Özgürlük korkusu
Nihal Bengisu KARACA yazdı...
Kamu kurum ve kuruluşlarında çalışan başörtülüler nihayet özgür. Hayır, bu ifade yaşanan değişimi fazlasıyla hafife alıyor. Çünkü bir zamanlar mesai saatlerinde başını açıyor olsan bile, gündelik hayatında örtünüyorsan kamu kurum ve kuruluşlarında çalışamazdın. En bilinen örneği Aytaç Öğretmen vakasıdır. Aytaç Hanım’ın "dışarıda örttüğü" başörtüsü bile görevini yapmasını engellemeleri için bahane teşkil etmişti. Atandığı ve iki kez mahkeme kararıyla geri döndüğü anaokulunun yüzünü bile göremeyen, her gidişinde başı açık olduğu halde okula alınmayan Aytaç Kılınç Çaman, Danıştay’ın "Okul yolunda türban olmaz" kararına maruz kaldığı yetmemiş gibi birde Danıştay’ın ilgili kararından sonra gerçekleşen "Danıştay saldırısı" ile ilişkilendirilmiş, psikolojik lince maruz kalmıştı.
Ve 8 Ekim 2013 tarihinde Resmi Gazete’de yayımlanan o ibareyle artık bunlar sona erdi.
Neredeyse ezbere bildiğimiz o madde kalktı. Artık yok. Yani, kamu kurumu ve kuruluşlarında çalışan personelin kılık kıyafetine dair yönetmeliğin 5. maddesinin 1. fıkrasının a bendinin ilk cümlesi.
"Kadınlar;
Elbise, pantolon, etek temiz, düzgün, ütülüve sade ayakkabılar ve/veya çizmeler sade ve normal topuklu, boyalı, görev mahallinde baş daima açık, saçlar düzgün taranmış veya toplanmış, tırnaklar normal kesilmiş olur."
"Ancak bazı hizmetler için özel işkıyafetleri varsa görev sırasında kurum amirinin izniyle bu kıyafet kullanılır" ifadesiaynı maddenin c bendi haline getirildi.
Yönetmeliğin 6. maddesinde yer alan "Resmi elbise (üniforma) giymek zorunda olanlar" ibaresi ise "Emniyet Hizmetleri sınıfına mensup olanlar, hâkimler, savcılar,Türk Silâhlı Kuvvetleri’nde görev yapanlar" şeklinde değiştirildi. Başörtüsü kullanılamayacak alanların bizzat belirtilmesi suretiyle "resmi elbise, üniforma giyilmesi gereken alanın” genişletilerek başörtüsünün dolaylı olarak fiilen yasaklanması sonucunu doğuracak bir suiistimalin de önüne geçilmiş oldu. Bu iyi. Ancak şu açıdan da kötü: Başörtüsü hâkimlik, savcılık yapma, TSK’da yada Emniyet’te herhangi bir memuriyet görevini icra etme yönünde halen 'engel' olarak telakki ediliyor. Bu da başörtülülerin kamu hizmetini tarafsız bir şekilde yürütemeyecekleri yönündeki şaibeli, asılsız ve ayrımcı klişenin devam etmesi demek.
Söylememe gerek yok ama söyleyeyim: Bir erkek kafasının içindeki türlü oyun, dümen, fitne fücura rağmen bu görevleri sorunsuz idame ettirebilirken bir kadının kafasının dışına sardığı örtü yüzünden doğru karar veremeyeceği ön kabulünü reddediyorum.
Ancak algılar birdenbire yıkılmıyor. Belli ki, kanun koyucu, Kemalist ideoloji veyozlaştırılmış laiklik anlayışı tarafından doktrine edilmiş binlerce insanın yargı ve güvenlik hizmetlerini alırken tümüyle "müsterih" hissetmesini istemiş.
Zira kamu hizmeti için kamu düzeni, kamu düzeni için kamu huzuru gerekiyor, kamu huzuru ise "algı" ile de şekillenen bir alan.
O algının dönüp dolaşıp kanunu yapan mekanizmayı belirlemesi, kamu huzurunun ve en temelde kamu düzeninin devamı için elzem görülüyor. Çünkü aslında “Temel hak ve özgürlükler pazarlık konusu olamaz, referanduma sunulamaz", çoğunlukla kâğıt üstünde kalan bir ilke. Yapılmayan bir pazarlığın muhayyel bilek gücü olarak masada duran "kamuoyu algısı", "kâğıt üstündeki" teorilerden daha baskın geliyor.
Gelgelelim, zaten önce başörtülü kadınların engelleri büyük oranda kalkmış bir yaşama alışmaları gerekiyor. Sahi, alışabilecekmiyiz?
Bu dahi o kadar kolay olmayacak.
Dakikalardır Resmi Gazete’ye bakıyorum. Sonra bu kadar çok bakarsam, çok ama çok sevindiğimi söylersem kötü bir şey olur mu diye korkuyorum.
Krep yaparken tavaya bakarsan, mutlaka yere düşürürsün hamuru.
Bazı köpekler vardır ya da... Hani, sevmekiçin gözlerine baktığında saldırmaya karar verirler...
Çok sevinirsem, kaderi kışkırtırım korkusu. Peşime takabilir, takip edilebilir, üzerime saldırtabilirim yahut pat diye yere düşer.
Ne kadar mutlu ve aynı zamanda ne kadar yılgın, ne kadar sevinçli ve ne kadar tüketilmiş, ne kadar aşağılanmış ve buna rağmen hep nezakete zorlanmış ve bu yüzden artık sevinemeyecek kadar yılgın, mutlu olamayacak kadar kayışlaşmış olduğumuzu... sadece yaşadıklarımızı yaşayanlar anlayacak.