Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

M. FATİH ÇITLAK - GAZETE HABERTÜRK

“Lâ ilâhe illallah Muhammedurresûlullah”tır kelime- i tevhid. Lâ ilâhe illallah, ancak Efendimiz’in (SAS) peygamber olduğunu kabul etmekle insanı mümin yapar. Bazıları bu söze itiraz ediyor, bir insanın Allah’ın (CC) birliğini ve tekliğini kabul ettikten sonra Hazret-i Peygamber Efendimiz’i (SAS) kabul etmeyişiyle dinden çıkmayacağını cahilce savunuyor. Hatta bir de Efendimiz’in (SAS) “Kim samimiyetle ve inanarak ‘Lâ ilâhe illallah’ derse cennete girdi!” hadis-i şerifini de buna delil olarak getirme cüretinde bulunuyorlar.

Halbuki gözden kaçırdıkları yahut bile bile sakladıkları bir hakikat vardır bu hadis-i şerifte. Bu hakikat, bu sözün sahibini tasdik etme hususiyetidir. “Lâ ilâhe illallah, yani kelime-i tevhidi söylemekle bir insanın cennete gireceğini nereden öğrendiniz?” diye sorulsa, cevap Muhammedurresûlullah yani Allah’ın (CC) Resûl’ü (SAS) Hazret-i Muhammed’den (SAS) demek mecburiyetinde kalacaklardır.

AKILLA BAĞDAŞMAZ

Öyle ya bu sözü herhangi bir şahıs söylese, isterse âlim, filozof veya uzman olsun itibar edecek miydiniz? Din hakkında söylediği bu sözü ve hükmü kabul edecek miydiniz? Kabul etseniz de etmeseniz de bu söz dini bir hakikat olarak kaydedilecek miydi? Elbette hayır.

Bu hadis-i şerife dayandıkları halde, nasıl sözünü ve peygamberliğini tasdik ettikleri kişinin sadece kelime-i tevhid hakkındaki ifadesini iman olarak görebilirler? Bu; imansızlıktan ziyade akılla bağdaşmayan bir mantıksızlıktır.

Bizler hâl, harekât ve sünnetiyle yaşanabilen, çok sevilen ve sevilmesi gereken Hazret- i Muhammed Mustafa’ya (SAS) iman etmişizdir...

Allah Teâlâ’nın vasıflarını, fiillerini, sıfatlarını, isimlerini, O’na (CC) ibadet, zikir gibi tahsis edilecek her türlü amelleri biz ya Efendimiz’den (SAS) ya da O’na (SAS) indirilen Kur’ân-ı Kerîm’den öğreniriz.

Velhâsılı “Muhammedurresûlullah” demeden tevhîd tamam olmadığından, iman için sadece “Lâ ilâhe illallah” demeyi yeterli görenlere de Müslüman diyemeyiz. Bu kimseler muvahhiddir, Allah’ı birleyen yani birliğini kabul eden kişilerdir fakat “Peygamberin kimdir?” sorusuna “Hazret-i Muhammed’dir (SAS)” diyemeyecek durumdaki acizlerdir.

Efendimiz’e (SAS) muhabbeti küçümseyen, fazla ve aşırı gören bir fırka-i dâlle görünmeye başladı şu son 50-60 senedir. Aslında bunlar tarih sahnesine veba salgını yahut afet gibi hep arada bir çıkan akımlardır. Fakat günümüzdeki tehlike, insanların kendilerinden dini öğreneceği ve öğrenmesi gereken kişilerden bu nevi sözlerin ortaya çıkmasıdır.

Muhabbetten yoksun bu insanlar bu katı kalpli hallerine değişik değişik kılıflar bulmaktalar. Geçenlerde bir kişi şöyle dedi televizyonda:

KIYAMET ALAMETİ

“Günümüzdeki Müslümanların peygamber anlayışıyla 1400 sene evvelki cahiliye Araplarının peygamber anlayışında benzerlikler vardır. O müşrikler de peygamber denilen kişinin yüce bir varlık olmasını, herhangi bir insanın yapacağı işleri yapmaması gerektiğini düşünüyorlardı, bugünün Müslümanları da böyle düşünüyor....

Peygamber düşer, kalkar, oturur, yatar, unutur, korkar, o da bizim gibi insandır. Ama müşrikler, peygamber denilen kişinin böyle olmayacağını iddia ederek ona inanmadılar ve peygamberin daha üstün vasıflara sahip olması gerektiğini hep dile getirdiler. Halbuki Kur’ân ısrarla, üstüne basa basa ‘O bir beşerdir, sizin gibi insandır, ölümlüdür, acizlik gösterir, şaşırır, korkar’ gibi ifadelerle peygamberi anlatmaktadır. İşte bu günün Müslümanları da o zamanki müşrikler gibi tuhaf düşünceler içerisindedirler.”

İlk baştaki hata, Müslümanları müşriklere benzetmektir, zira Müslümanları müşriklere benzetmek zaten küfür alametidir. Ayrıca Allah Teâlâ o zamanın müşrikleriyle alakalı âyet-i kerimelerde; tenkidini, ikazını ve müşrik, kâfir gibi kavramlardaki takdirini Kur’ân’da belirtmiştir. Müslümanların müşrik, kâfir, batıl, ehl-i bid’at olmalarının hükmünü -ister ilahiyatçı olsun ister başka bir şey- kim kafasına göre verebilir? Böyle bir salahiyete kim sahiptir?

