Savant sendromu nedir? sorusu çoğu insanda bulunmayan sıra dışı zihinsel becerilere sahip olan bireyler hakkında ayrıntılı bilgi edinmek isteyenler tarafından araştırılıyor. Savant sendromu henüz tıp dünyası tarafından tamamen çözülebilmiş değil. Savant sendromuna dair ayrıntılar haberimizde.

SAVANT SENDROMU NEDİR?

Savant sendromu, ağır düzeyde gelişimsel ya da zihinsel yetersizliklerin yanında çoğu insanda bulunmayan sıra dışı zihinsel becerileri olan kişileri tanımlamaktadır. Kişinin genel zeka düzeyi ortalamanın altında olmasına karşın bir ya da birden fazla alanda aşırı düzeyde bilgi sahibidir. Savant sendromu olgularının yaklaşık yarısının otistik bozukluğa bağlı, kalan yarısının da diğer tip gelişimsel bozukluklar, zeka geriliği veya merkezi sinir sistemi hastalıkları ya da yaralanmalarına bağlı olduğu kabul edilmektedir. Erkeklerde kızlara oranla altı kat daha sık görülür.

SAVANT BECERİLERİ NELERDİR?

Savant becerileri genellikle beş genel kategori ile sınırlıdır. Bunlar müzik becerileri, sanat becerileri; takvim hesaplama becerisi; matematik becerisi ve mekanik ya da mekansal becerilerdir. Savant olguları parçalı becerileri olan savantlar, yetenekli savantlar ve olağanüstü savantlar olarak üçe ayrılabilir. Savant sendromunda saptanan özgül becerilere hemen her zaman olağanüstü bir bellek eşlik eder. Savant sendromu konjenital ya da edinsel olabilir. Birçok savant becerisi doğumda var olan bazı gelişimsel güçlüklerin üzerine eklenerek çocuklukta ortaya çıkmaktadır. Edinsel savant becerileri sağlıklı gelişim gösteren bireylerde bebeklik, çocukluk ya da erişkinlikte geçirilen kafa travması ya da merkezi sinir sistemi travması sonrası gelişebilir. Savant becerilerinin zaman içinde kaybolması kural olmaktan ziyade istisnadır. Savantların becerileri sadece ezber belleğine dayanmamaktadır. Oldukça organize, alana özgü bilginin temsil edilme ve düzenleme becerisinin gelişmiş olduğu bilinmektedir.

Savant sendromundaki nöropsikolojik profili açıklamak için birçok teorik model ortaya konmuştur. Savant olgularına olan ilgi 18. yüzyılda başlamış olmasına karşın halen ilk tanımlandığı dönemdeki gibi gizemini korumaktadır.