkezdeki Sultan Sofrası öğle yemeği için çok başarılı. Akşam için de Havuzbaşı’nı önerebilirim.

Alışveriş

Keşke daha çok alsaydım diyeceksiniz! Baharat, nar ekşisi, reçel, biber salçası, tuzlu yoğurt, defne ürünleri, sünme peynir, ipek, bıçak...