HABERTURK.COM

Teke Tek programında Fatih Altaylı'nın sorularını yanıtlayan İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, koronavirüs pandemisi sonrası tüm dünyanın içine kapanacağını belirterek Türkiye'nin tarıma öncelik vermesi gerektiğini anlattı. 
Akşener şöyle konuştu: u pandemiden sonra ülkeler kendi içlerine dönebilir. Biz Rusya'dan ve Ukrayna'dan buğday alamayabiliriz. Öncelikle gıda. Dolayısıyla tarım, tarım, tarım. Çok spesifik önerilerimiz oldu bizim, kaale alınmadı. Tarımla ilgili stratejik programın hazırlanması gerekiyor, buna dair bir şey duymadık. Hizmet sektörü şu an itibarıyla turizmle beraber gitti. Turizmin ele alınması gerekiyor. İstihdam yaratmak için yatırım gerekecek. Hizmet sektöründen açığa çıkan insanların bir şekilde istihdam edilmesi lazım. Bunun yolu da sanayi ve KOBİ'lerden geçiyor.

"HÜKÜMETE HER TÜRLÜ KATKIYI SUNMAYA HAZIRIZ"

Hükümete ekonomi konusunda her türlü katkıyı sunmaya hazır olduklarını dile getiren Akşener, şu ifadeleri kullandı: Bugün birlik, beraberlik olmak vesaire gibi bir dönemde muhalefete kaldı birlik beraberlik çağrısında bulunmak. Sayın Erdoğan hep AK Parti Genel Başkanı şapkasıyla geziyor. Cumhurbaşkanı şapkasını başına geçirip, Meclis'te grubu olan ya da yeni kurulan siyasi partilerin sayın Babacan, sayın Davutoğlu'nu davet ederdim. Birarada istemiyorsa tek tek bizlerle konuşması, karşılıklı fikir alışverişinde bulunması. Tamam burada bir sürü yanlış var ama iyileri de söylüyoruz. Bugün bitti diyelim, ekonomi nasıl olacak? Bütüncül, kapsayıcı bir ekonomik programın Nisan ayında çıkması lazımdı. Bilim Kurulu gibi ekonomik kurulun kurulması lazımdı. Ekonomide öne geçmiş bilim insanları, her siyasi partinin çok iyi ekonomistleri var. Milletvekilleri, bürokrasiden gelen önemli insanlar var. Bizlerden ve diğerlerinden bizlerden ekonomik program için yardım istenmeliydi, çağrılmalıydı. Korona sonrası için ekonomi programı yapılmalıydı. Sizin aracılığınızla sayın Erdoğan belki duyar, bizim ekonomi programımız hazırlandı. Birkaç gün üzerinde çalışabilecek rötuş kaldı. Durmuş Bey var, Can Bey var. İsmail Tatlıoğlu var. Tarım'da fevkalade yetkin arkadaşlarımız var. Bu grupların altında, bu kişilerin ekipleri var. Yatırım bankacısından tutunuz, kalkınmayla ilgili arkadaşlarımız var. Çok genç de bir yapı var. Bu insanların en azından İYİ Parti açısından söylüyorum ortaya koyduğu bu ürünleri hiç kıskanmadan, yeter ki istensin biz vermeye hazırız. Ama damadı ikna edeceğini sanmıyorum.

Meral  Akşener'in sorulara verdiği yanıtlar şöyle: 

FATİH ALTAYLI: Türkiye korona ile size göre başarılı bir mücadele gösterdi mi? Sağlık, sıhhat açısından.

"ÖNLEM ALMAKTA MAALESEF ÇOK BAŞARILI OLAMADIK"

MERAL AKŞENER: Sağlık çalışanları, Sağlık Bakanlığı, sayın Bakanın kendisini iyi niyetli gayretli buluyorum. Sağlık ordusuna ben de teşekkür ediyorum. Temizlik işinde çalışan insanlar dahil doktorlara, bilim insanlarına, Bilim Kurulu'na teşekkür ediyorum. Biz hastalıkla mücadelede başarılıyız diyebiliriz. Milletçe başarılıyız. Çok az miktarda ihlal edenler olsa da büyük bir disiplin içerisinde her türlü karara uyuldu. Tedbirler anlamında baktığımızda maalesef çok iyi değiliz. Biz bütün bu kararlarda bir tek kişinin fikrine, kanaatine mahkum durumdayız. O da sayın Erdoğan, Cumhurbaşkanlığı makamı sebebiyle. 2017'de 16 Nisan'da Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi'ne geçtik.Kimse yetki kullanamıyor, sorumluluğu üstlenemiyor. Her türlü kararı sayın Erdoğan'ın vermesi gerektiği sistem olduğu ortaya çıktı. Tek adamın her şeyi biliyor, karar veriyor olan sistemin sonucu olarak bu pandemi Sağlık Bakanlığı'nın kontrolünde olmalıydı. Bilim Kurulu'nun önerdiklerinin siyasi onaya ihtiyacı olmamalıydı.

ALTAYLI: Bilim Kurulu konusunda yüzde 100 katılıyorum. Bilim Kurulu'nun aldığı kararların, yaptığı önerilerinin siyasi otorite tarafından kabul edilmesi, uygulanması gerekmiyor muydu? ABD'de öyle oluyordu.

