Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
AA

1542 yılında Kanuni Sultan Süleyman'ın damadı Sadrazam Rüstem Paşa tarafından yaptırılan ancak inşası devam ederken Rüstem Paşa'nın vefatı üzerine çatısı ve minaresi cariyesi tarafından tamamlanan cami, Osmanlı ve Selçuklu'dan izler taşıyan ilçenin en büyük Türk-İslam eseri olma özelliği taşıyor.

AA'nın haberine göre Eserleriyle Osmanlı mimarlık sanatının muhteşem yüzyılını inşa eden Mimar Sinan'ın kalfası Yüzgeç Mehmet Paşa tarafından kare plan üzerine sıra moloz duvar tekniği ile yapılan camide bölgeden çıkartılan Lefke taşı kullanıldı.

Kırlangıç tekniğiyle kurulan caminin ahşap çatısı, asırlar geçmesine rağmen özgünlüğünü korumasıyla ziyaretçilerinin dikkatini çekiyor. Taş malzemeyle yapılan ve dikdörtgen bir kaide üzerine oturan, konik biçimli külah ile örtülen cami minaresi ise adeta görsel şölen sunuyor.

İç mekan süslemeleriyle hayranlık uyandıran caminin üç tarafına Fetih Suresi süslemeli biçimde işlenirken, kıble duvarında yer alan ve 17. yüzyıla tarihlenen Kabe tasvirli çini pano ön plana çıkıyor.

1779 yılında Keskinzade Hacı Ali Ağa tarafından tamir ve onarımdan geçirilen, Cumhuriyet döneminde de birtakım restorasyon çalışmalarından geçen caminin özgün yapısının korunmasına gayret edildi.

İlçenin en eski ve en büyük camisi olması itibariyle Ulu Cami ve Cami-i Kebir olarak da anılan cami, en son Bursa Vakfılar Bölge Müdürlüğünce 2011 yılında restore edilerek bugünkü halini aldı.

"ÇATININ BUGÜNE KADAR ÇÖKMEDEN GELMİŞ OLMASI HAYRETE DÜŞÜRÜYOR"

Osmaneli İlçe Belediye Başkanı Münür Şahin, Osmaneli'nden o dönem İpek Yolu'nun geçtiğini, caminin de şehrin merkezine inşa edildiğini söyledi.

Caminin en önemli özelliğinin inşasında ilçeden çıkartılan Lefke taşının kullanılması olduğunu vurgulayan Şahin, "Lefke, Osmaneli'nin eski ismi. Lefke taşı bu caminin inşa aşamasında kullanılıyor. Yığma taştan yapılan bir yapı. Aşağıda bir metreden daha geniş temele sahip olduğu ve yukarıya doğru bunun bir metreye gittiği ifade ediliyor" diye konuştu.

Şahin, Osmanlı Devleti döneminde yapılan camilerin neredeyse tamamının kubbeli olarak inşa edildiğine değinerek, "Bu cami ise Selçuklu mimarisini de içeriyor ve tamamen ahşap çatısı var. Çatı, 3 tane kare şeklinde oturtulmuş ahşaptan oluşuyor. Bugün mimarlık ve mühendislik fakültelerinin en fazla hayret ettiği konu çatının o dönemden bugüne kadar çökmeden gelmiş olması. Çatı, bütün ihtişamıyla varlığını sürdürüyor" dedi.

Caminin bölgedeki tarihi konaklarla beraber 350 bin metrekare sit alanı içinde yer aldığını kaydeden Şahin, camiyi korumak hedefiyle çalıştıklarını sözlerine ekledi.