Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
  • Habertürk Android Uygulaması
  • Habertürk iPhone Uygulaması
İHA

Mesane kanseri sıklığını artıran en önemli faktörün tütün ve tütün ürünleri kullanımı olduğunu ifade eden Üroloji Uzmanı Doç. Dr. Çetin Volkan Öztekin, "Tütün kullanımının miktarı ve süresi de mesane kanseri riskini direkt olarak etkilemektedir" dedi.

İHA'nın haberine göre; Üroloji Uzmanı Doç. Dr. Çetin Volkan Öztekin son zamanlarda artan mesane kanseri hakkında bilgilendirici açıklamalarda bulundu. Mesane kanserinin gelişmiş ülkelerde daha sık görüldüğünü belirten Dr. Öztekin, görülme sıklığının erkeklerde daha fazla olduğunu söyledi.

Doç. Dr. Öztekin, öncelikli olarak mesane tanımını yaparak; "Mesane, böbreklerde oluşan idrarın toplandığı ve işeme gerçekleşinceye kadar depolandığı kese şeklinde bir organdır. Ağırlıklı olarak kas dokusundan oluşmuştur. Bu kas dokusu kasıldığında içindeki idrar boşalır ve işeme gerçekleşmiş olur" dedi.

Mesane kanseri nedir, ne sıklıkla görülür?
Mesane kanserinin dünyada yılda 165 bin kişinin ölümüne sebep olduğuna da dikkat çeken Öztekin, "Mesane, duvarı üç tabakadan oluşmuş bir balona benzetilebilir, iç ve dış zarlar ve aralarında mesane kası mevcuttur. Mesane kanseri yüzde 90'dan daha fazla sıklıkla mesane içini tamamen kaplayan zarımsı dokunun kanserleşmesi ile gelişir. Mesane kanseri gelişmiş ülkelerde daha sık görülmektedir. Dünyada yılda yaklaşık 430 bin kişi mesane kanseri tanısı almakta ve yılda 165 bin kişi mesane kanseri nedeniyle yaşamını yitirmektedir" diye konuştu.

"EN ÇOK ERKEKLERDE, EN ÖLÜMCÜL KADINLARDA OLUYOR"

Genel olarak mesane kanseri erkeklerde daha sık görülmekte, fakat kadınlarda daha ölümcül seyretmektedir diyerek sözlerine devam eden Öztekin, "Kadınlarda daha seyrek görülmesi kadınlarda tütün kullanımının daha az olması ile açıklanmakta iken kadınlarda neden daha ölümcül seyrettiği bilinmemektedir" şeklinde konuştu.

"EN ÖNEMLİ ETKEN TÜTÜN VE TÜTÜN ÜRÜNLERİDİR"

Öztekin nedenlerinden en ekili olanı olarak tütün ve tütün kullanımına dikkat çekerek, "Mesane kanseri sıklığını arttıran en önemli faktör tütün ve tütün ürünleri kullanımıdır. Mesane kanseri olan hastaların yüzde 50'si yaşamlarının bir döneminde tütün kullanmış ya da kullanmakta olan kişilerdir. Tütün kullanımı mesane kanserini içmeyenlere göre 6-7 kata kadar arttırmaktadır. Tütün kullanımının miktarı ve süresi de mesane kanseri riskini direkt olarak etkilemektedir. Yani 5 yıl boyunca günde 4-5 adet sigara içen bir kişi ile 20-30 yıl süre ile günde 2-3 paket sigara içen bir kişinin taşıyacağı kanser riski farklı olacaktır" dedi.
Öztekin aynı zamanda açıklamalarına şunları da ekledi; "Tütün kullanımının bırakılması ile mesane kanseri riski yavaş olarak azalmaya başlamaktadır. Kronik bir kullanıcının taşıdığı riskin hiç kullanmamış bir kişideki risk düzeyine düşmesi için 10 yıl gibi bir süre gerekmektedir."

"Mesane kanseri bazı meslek gruplarında daha sık görülmektedir. Boya, metal ve petrol ürünlerinin üretildiği ya da işlendiği tesislerde çalışanlarda kanserojenik kimyasal maddeler nedeniyle mesane kanseri daha sık olarak izlenmektedir. Çevresel faktörlerin de mesane kanseri gelişimi üzerine etkisi olduğu düşünülmektedir. Az su alımı, içme sularının klorlanması ya da arsenik içermesinin mesane kanseri ile ilişkisi olduğunu gösteren çalışmalar vardır."

Mesane kanserinin belirtileri nelerdir?
Belirltileri ile ilgili de bilgilendirmelerde bulunan Öztekin, "Mesane kanserinin en sık görülen belirtisi idrarda kanamadır. Bu kanama gözle görülecek miktarda ya da mikroskopik olabilir. Mesane kanserli hastaların yüzde 70-90'ı idrarda gözle görülen kanama ile başvururlar. İdrardaki kanamanın ağrısız ve pıhtılı olması mesane kanseri açısından özellikle şüphe uyandırmalı ve bu hastalar detaylı olarak incelenmelidir. Aşikar kanama olmadan farklı zamanlarda yapılan idrar tetkiklerinde tekrarlayan şekilde mikroskopik kanama saptanması da mesane kanseri olasılığını düşündürmelidir. Ayrıca hastalığın ilerlediği durumlarda böbrekten mesaneye idrar taşınmasını sağlayan idrar yollarında daralma ve tıkanmaya bağlı böbrek ağrısı, her ikisi tıkandığında böbrek yetmezliği ve çevre doku ve organlara yayıldığında bu bölgelerle ilgili lokal bulgulara neden olabilir. Uzak organlara ya da lenf bezlerine metastazlar mevcutsa ilgili organlar ile ilgili ağrı, şişlik gibi yakınmalar görülebilir" ifadelerini kullandı.