AKŞENER: Onun için de Trump kaybedecek diyorlar. Onların sistemi içinde kontrol ve denge mekanizmaları var. Biz de bu mekanizmalar ortadan kalktı. Her konunun sonuçta tek karar vericisi sayın Erdoğan oldu. Ben burada sayın Erdoğan'ı da kötülemiyorum. 11 Şubat'ta grup toplantısında söylemiştim. Ölüm yoktu, sınırların kapatılmasıyla ilgili tedbir alınması gerekiyordu. En önemlisi İran'da çıkmıştı. 1,5 ay sonra kapatıldı. İlk Kovid-19 görüldüğünde 3 haftalık tam karantinaya alınması, özellikle büyük şehirlerin. Önlemede bir sıkıntı oldu. Biz bunu kontrol edebilir hale gelebilirdik. Ekonomik maliyeti daha az olurdu.

ALTAYLI: Kapıları erken kapamamızı zaafiyet olarak görüyorsunuz?

AKŞENER: Evet, umre dönüşünde karantina yapılmamasını zaafiyet olarak görüyorum.

ALTAYLI: Umre dönüşünde rehberler konuklara ilaç vermişler, geçebilsinler diye...

AKŞENER: Bu sistemin daha iyi yönetilmesi lazımdı ve daha iyi sonuçlar alınması lazımdı. Sağlık Bakanı iyi niyetli, çalışkan. Mesela sokağa çıkma yasağını Hıfzısıhha Kurulu'nun ilan etmesi lazımdı. Saylın Soylu, 'Ben Sayın Cumhurbaşkanının talimatı üzerine ilan ettim' dedi, sonra 'Sorumluluk bana aittir istifa ediyorum' dedi, sayın Cumhurbaşkanı bunu kabul etmedi. İçişleri Bakanı bu yönetimsizliği kabul etmedi ve buradaki hatayı sorumlululuk duygusuyla istifa etti.

ALTAYLI: İstifanın kabul edilmemesini nasıl değerlendiriyorsunuz?

AKŞENER: Sayın Erdoğan 'sorumluluk senin değil kardeşim benim' demiş oldu.

"AVM'LERİ AÇMAK YERİNE ESNAFA DESTEK VERİLMELİ"

ALTAYLI: Bana bilgi veren bir kaynak, AVM derneğinin başkanı diyor ki, kendisi hukuk profesörüdür, 'bize bakan yardımcısından talimat geldi, ayın 11'inde açacaksınız dedi. Sağlık Bakanlığı bize bildirsin' dedi. Siz bu normalleşme sürecini nasıl değerlendiriyorsunuz?

AKŞENER: Günün sonunda ekonomik hayat devam etmek zorunda elbette. Bilimsel olarak sizin Teke Tek programından samimi olarak bilgilendiğimi söyleyebilirim. Çok büyük bir hizmet yaptınız. Kafa karıştırmayan çok net bilgiler verildi burada. Bilim insanlarının ve bilimin ışığında günlük vaka sayısı 10'un altına düşüldüğü zaman normalleşme başlar. 10'un altına düştüğünde işte Temmuz gibi bir tarih veriliyor. Dolayısıyla nasıl tedbirlerde ağır aksak gittiysek, bir an evvel olsun diyerek hızlı hareket edildiği takdirde yeni bir dalgayla Türkiye Allah muhafaza olarak ekonomik olarak zor duruma düşer. AVM'leri açmak yerine küçük esnafı, KOBİ'lere ve insan çalıştıran, istihdam sağlayan herkese çalışan işçi başına işletmelere 10 bin lira para verin dedik. Bunu bir yılını siz ödeyen, geri kalanına da ana parayı da 1 yıl ödemesiz ondan sonra işletme sahipleri bunu ödesinler.

"İNSANLAR HAZIR EVDE İKEN RASTGELE TEST YAPILMALI"

Bir şey daha öneriyorum. Sokağa çıkma yasağıyla 11 gün sokağa çıkma yasağı ile karşılaşmış olacağız. Lokanta, berber, kuaför kapalı şimdi. Ben buradan Sağlık Bakanlığı'na öneride bulunmak isterim. Rastgele taramanın hazır evlerde iken kapılar çalınarak yapılması gerektiğini öneriyorum. Filyasyon yapılması lazım tabi. Şu dönemde tarama yapılması lazım. Hazır evde iken insanlar yapılması lazım ki bize bir resim çıksın. İstanbul gibi şehirlerde apayrı bir normalleşme bakış açısının, ayrı projeyle İstanbul'u ayırarak bir normalle planının yapılması lazım.  Mesela garsonlar, yevmiye ile çalışanlar, taksiciler işsiz. Bir televizyon programına katılacağım diye sosyal medyadan yayınladığım zaman 'bizden de bahsedin' diyorlar. Ekonominin canlı hale getirmek için insanların tüketmesi ve parası olması lazım. Biz dedik ki 'ailelere 500 lira para verin'. İhtiyaç sahibi ailelere kişi başına 500 liradan yardım yapılsın demiştik. Ayrıca harcama garantisi olan fiş, kart, kuponun verilmesi lazımgeldiğini söylemiştik. Şimdi de çalışan başına işletmelere 10 bin lira para yardımı yapılması gerekiyor.

"HER KONUŞMASINDA BİRİLERİNİ DÜŞMAN İLAN EDİYOR"

Bu geçilmeyen tünellere, köprülere ödenen paranın yarısı ediyor. İşsizlik Fonu vardı, ne olduğunu bilmiyoruz. Varlık Fonu var, bugün ortaya çıkan bilgiler ışığında 70 milyar lira borçluymuş. Merkez Bankası'nın ihtiyat akçeleri gitti. Ekonomik olarak hazırlıksızmışız. Sayın Erdoğan her ağzını açtığında birilerini karşısına düşman olarak dikerek gidiyor. OECD ülkeleri bizim gibi yönetilenler için problemlerini doğru tespit edemezler, doğru çözüm üretemezler, kaynaklarını doğru kullanamazlar, bunu da ben ekliyorum; sürekli kutuplaştırmaktan, düşman üretmekten beslenirler. Çarçur edilen kaynaklar, sonuç alınamayan problemler. AK Parti'nin beledieyeleri de yardım için organize oldular. Gaziantep, Trabzon, Konya. Ankara'da Mansur Bey, burada Ekrem Bey, Adana, İzmir, Antalya ve Mersin bir organizasyon yaptı. Şimdi bu belediyelerin insan kaynağından, organizasyon yeteneğinden faydalanmak dururken, elele tutuşmak varken niye düşman ilan edersiniz bunu anlayabilmiş değilim.