Bir diğer mesele... Bugün vatana, millete, dine ve diyanete, fakire, fukaraya, dünyanın dört bir tarafındaki muhtaç durumdaki insanlara ve Müslümanlara her türlü hizmet için, Efendimiz’e (SAS) muhabbet eden kimseler koşmakta ve bu hizmetleri hep bu insanlar yapmaktadır. Bir dikili ağacı olmayan, üç kişiyi irşad etmekten aciz, Müslümanların hayatına çözüm üretmeyen bir kişinin bu ümmete bu kadar haksızlık ve hakaret cüretine nereden kapıldığını çok merak ediyorum.

HAKARETTEN VAZGEÇİLSİN

Eğer bu insanların gerçekten ilmi varsa, şu andaki Müslümanların ailelerine, hayatına, gençliğine zehir akıtan akımların karşısında ortaya bir fikir, sarsılmaz bir metin koysunlar. Faizle, tefecilikle, kumarla, fuhuşla, içkiyle karmakarışık bir hâl almış bu toplumda bir sığınak, manevi bir barınak, bunları engelleyebilecek bir duruş sergilesinler. Canları sıkıldıkça Müslümanları tokatlamaktan, hakaret etmekten artık vazgeçsinler. Muhabbetle dinini yaşayanlarla uğraştıkları kadar faiz lobileriyle, ahlaksızlığı gayet rahat işleyen basınıyla, yayınıyla, sözüm ona aydınıyla uğraşmayı bir kenara bırakıp, Efendimiz’e (SAS) gösterilen muhabbetle alay etmeyi artık terk etsinler.

Hem hiçbir kayda değer fikir üretmeyeceksiniz, İslam, din, vatan için elinizi taşın altına koymayacaksınız, camilerde kürsü ve minberde hiçbir zaman görünmeyecek, halkın derdine deva olmayacaksınız, hem de din hakkında ahkâm keseceksiniz.

Böyle bir iddiaya çürük bir mazeret bile bulunamaz.

Soruyorum size kıymetli dostlar. Kur’ân-ı Kerîm’de Allah Teâlâ melekleriyle beraber peygambere salat ettiğini ilan buyurmakta olup, “Ey mü’minler! Sizler de o Nebi-yi Zişân’a en güzel şekilde salât ve selâm ediniz!” (Ahzab-56) diye âyet varken, “Biz seni âlemlere rahmet olarak gönderdik!” (Enbiya-107) buyurularak Kur’ân-ı Kerîm’de ilan edilirken, ayrıca Resûlullah’a (SAS) karşı yapılacak bir edepsizliğin amelleri tamamen boşa çıkartacağı (Hucurat-2) hükmü yüce kitabımızda bulunurken, kim, hangi sıfatla Efendimiz’i (SAS) herhangi bir beşer gibi anlatmaya kalkabilir.

İNSAF DİNİN YARISIDIR

Ve tekrar ediyorum, bizler elhamdülillah Resûlullah Efendimiz’i (SAS) âlemlere rahmet olarak gönderilmiş, hem beşerin yani insanlığın hem de peygamberlerin efendisi olarak baş tâcı etmişiz ve çok şükür ki biz asla yaşanamayacak, yolunda gidilemeyecek, sünneti tatbik edilemeyecek, kendisinden istifade edilemeyecek, yolu takip edilemeyecek bir peygambere inanmıyoruz.

O zaman vicdanı olanlara şu suali soruyorum:

“Bu ümmetin Efendimiz’e (SAS) muhabbet edenlerine ne zaman din-iman adına bir şey söylerseniz hemen onu tatbik etmeye hazır ve nâzırlar. Efendimiz’e (SAS) de muhabbetle tâbi olarak dini yaşamaya gayretliler. Peki bunun aksini iddia eden sizler bu muhabbetsizlikle acaba Efendimiz’in (SAS) yolunu ne kadar takip ediyor ve O’nun (SAS) sünnetini hangi amel ve fikrinizle ihya etmeye gayret ediyorsunuz?”

El insaf. İnsaf dinin yarısıdır demişler vesselâm.

EFENDİMİZ’E (SAS) İTAAT ÂYETLERİ

“Peygamber size ne verdiyse onu alın, neyi de size yasak ettiyse ondan vazgeçin. Allah’a (CC) karşı gelmekten sakının.”

(Haşr-7)

“Ey iman edenler! Allah’a (CC) ve Peygamber’e (SAS) itaat edin!”

(Nisâ-59)

“Biz hangi peygamberi gönderdikse, sırf Allah’ın (CC) izni ile itaat edilmek üzere gönderdik.”

(Nisâ-64)

“Ey iman edenler! Allah’a (CC) ve Peygamber’e (SAS) itaat edin!”

(Nûr-54)

“Allah’ın davetçisine uyun ve iman edin ki, Allah (CC) da sizin günahlarınızı bağışlasın!”

(Ahkâf-31)

“Ey iman edenler! Allah’a (CC) ve Peygamber’e (SAS) itaat edin. Amellerinizi boşa çıkarmayın.”

(Muhammed-33)

“Kim Allah’a (CC) ve Peygamber’ine (SAS) itaat ederse, Allah (CC) onu, altından ırmaklar akan cennetlere sokar. Kim de geri kalırsa, onu acı bir azaba uğratır.”

(Fetih-17)

BAKMADAN GEÇME