Ayrı ev açma polemiği!
Eşine bağımsız ev açmayan koca kusurlu bulundu. Ayrı ev açmayan koca kusurlu mu?
Ümran AVCI / AHT
Sakarya’da kocası tarafından terk edilen kadının açtığı boşanma davasında, eşine bağımsız ev temin etmeyen koca kusurlu bulundu. Mahkeme, kocayı eşi ve çocuğu için aylık 400 TL nafaka ile 8 bin TL maddi ve manevi tazminat ödemeye mahkûm etti. Peki, eşine ayrı ev açmayan koca kusurlu mudur? Bu soruyu hem hukukçulara, hem de ilahiyatçılara sorduk.
'Eşler ikametgahı birlikte seçerler'
İstanbul Barosu Yönetim Kurulu Üyesi Av. Aydeniz TUKSAN:
YARGITAY içtihatlarına göre eş başkasıyla oturmaya mecbur edemez. Çift, ailesiyle birlikte oturtuyorsa ve bu bir boşanma sebebi olduysa karşı tarafın boşanma davası açma hakkı vardır. Ayrıca eş boşanmak istemiyorsa karşı taraf yeni, ayrı bir ev açmak zorundadır. Eş bir başkasıyla oturmaya mecbur edilemez. Bu erkek için de geçerle kadın için de geçerli. Birlikte oturmak geçimsizliğe sebep olmuşsa, bu yüzden bir geçimsizlik oluşmuş, buna dair boşanma davası açılmışsa kadın için de erkek için de hükümler eşit. Eğer çalışıyorsa kadın da ayrı ev açmak zorunda, evin geçimine, giderlerine ortak olarak katılıyor. Ama bu da haksızlık çünkü kadınla erkek Türkiye'de eşit mal paylaşımında eşit mi? Bugün yüzde 90 mal erkeklerin üzerine, yüzde 10 kadının üzerinde. Kadın da şahsi olarak ev açmak, birlikte açtıkları eve bakmak durumunda. Medeni Kanun'da hem erkek hem kadın için ortak hükümler var. Sorumluluklardan birlikte sorumlular. İkametgahı birlikte seçerler. Medeni Kanun'daki ‘Evliliğin Genel Hükümleri'nde göre eşler oturacakları konutu birlikte seçerler.
'Ayrı ev ön koşuldur'
Türk Üniversiteli Kadınlar Derneği Genel Başkanı ve Avukat Nazan MOROĞLU:
TERK eden taraf kusurlu taraftır. Terk de bir boşanma nedenidir. Eğer karşı tarafça ayrı bir ev açması talep edilmişse ve bu yerine getirilmemişse evlilik birliğinin yürütülmesine özen göstermemesi nedeniyle kusurludur. Ayrı ev açma, aile birliğinin sağlıklı yürütülebilmesi için bir ön koşuldu ve talep edilmişse yerine getirilmelidir. Aksi halde kusurlu duruma düşer...
'Evlenirken bunu biliyordun, oturmak zorundasın' denilemez'
Emekli Hakim - Avukat Eray KARINCA:
TÜRK Medeni Kanunu'nun 185. maddesi uyarınca evlenmeyle eşler arasında evlilik birliği kurulmuş olur. Çeşitli nedenlerle mahkemeden boşanma kararı istemek olanaklıdır. Kanunun 186. maddesi uyarınca eşler oturacakları konutu birlikte seçer, beraberce yönetirler. Bu yükümlülüğe aykırı davranış ekonomik şiddet nedeniyle boşanma konusunu oluşturan davranışlardandır. Nitekim mahkemece de davacı erkeğin bağımsız bir konut açmadığı ve 4 yıldır ayrı yaşadığı eşini ve çocuğunu sormadığı, geçimlerine katkıda bulunmadığı belirtilerek boşanmaya, tazminata ve nafakaya hükmedilmiş. Tartışılması gereken sorun, evlendiğinde kocasının bağımsız olmayan konutunda onun ailesiyle oturacağını bilen kadının durumudur. Evlendikten sonra kocası ve onun ailesinden kaynaklanan bir geçimsizlik doğmuşsa, artık kadın bu konutta oturmaya zorlanmaz. "Sen evlenirken bunu biliyordun, hep oturmak zorundasın" denilemez. Bir diğer önemli nokta ise boşanma isteği olmaksızın da konut seçimine ilişkin olarak mahkemeden istemde bulunma olanağının varlığıdır. Kanunun 195. maddesi uyarınca, evlilik birliğinden doğan yükümlülüklerin yerine getirilmemesi veya evlilik birliğine ilişkin önemli bir konuda uyuşmazlığa düşülmesi konusunda eşler ayrı ayrı veya birlikte hakimin müdahalesini isteyebilirler.