ALTAYLI: Onu kimse anlamadı zaten. Akıl ve mantık diyor ki, merkezi yönetim belediyeleri çağırır, hep beraber koordinasyon yapıp, kaynakları efektif kullanır. Parası olan belediye, parası az olan belediyeye yardım edebilir. Böyle bir çağrı geldi mi belediyelere? Siz red mi ettiniz?

"SAYIN CUMHURBAŞKANI AK PARTİ ŞAPKASIYLA GEZİYOR"

AKŞENER: Hayır! Böyle bir şey olmadığı gibi paralel yapı olmakla, ekstra devlet olmakla suçlandılar. Sayın Erdoğan'ın siyasi algoritmasını biliyorum, ama bugün normal bir zaman değil be kardeşim! Ona diyorum size değil. Bugün insanlar can derdinde. Arkasından da ne gelecek? Cüzdansızlarla vicdansızlar arasında bir kavga gelecek. Korkum odur, endişem odur. O düşman, bu düşman olduğu zaman, koronayı atlattık diyelim. İşsizlik Fonu'nda para yok, öbür taraf borçlu, Merkez Bankası'nın yedek akçeleri gitmiş, geçilmeyen yollara, binilmeyen uçaklara para ödüyoruz. Bugün birlik, beraberlik olmak vesaire gibi bir dönemde muhalefete kaldı birlik beraberlik çağrısında bulunmak. Sayın Erdoğan hep AK Parti Genel Başkanı şapkasıyla geziyor. Cumhurbaşkanı şapkasını başına geçirip, Meclis'te grubu olan ya da yeni kurulan siyasi partilerin sayın Babacan, sayın Davutoğlu'nu davet ederdim. Birarada istemiyorsa tek tek bizlerle konuşması, karşılıklı fikir alışverişinde bulunması. Tamam burada bir sürü yanlış var ama iyileri de söylüyoruz. Bugün bitti diyelim, ekonomi nasıl olacak? Bütüncül, kapsayıcı bir ekonomik programın Nisan ayında çıkması lazımdı. Bilim Kurulu gibi ekonomik kurulun kurulması lazımdı. Ekonomide öne geçmiş bilim insanları, her siyasi partinin çok iyi ekonomistleri var. Milletvekilleri, bürokrasiden gelen önemli insanlar var. Bizlerden ve diğerlerinden bizlerden ekonomik program için yardım istenmeliydi, çağrılmalıydı. Korona sonrası için ekonomi programı yapılmalıydı. Sizin aracılığınızla sayın Erdoğan belki duyar, bizim ekonomi programımız hazırlandı. Birkaç gün üzerinde çalışabilecek rötuş kaldı. Durmuş Bey var, Can Bey var. İsmail Tatlıoğlu var. Tarım'da fevkalade yetkin arkadaşlarımız var. Bu grupların altında, bu kişilerin ekipleri var. Yatırım bankacısından tutunuz, kalkınmayla ilgili arkadaşlarımız var. Çok genç de bir yapı var. Bu insanların en azından İYİ Parti açısından söylüyorum ortaya koyduğu bu ürünleri hiç kıskanmadan, yeter ki istensin biz vermeye hazırız. Ama damadı ikna edeceğini sanmıyorum.

ALTAYLI: Şehir hastaneleri önemli deniyor, bununla ilgili fikriniz değişti mi?

AKŞENER: Hayır değişmedi. Sağlık Bakanı ifade etmişti, 'Bundan sonra biz yapacağız' diye. Şehir hastanelerini İngiltere önce yaptı. Ekonomisini göçertince vazgeçti. Hastane yapmayın diyen yok ki. Yatak sayısı artsın, ama siz hasta garantili yapıyorsunuz. Kütahya'da havaalanı var, uçak inmiyor doğru dürüst ve biz onun parasını ödeyeceğiz. Şehir hastaneleri de benzeri. Epey ödeceğiz. Benim fikrim değişmedi. Hastane yapılmasına karşıyız diye bir şey yok.

ALTAYLI: İstanbul'da şehir hastanesi yapıldı. Ancak yolları bitmemişti. Hastaneye ulaşılamadı. Bununla ilgili olarak İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı'na yoğun eleştiri var, 'bilerek yapmadı' deniliyor. Siz ne diyorsunuz?

"HER KAFAYI KALDIRDIĞINDA BAŞINA ÇEKİÇ VURULUYOR"

AKŞENER: Ekrem İmamoğlu, şeytan kovalamaktan namaza vakit bulamıyor. Bütün dikkat İstanbul Belediyesi'nin üzerinde. Ne travmaymış atlatılamadı gitti. Ne zormuş. Azıcık nefes almaya fırsat tanısın onların büyükleri. Kafayı kaldırdığında çekiç vuruluyor.

ALTAYLI: Şehir hastanesinin yollarının yapılmama sebebi bir önceki dönemde bu yollar yatırım giderinden çıkarılmış, tünel inşaatına aktarılmış. O tünel inşaatı da durmuş vaziyette. Böyle olduğunu okudum.