Mesane kanseri tanısı nasıl konulur?
"İdrarında kanama olan bir hasta zaman kaybetmeden bir üroloğa başvurmalıdır" diye uyarıda bulunarak kanserin nasıl tanı konulduğunu da söyleyen Öztekin, "Burada önemli olan bir nokta ise kanamanın bir kez olması ve bir daha tekrarlamamasının riski azaltmamasıdır. Kanamanın nedenini araştırmak için idrar tahlili, idrar kültürü, böbrek ve mesane ultrasonografisi, idrar sitolojisi gibi tetkikler yapılır. İdrarda kanaması olan bir hastaya tetkiklerin sonuçları ne çıkarsa çıksın mutlaka sistoskopi işlemi uygulanmalıdır. Sistoskopi özel optik enstrümanlarla idrar yolundan girilerek mesane içinin direk olarak gözlenmesidir; lokal ya da genel anestezi altında poliklinikte ya da ameliyathane şartlarında yapılabilir. Bugün için diğer tanı yöntemlerinin hiçbiri sistoskopi kadar başarılı değildir. Eğer sistoskopi sırasında mesane kanseri saptanırsa, aynı işlem sırasında tümör kesilerek mesane dışına alınır ve patoloji bölümüne incelemeye gönderilir. Bu işlem için vücuda herhangi bir kesi yapılmasına gerek yoktur, sistoskopi gibi kapalı bir şekilde uygulanır" şeklinde konuştu.

Mesane kanseri nasıl tedavi edilir?
Son olarak da tedavi sürecinden bahseden Öztekin, "Mesane kanserinin tedavisindeki birinci basamak sistoskopi sırasında saptanan tümörün yukarıda belirtilen şekilde çıkarılmasıdır. Tedavinin devamı çıkarılan tümör dokusunun patolojik incelemedeki özelliklerine göre planlanır. Tümörün mesanenin içini kaplayan zar olan mukoza tabakasını geçerek kas tabakasına ulaşıp ulaşmadığına göre tedavi seçimi yapılır. Mesane kasına ilerlememiş tümörlerde tümörün habislik derecesine göre hasta sadece takip edilebilir ya da ek tedavi olarak mesane içine kemoterapi veya bir çeşit verem aşısı olan BCG verilebilir. Kanserin mesanenin kas tabakasına yayıldığı durumlarda yukarıda belirttiğimiz tedaviler yetersiz kalmaktadır. Bu hastalar için uygulanan standart tedavi mesanenin tamamının alınmasıdır. Alınan mesanenin yerine bağırsaktan yeni bir mesane oluşturulabilir ya da kısa bir barsak parçası hastanın karın duvarına açılan bir kanal oluşturacak şekilde hazırlanır ve böbrekten gelen idrar yolları buralara birleştirilir. Oldukça büyük ve kapsamlı bir işlem olan bu ameliyat bazen her hastaya uygulanamayabilir ya da hastalar mesanelerini kaybetmek, karınlarında bir idrar torbasıyla yaşamak istemeyebilirler ve operasyonu kabul etmeyebilirler. Böyle bir durumda farklı bir seçenek olarak ilaç tedavisi ile birlikte eş zamanlı ışın tedavisi (Radyo-kemoterapi) de uygulanabilir. Bu tedavinin operasyona göre avantajı hastaların mesaneleri ile yaşayabilmeleri ve operasyonun yan etkilerinden korunmuş olmalarıdır. Fakat ömür boyu sistoskopi ile takip gerekliliği ve özellikle radyoterapinin yaşam kalitesini kötü etkileyen yan etkileri de bu tedavi yönteminin dezavantajlarıdır. Ayrıca radyo-kemoterapi uygulanan hastalarda hastalığın nüks etmesi durumunda yine operasyon gerekecektir ve bu kez hasta daha önce radyoterapi aldığı için operasyon hem teknik olarak çok daha zor olacak ve komplikasyon oranları daha yüksek olacaktır. Radyo-kemoterapinin başarısının operasyona benzer olduğunu bildiren çalışmalar mevcuttur. Kanserin uzak metastaz yaptığı durumlarda mesanedeki tümörün hatta mesanenin tamamının çıkarılması hastada tam tedavi sağlayamaz ve hastalığın seyri genel olarak kötüdür. Metastatik hastalarda günümüzde uygulanan standart tedavi kemoterapidir. Uygun hastalarda birden fazla ilaçla uygulanan kombinasyon kemoterapileri sınırlı da olsa yaşam süresinde artış sağlayabilir. Ayrıca ilerlemiş tümöre bağlı durdurulamayan idrar kanamalarında, kemik ağrılarında ve diğer komplikasyonların tedavisinde destek tedaviler de uygulanabilmektedir. Sonuç olarak, mesane kanseri tedavisinde başarıyı en fazla arttıran faktör hastalığın erken evrede yakalanmasıdır. İdrarda gözle görülen kanama olan, tekrarlayan idrar tetkiklerinde mikroskopik kanama saptanan, ya da tedaviyle düzelmeyen kronik işeme şikayetleri bulunan kişilerde, özellikle sigara gibi risk faktörleri de mevcutsa mesane kanseri olasılığı akla gelmeli ve mutlaka ürolojik değerlendirme yapılmalıdır." diyerek sözlerini tamamladı.