'Koca istemezse kadın da annesine ayrı ev açacak'
Av. Vildan YİRMİBEŞOĞLU:
AYRI ev açmayan koca kusurludur. Evlilik birliği içerisinde birbirlerine karşı sorumlu olan eşlerin bir arada yaşayacağı varsayılır Geniş bir ailede yaşayacağı var sayılmaz. Aile ile birlikte yaşamaya mecbur bırakılmak mutlaka bir boşanma sebebidir. Şimdiye kadar gelen şikayetlerde genelde kocanın dışarıda olduğu, kadının evde hizmetçi gibi çalıştırıldığı ya da kayınvalide kayınpederden dayak yediği gibi sorunlar öne çıktı. Bütün bunların arka planında aile birliğinin kurulamadığını gerçeği yatıyor. Bu nedenle Yargıtay'ın da bu şekilde kararları var. Kadın da - eğer baştan konuşulmadıysa - kendi ailesiyle yaşayamıyor. Koca bunu kabul etmiyorsa mesela kadın anneye başka yerde ev tutacaktır ve koca ile teke tek ayrı yaşacaklardır...
'Vicdanen anne babaya bakmak zorundayız'
İlahiyatçı Prof. Dr. Saim YEPREM:
BİZİM dinimiz açısından da kadının kocasının ailesine bakma mecburiyeti yoktur. Örf adette bir nevi mecburiyet var. Hem örfümüz bakımından hem vicdan bakımından mecburiyet var. Eğer dışarıda ya da huzurevinde başka evde bakım imkanı sağlayamıyorsa elbette evde bakacak. Ama dinimiz bunu mecbur tutmuyor, erkeği mecbur tutuyor. Yani erkek anne babasına bakmak zorundadır ama eşinin böyle bir mecburiyeti yoktur. Yani ayrı bir ev açar, onların orada iaşesini ve sağlığını muhafaza eder. Kuran'daki ‘Anne babaya üf bile deme' ayeti ‘Yanınızda ihtiyarladıkları zaman' diye bir girişle başlıyor. O zaman böyle bir girişten çıkarılan anlam onu ayrı bir yerde, huzurevinde filan değil yanında bakımını sağlaması anlamına da geliyor. Fakat İslam hukukçuları eş için böyle bir mecburiyet olmadığını söylemişler. Yani biraz garip geliyor. Erkek için böyle bir mecburiyet var ama eş için böyle bir mecburiyet yok. Hukuk bu gariplikleri nazari itibara almaz, ahlak ve örf, adetler gariplikleri nazari itibara alır. İslam hukuk açısından eş, ‘ben senin annene babana bakmak zorunda değilim' diyebilir.
'Dinimiz anne babayla oturmayı tavsiye ediyor'
Diyanet İşleri eski Başkanı Prof. Dr. Süleyman ATEŞ:
DİNİMİZDE kişinin karısına ayrı ev açmak şartı yoktur. Bir evde barındıracak, yani açıkta bırakacak değil tabi. Hele hele anne babasıyla birlikte oturması, ihtiyar zamanlarında ona hizmet vermesi dinimizde çok muteberdir. Kuran- ı Kerim'de İsra suresinde evladın anne babasının ihtiyarlık zamanında onlara bakmasını, onlara öf bile dememesini daima alçak gönüllü davranmasını emrediyor. Hizmete muhtaç olduğu bir sırada onları dışlamak, yapayalnız bırakmak Avrupalı gibi yaşamak demektir. Avrupalılar öyle olmuş. İnsanlar birbirlerinden uzaklaşmışlar. Yani aile bütünlüğü kalmamış. Birlikte oturmak, çocuklar için, torunlar için çok daha iyi. Çocuklar onların şefkat kucağında büyürler. Şimdi çocuklar ayrı evlerde yaşayınca dedeyi nineyi sadece bayramlarda görüyorlar. O eski sevgi şefkat kalmadı. Toplum birbirinden uzaklaşmaya başladı. Mahkemenin kararı hukuki ama, dinen Kuran'ı Kerim beraber oturmasını tavsiye ediyor. Mahkeme kararına göre kusurlu bulunsa da, dinen sevap işliyor. Ama tabi ki çocuğuyla oturan anne babanın da geline surat asmaması, iyi bakmaları, hayatı zehir etmemeleri gerekir. Bu da var...
'Örf ve adetlere göre davranılır'
İlahiyatçı Prof. Dr. Salih TUĞ:
NİKAH bir akittir, sözleşmedir. Bu İslam hukukunda biraz tarafların rızalarına bağlı olarak bugünkü hukuktan farklı olarak genişletilebilir. Kadın veya erkek bir takım yaşama şartları öne sürmek suretiyle bunlara bağıl kalınarak evlilik hayatının sürdürüleceği hususunda anlaşırlar. Karı koca hayatını sürmek üzere ayrı ev açılacaktır, bahçeli olacaktır gibi teferruatlar vardır. İslami açıdan başlangıçta yani nikah akdi esnasında anne babamızla yaşayacağız bir şart erkek söylediyse kadın uymak mecburiyetinde. Ama sadece bir nikah sözleşmesi yapılmış, hiçbir şart konmamışsa genel hükümlere göre bu halledilir. Yani örf ve adet ne söylüyorsa ona göre davranılır. Örf ve adetler de İslam hukukunun kaynaklarındandır. Bu olayın yaşandığı Sakarya'da evliliklerde anan baba ile birlikte yaşanması adet halindeyse kadın buna uymak mecburiyetinde. Türkiye'mizde de asırlardır gelen gelenek anne babanın bakımı kimse yoksa erkeğe aittir. Erkek ana babasına bakmak mecburiyetindedir.