AKŞENER: Başarısız olunsun diye herşey yapılıyor. Bu millete, İstanbulluya ayıptır. Biz salgınla can pazarındayız. Yarım talebiyle, bağış alma hakları var belediyelerin. Ben de 3 emekli maaşımı Ankara'ya, 3 İstanbul'a bağılamıştım, parama el konuldu biliyor musunuz?

ALTAYLI: Bağış meselesine ne diyorsunuz? Nasıl olmalıydı?

AKŞENER: Elele verilmeliydi. Yardım istemesine itiraz edemem iktidarın. Zorlu zamanlarda vatandaş devletini yanında görmek ister. İktidar olarak değil devlet olarak görmek ister. Tayyip Bey bugün Cumhurbaşkanıdır yarın başkası gelir. Türkiye Cumhuriyeti devletine onu yöneten iktidarı sebebiyle bir güvensizlik yaratıldığı zaman bu yanlıştır. ABD'ye yardım, İspanya'ya, İtalya'ya yardım gönderiyoruz. İtalya'nın GSMH 35 bin dolar. Biz yardım gönderdik.

ALTAYLI: İyi bir şey ama..

"O ÜLKELER IBAN İSTEDİ BİZDE İSE IBAN VERİLDİ"

AKŞENER: İyi bir şey de bu Yeni Camii'de dilenip Sultanahmet'te sadaka dağıtmak gibi bir şey. Maske veremiyorsunuz, eczanelerde maske yok. Bana geldi, eşime gelmedi. Oğluma gelmedi. Böyle bir durum.

ALTAYLI: Şimdi ona gerek kalmadı gidip alıyorsunuz ama eczanelerde muazzam kuyruk.

AKŞENER: Şimdi maske yardımı yapıyorsunuz dış ülkeye. Türkiye'nin PR'ı. Sağlık Bakanı 'Biz o kadar yüce gönüllüyüz ki başka ülkelere yardım yapıyoruz' dedi. Yardım ettiğimiz ülkelere vatandaşa IBAN numarası vermedi, IBAN numarası istediler. 8500 dolar fert başına milli gelir olan ülkesiniz. Kendi ihtiyacımız olduğunu Sağlık Bakanı söylüyor.

ALTAYLI: Ama bunun pozitif etkileri oldu sanki...

AKŞENER: Bu kadar kör gözün üstüne parmak sokmak derler ya.

ALTAYLI: Siz olsaydınız nasıl bir yöntem izlerdiniz.

"BİZ TARIMDA KENDİNE YETEN BİR ÜLKE OLMAK ZORUNDAYIZ"

AKŞENER: Salgın var, ben Başbakanım, Cumhurbaşkanı var, Meclis var, siyasi partiler var gruplar var. Bunu her kesimin meselesi olarak görürdüm. Kapsayıcı, bütünlükçü bakardım. Üretime dayalı, hızlıca ekonomiyi harekete geçirecek ekonomik kurulu kurardım. Diğer siyasi partilerin de görüşlerini, onların ekonomistlerin fikirlerini alarak. Bu iktidarın meselesi değil devletin meselesidir. Siz gelir geçersiniz, ama devlete duyulan güvenin sorgulanması, bunu çözmek zor zaman alır. Zedelenen güven duygusunun yerine hiçbir şeyi koyamazsınız. Başından beri tarım diyorum. Seçim kampanyamı tarım üzerinden götürdüm. Biz kendine yeten bir ülke olmak zorundayız.

ALTAYLI: Uzun zamandır kendine yeten bir ülke değiliz.

AKŞENER: Evet. Japonya çok pahalıya pirinç üretir ama vazgeçmez. ABD benzer ürünlerde benzer tutum içindedir. Mazot çok pahalı bizde. Bizdeki 1 litrelik mazot orada 1 galon. Bütün ülkeler çiftçisini bir şekilde destekliyor. Buğdaş ithal eden ülkeden en büyük buğday ihraç eden Rusya var. Biz et, buğday, saman, canlı hayvanı ithal ediyoruz. Şeker fabrikalarını kapattık. O fabrikalar yan ürün olarak hayvancılığa yem üreten yerlerdi. Sanayi, teknoloji yatırımı olmak zorunda. Koronadan sonra daha hızlı olması gerekir. Bu kararlar alınırken diğer siyasi partilerin de görüşlerini, önerilerini, eleştirilerini almak kaydıyla. O zaman zaten böyle bir demokrasi problemimiz olmazdı.

ALTAYLI: Evet maskelerin Türkiye Cumhuriyeti devleti olarak gitmesi lazım. İyi kötü maskesiz kimse yok. Sokakta herkesi görüyorum. Sistem aksak işliyor ama bir şekilde idare ediyoruz. Biz zengin ülke değiliz ama çok veren maldan, az veren candan diyoruz. Yarın öbür gün bu ülkelerle bizim başka işlerimiz olacak. Borç, kredi, ithalat, sanayi transferi vs. Osmanlı döneminde İrlanda'ya yaptığımız yardım hala etkisini koruyor. Bu olumlu bir adım sayılmaz mı?

"BELEDİYELERİN DAĞITTIĞI EKMEĞİ ENGELLEYEMEZSİNİZ"

AKŞENER: Türkiye'nin PR'ı açısından itirazım yok dedim. Ama sürdürülebilir sistemimiz yok bizim. Yarın sayın Erdoğan'ın şahsıyla ilgili eleştiri gündeme geldiğinde 1 dakikada değişeceğine inanıyorum. Sayın Erdoğan şahsına ait, bu ülkenin babası gibi istediği gibi adalet, hukuk, ulufe dağıtıyor. Saray hazinesinden gönderilen bir hediye şeklinde. Buna işaret ediyorum. Siz Ankara ve İstanbul Belediye Başkanlarının yaptığı işleri, dağıttığı ekmeği engelleyemezsiniz. Onlar düşman değil ki.

ALTAYLI: Daha önce belediyeler AK Parti'deyken depremde yardım yapardı.

AKŞENER: Yurtdışıyla kapsayıcı durumumuz oldu kendi insanına da bu kapsayıcılığı yapmalıydı diyorum. Bu Hazine'den yapılan yardımlar da Türkiye Cumhuriyeti devletidir.

ALTAYLI: Merkez Bankası bir miktar para basmış. Bu enflasyonist baskı yaratmaz mı deniyor. Siz sektörleri canlandırmak için böyle bir yöntemi doğru bulur musunuz?

AKŞENER: Biz arkadaşlarımızla bu konuyu çalıştık. Zaten Merkez Bankası basıyor. Meşhur, malum gruplara gidiyor para. Vatandaşın eline geçen para yok. Üretimi esas alan, vatandaşı kalkındırmayı yönelik kararlar ortaya çıkmalı. Bir plan ve program yok ortalıkta. Devlet olarak yılların sanayi sistemi bir şahsın olabilir ama aynı zamanda bu ülkenin milli serveti. Onların hisselerini devlet almalı, ama kayyum atamamak kaydıyla. Ondan sonra iş kurtarıldıktan sonra rayiç bedelden yeniden devretmemeli o insanlara. O işletmeler batırılmamalı, başkalarının eline geçirilmemelidir. Aynı şey toprak için olacak. Bunlara karşı dikkat etmesi gerekiyor. Maalesef para basılsa da iddialara göre malum beşli çete.

ALTAYLI: Bir siyasetçiye somut konuşmak daha doğru olmaz mı?

AKŞENER: Şu an itibarıyla bir şey bilmiyoruz. Ama geçmiş geleceğin teminatı. Şimdi müşteri garantili yerlere bunlara devletin ödemesi gereken paralar ödenmesin bakalım. Onun yerine alın size kaynak.

ALTAYLI: Ödenmezse dava konusu olmaz mı?

"YAKIN TARİHTE SİLİNEN VERGİ BORÇLARINI BİLİYORUZ!

AKŞENER: Mücbir sebep var. Hiç değilse 3 ay boyunca ödememekten bahsediyorum.

ALTAYLI: Devlet onlara el koysun deniyor, böyle bir hakkı yok.

AKŞENER: Bir paket açıklandı, içinde yardım yok. 3-4 milyar nakit yardımı var diğeri borçlandırmak üzere. Küçük esnafa kredi gelmiyor, takip ediyorum. Para basıldı, nereye gitti? Belli değil. Silinen vergi borçlarını biliyoruz yakın tarihte.

ALTAYLI: Yakın tarih değil o, yaklaşık 500 milyon dolarlık borçtu. Silindiği tarih itibarıyla ama yakın değil.

AKŞENER: Geçmiş geleceğin garantisidir diyorum, o manada söylüyorum.

ALTAYLI: Vatandaş diyor ki, kendileri orada olsa nasıl davranacaktı? Kendilerine yakın grupları korumayacaklar mıydı? Tansu Çiller AK Parti'nin en büyük destekçisi diyorlar.

AKŞENER: Sayın Çiller'le yolumu ayırdım ben. Sayın Çiller'in yol ahbaplığını bunları söyleyenlerin dikkatine sunarım. İki köprüyü devlet yapsaydı diyorum. Köprüleri, yolları devlet yapmasın demiyorum, kaynak aktarmasın diyorum. Sizlerin cebinden, vatandaşın cebinden. İstanbul'a gelmeyen bile ödüyor onların parasını. Bugün Aksaray'da bir kişi kendini asmış, sosyal medyada gördüm. Cebinden bir kağıt çekmiş, 'korona beni öldürmedi, sahipsizlik, açlık, susuzluk öldürdü' diyor. Bunlar için söylüyoruz. Taş üstüne taş koyandan Allah razı olsun. 'Çalıyorlar ama çalışıyorlar' deniyor. Ne çalınsın, çalışılsın. En verimli şekilde kaynaklar kullanılsın. Sayın Erdoğana bakarsak cankurtaran, ambulans yokmuş Türkiye'de. Ondan evvel hiçbir şeyler yokmuş.

"BU MİLLET BU DEVLET AĞAÇ KOVUĞUNDAN ÇIKMIŞ DEĞİL"

Ben üç sınıf bir arada ilkokulda okudum. İzmit'te bir köyde okudum. Askerlik yapan insanların öğretmenlik yapan insanlarla okudum. Hastalandığımızda cankurtaran gelirdi. Haksızlık etmiyorum kimseye, 100 sene olmuş, 23 Nisan'da Meclis'in açılışının 100. yılını kutladık. Bu ağaç kovuğu içinden çıkmış devlet, millet değil ki. Çok savaştan dolayı yanmış, yıkılmış bir ülkeyle karşı karşıyasınız. 1. Dünya Savaşı sonrası en ağır kayıp bizim askerimizdir. Trablusgarp, İstiklal Savaşı. Ben tarihçiyim. Bir Amerikalı gazeteci kadın, bahçe ekonomisi diye ekonomi ismini veriyor İstanbul'daki kadınlarla Anadolu'daki kadınların takasla belli mamülleri değiş tokuş etmesi üzerine. Açları doyurdular, çıplağı giydirdiler diyor. Bu insanlar oradan geliyor. Sayın Erdoğan ipin ucunu kaçırdı. Eskiden Cumhuriyetin ilk dönemlerine rahmetli İnönü'ye vururken şinmdi ne Özal'ı, ne Demirel'i kaldı Allah rahmet eylesin.

AKŞENER: Ben bir kadınım, köyde doğdum. Küçük bir memurun kızıyım. Okudum, sizin karşınızda oturuyorum. Cumhuriyetin sosyal demokrasi, sosyal adalet alanını eğitim yoluyla bizim gibilere fırsat tanıyarak nasıl gerçekleştirdiğini gösteren bir cisim oturuyor karşınızda. Ben üniversite hoca oldum. Profesör olarak emekli olacaktım. Şimdi bu fırsatı sağlayan Cumhuriyet. Sayın Erdoğan'a, Sayın Gül'e, Sayın Kılıçdaroğlu'na da sağlayan Cumhuriyet.

ALTAYLI: Malatya'dan çıkan Özal, Sinop'tan çıkan profesör ve Başbakan Erbakan. Ekonomik olarak şu anda bir şey yapmak gerekiyorsa hangi sektörden başlar diye soruluyor?

"TARIMLA İLGİLİ STRATEJİNİN HAZIRLANMASI LAZIM"

AKŞENER: Birincisi tarım. Bu pandemiden sonra ülkeler kendi içlerine dönebilir. Biz Rusya'dan ve Ukrayna'dan buğday alamayabiliriz. Öncelikle gıda. Dolayısıyla tarım, tarım, tarım. Çok spesifik önerilerimiz oldu bizim, kaale alınmadı. Tarımla ilgili stratejik programın hazırlanması gerekiyor, buna dair bir şey duymadık. Hizmet sektörü şu an itibarıyla turizmle beraber gitti. Turizmin ele alınması gerekiyor. İstihdam yaratmak için yatırım gerekecek. Hizmet sektöründen açığa çıkan insanların bir şekilde istihdam edilmesi lazım. Bunun yolu da sanayi ve KOBİ'lerden geçiyor. Küçücük dükkanlarda iki kişi çalışıyor. Göreceli olarak ekonomik yönü daha büyük olan büyükşehirlerimizi gezdim. Oralardaki esnafın durumu o zaman faciaydı. Kapaklı'da sanayi ilçesidir. EYT'lileri önemli bulduk, söyledik, herkes kulağını tıkadı. Burası Çerkezköy, sanayi bölgesi. Sanayi işlemediği için fabrikalar lojistiğe dönmüş. Sanayi üretimi yapanlarda da, mesela yaşınız bir noktaya gelmiş, 'seni işten çıkarıyoruz, maliyetin yüksek' demişler. Adamın süresi dolmuş, yaşı tutmadığı için parasız. Onun yerine Afganlı almışlar. EYT'liler ağlayarak bir şeyler anlattı. Sonra işletmeleri gezmeye başladım. Bir kasap dükkanına girdim. 1 kilo kıyma alanın yarım kiloya düştüğünü falan söylediler. Böyle hikayeler var. Çerkezköy'de kapalı bir pazara girdik. Oradan bir arkadaşla karşılaştık, EYT'liydi. '20 lira borç aldım eve yiyecek götüreceğim' dedi. Pandemiyle birlikte hizmet sektöründe yer alan birçok işletme işten insan çıkaracak. Bunları kapanmayacak hale getirirdim. Yardım edeceksiniz.

ALTAYLI: Garantili projelerden arttıracaksınız.

AKŞENER: Yolsuzluk yapmayacaksınız, tercihlerinizi buna göre yapacaksınız.

ALTAYLI: İthalatı yavaşttılar deniyor.

AKŞENER: İhracatçıların da ihracat yapma konularında ciddi sorunları var. Bunların da konuşulması lazım. Esnaf odaları var. Bunlarla görüşüp küçük işletmelerin, KOBİ'lerin yaşaması sağlanması lazım.

ALTAYLI: Bir kişi Kapaklı'da işsizlik yok diyor.

AKŞENER: Gitsin görsün. Bu arkadaş iş yeri sahibi olabilir.

ALTAYLI: Şehir hastanelerine iki eleştiri vardı. Bir büyük oldukları için işletmeleri zor, bir de fiyat garantisi vardı.

AKŞENER: Devlet yapsın, siz müteahhitsiniz, size yaptırsın. Ondan sonra kendisi işletmeye verir vermez, başka bir şey. İşletme garantili iş olmaz.

ALTAYLI: Türkiye'de terör olayları nedeniyle çok zor günler geçirdik. İlk defa iyi gidecekti işlerimiz. Şu anda bizim adımızı anan bile yok deniyor.

AKŞENER: Turizm Bakanı sektörün içinden gelen arkadaşımız. Tarımı bire koyuyorum ondan sonraki esnaf, KOBİ, turizm, hizmet sektörüyle ilgili bütüncül bir ekonomik bakış açısının behamahal yapılması lazım.

ALTAYLI: İnfaz yasası adı altında ben ona af geldi. Sayın Bahçeli'nin serbest kalmasını istediği kişiler serbest kaldı. Son günlerin popüler konularından bazıları da tahliye edilecek. Ben Rahşan Ecevit döneminde bile Rahşan affına bayrak açan tek kişiydim. Ben her zaman aflara karşıyım. Devlet kendine karşı işlenen suçları affedebilir ama bana karşı işlenen suçu bana göre affedemez. Ama Türkiye aflar ülkesi. Siz bu af yasası hakkında ne düşünüyorsunuz? Engellemek için ne yaptınız?

"İNFAZ DÜZENLEMESİNE KARŞI ÇIKTIK AMA SAYIMIZ YETMEDİ"

AKŞENER: Epey bir şeyler yaptık çok da suçlandık. İnfaz yasası ile ilgili şöyle bir teklifte bulunduk. Toplumun tüm kesimleriyle paylaşın dedik. Sayınız yeterli bunu şeffaf bir biçimde paylaşın. Toplumda bu işi bilen kişiler de fikirlerini söylesin. Siyasi partiler olarak bizler de önerilerimizi, eleştirilerimizi söyleyelim. Bunun hiçbiri yapılmadı. Hassas olduğum konu kadın çocuk konusu, onlara yönelik şiddet. Bizim ceza yasamızda eş üzerinden bir tanım var. Bir kadın, bir adamın kızı, bir adamın karısı, bir adamın kızkardeşi üzerinden tanımlanmış. Eşle ilgili fasıl infaz dışı tutuldu. Bir kızımız öldürüldü biliyorsunuz Gamze. Bu kızımızın hunharca cinayeti işleyen şahsın sistemini söyleyeyim, bir erkek öldürmekle aynı anlamda. Kadınla ilgili eş üzerinden tanımlandığı için, kan, nikah bağınızın bulunmadığı kadına işlediğiniz cinayete normal cinayet üzerinden bakıldığı için Gamze Pala'yı öldüren kişi bu infaz yasasına göre 9 yıl yatacak çıkacak. Ben Gamze'nin ablasını aradım. Bizlere söylediği şey, 'bu adam ömür boyu yatsın'. Biz bununla ilgili önerge verdik. Eş tanımından çıkarıp, kadın tanımına koyalım. El birliği ile reddedildi. Bir başka önemli konu var. Kariyer suçu gibi bir suç var. İhaleye fesat karıştırma, hırsızlık, tehdit, zimmet, tehdit, kasten yaralama, gasp, bunlar kariyer suçu olmuş, infazdan yararlandı. Mesela birisi sizi dolandırdı. 1 milyon TL dolandırdı. Bu kişi hapse girdi. 1 yıl yatıp çıkacak 1 milyon TL cebinde. 1 milyon kazanan kaç kişi var bu ülkede? Biz dedik ki 'Bu 1 milyon lirayı da ödesin'. Sizin mağduriyetiniz giderilsin. Bunların hiçbiri kabul görmedi.

ALTAYLI: O oylamada kaç kişi vardınız? Siz de CHP de hepiniz orada değildiniz? Gidip orada gürültü, bir şey yapmadınız?

AKŞENER: Gürültü çıkarılmaya gayret edildi. Bakın korona gelmiş. 65 yaş üstü arkadaşlarımıza 'gelmeyin' dendi. 10 civarında milletvekili dönüşümlü olarak geldi. Milletvekilliği seçimini kazanmış büyük ve küçük ortağın pekçok yöneticisi, milletvekili bizim engelleyici tavrımızdan çok şikayet ettiler. Ama onların sayısı yetiyordu, dolayısıyla çıkardılar. Yangından mal kaçırır gibi pandemi geldi, infaz yasası geldi.

ALTAYLI: Sayın Çiller döneminde koltukta otururken bu dediklerinizi hangisini yaptı diye soruyorlar.

AKŞENER: İçişleri Bakanı olarak mı? Ben DYP'de politikaya başladım. Demokrat Parti, Adalet Parti silsilesi itibarıyla yatırım üzerinden konuşur. Baraj, fabrika sayar. Rahmetli Demirel'i ziyarete gitmiştim. Oğlumla gittim. Oğlum Mercedes'te çalışıyordu. Demirel, o fabrikayı öyle anlattı ki, oğlumu gezdirdi sanki orada. Bu ülkede kimse ağaç kavuğundan çıkmadı. Yüz yıllık süreç bu.

ALTAYLI: 8 aylık bakanlık döneminde ne yaptınız?

"SAYIN ERDOĞAN MİLLİ İRADEYİ YOK FARZ EDİYOR"

AKŞENER: Mağdurun yanında oldum. Milli iradeye itiraz edenlerin karşısında oldum. O günün otoritesiyle ters düştüm. Mesela bana sorulur; sayın Erdoğan'la çok yakındınız şimdi niye değil, diye. Ben de derim ki; ben sayın Erdoğan'ın şiir okuduğu için hapse gönderilmesini haksız buldum, hala haksız buluyorum. Seçilmiş belediye başkanı milli iradenin tecellisiyle seçilir. O devrin güçlüleri ile ters düştüm. Bugün ben hala aynı yerdeyim. Mansur Bey için Ekrem Bey için açılan soruşturmaların karşısındayım. Amma bugün sayın Erdoğan güçlülerin hukukunu koruyor ve milli iradeyi bugün kendisi yok farz ediyor. Dolayısıyla bugün de onun karşısındayım.

ALTAYLI: GAP Projesi soruluyor.

AKŞENER: O bir milli proje. Şimdiki iktidar kaynak ayırması konusunda öncelik sıralamasında GAP bir değil. GAP'tan para kazanılamıyor. Şahsi para kazanılamıyor. Hazine kazanacak GAP'tan. Şimdi ev yapmak, bina yapmak öne geçti. Ama hakkı teslim edelim hiçbir hükümet GAP'ı inkar etmemiştir.

ALTAYLI: Madem Sağlık Bakanı'nın yaptığını doğru buluyor. Onu oraya getiren Cumhurbaşkanı Erdoğan'ı neden gözardı ediyor diye soruyor birisi?

AKŞENER: Sayın Erdoğan'a sövmedim, hakaret etmedim, kötü bir şey söylemedim. Bu sistemin sayın Erdoğan'ı da dumur ettiğini söylüyorum. Bir kişi her konuyu bilebilir mi? Demin yollarla ilgili bilgim olmadığını söyledim. Prensip olarak İstanbul ve Ankara belediyelerine nelerin yapıldığını görüyorum. Ben tıp doktoru muyum, sayın Erdoğan tıp doktoru mu? Sonuç itibarıyla bunu kuran Sağlık Bakanı. Tarım Bakanı'nı da sayın Erdoğan seçti, damat Bakanı da sayın Erdoğan seçti. Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi bakın tarihe not düşüyorum, bu sistem sürdüğü takdirde sayın Erdoğan'a duyulan sevginin, sempatinin bir gramı kalmadan seçim kaybeder. Çünkü bir insan herşeyi bilemez.

ALTAYLI: Kovid süresi Erdoğan'ın popülaritesini arttırdığını söyleniyor.

"CÜZDANSIZLARLA VİCDANSIZLARIN KAVGASININ ÖNÜNE GEÇİLMELİ"

AKŞENER: Ben de gördüm unu. Telefonla anket yapılıyor. Telefonda konuşulmaktan korkuluyor çünkü. Yüzyüze görüşmelerin başlamasını bekleyeceğiz. Belki artmıştır. Bakın buraya yazıyorum, ben de siyaset biliyorsam. Tayyip Bey'in bu Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi'nde sıfır sevgiyle kaybeder. Meclis güçlü olsa, Bakanlar milletvekilleri içinden seçilmiş olsa. Milletvekilleri seçmenine karşı, AK Parti milletvekillerinin de bahsediyorum. Bakana değil, bakan yardımcılarına ulaşılamıyor. Bütün bunların nedeni de sayın Erdoğan'ın saraya hapsolması. Şimdi maaşlarını bağışladı ya. Daha evvel Keçiören'de bir evi vardı. Şimdi çıksın saraydan Keçiören'e taşınsın. Pandemi sonrası endişelerim var benim. Cüzdansızlarla vicdansız kavgasının önüne geçmemiz lazım. Müslüm baba diyor ya dünyayı yakarsa garipler yakar...

ALTAYLI: Vatandaşlar elbette size muhalif olanlar sorularımıza niye cevap vermektense gülmeyi tercih ediyor diyorlar.

AKŞENER: Gülmek de bir cevap.

ALTAYLI: İçişleri Bakanı size çok uzak değil. Onun istifasıyla ilgili olarak ne düşünüyorsunuz? Terörle mücadelede başarılı buluyor musunuz?

"DIŞARDAN GÖRDÜĞÜM KADARIYLA TERÖRDE BAŞARILIYIZ"

AKŞENER: Terörle mücadelede paradigma değişikliği yapıldı. Türkiye şu anda terörle mücadele ediyor. Ondan evvel açılım sürecinde olmadı. Şimdi sert mücalede yapılıyor. Terörle mücadelede şunu da şöyle yap diyebileceğimiz bir şey yok. Ben aşağı yukarı şahıs olarak 1997 Temmuz'undan itibaren devletin sisteminin dışındayım. Hep muhalefet partilerinde görev yaptım. Şimdi de İYİ Parti'nin muhalefette olan bir partinin genel başkanıyım. Açık bilgilerin dışında devlet bilgisi yok.

ALTAYLI: Sayın Davutoğlu çıktı, sayın Babacan çıktı. Bunlara bakışınız nedir?

AKŞENER: Ben Türkiye'de yeni bir siyasi yapının, yapıların ortaya çıkmasını çok değerli, olumlu buluyorum. Çeşitlilik renklilik demokrasi açısından iyidir. Seçmene farklı dille hitap etmek iyidir. İki arkadaşa başarılar da diledim. Diğer konulara seçmen karar verecek. Ne kadar inandırıcı olursanız, yapılan eleştirilere vereceğiniz cevaplar seçmeni ne kadar inandırırsa başarılı olursunuz. Yarın ne oluru bugünden, rahmetli Demirel'in sözüyle doğmamış bebeğe don biçmek olur. Benim diyeceğim Cumhurbaşkanlığı Sistemi tıkandı. Sayın Erdoğan eskiden siyasi olarak rasyonel birisiydi. Şimdi haktan, seçmenden kopardı. Şimdi gerçekçi yanı ortaya çıkarsa sayın Erdoğan da başta olmak üzere Türkiye parlamenter sisteme bu dönemde döner. Ama olmadığı takdirde 2023'de diyelim ki, Cumhurbaşkanlığı seçimi olduğunda, Cumhur İttifakı'nın paydaşları AK Parti ve MHP'nin dışında başta ben söyledim, hiç seslendirmeyen konuydu. Vatandaş bunu kabul etti, iyileştirilmiş, güçlendirilmiş parlamenter sisteminde herkes birleşmiş durumda. 2023'te bu sistemde gidildiğinde sayın Erdoğan'ın seçilemeyeceğini düşünemiyorum.

ALTAYLI: Sayın Babacan'la ilgili söylenen bir şey var. Ekonomi kötüye giderse korona sonrası sayın Babacan'a ilgi artabilir. Ancak 23 Nisan'da sayın Babacan'ın bir tweet vardı. İçinde Mustafa Kemal Atatürk'ün kelimesi bile geçmiyordu, kendisini ve partisini öne çıkarmıyordu. Anında tepki oluştu. Sonrasında yeni bir tweet attı Atatürk'ü öne çıkardı. Siz Babacan'ın bu tavrını nasıl yorumladınız?

"SAYIN BABACAN VE DAVUTOĞLU NE DÜŞÜNDÜKLERİNİ SÖYLEMELİ"

AKŞENER: Yeni kurulan partiler hakkında az konuşmaya dikkat ediyorum. Biz çok zor şartlarda partimizi kurduk, tahmin edemezsiniz. Bu işi çok doğru anlatamadık. İl başkanları atadık, yer bulamadılar. İlçe başkanları yer bulamadılar. Genel merkez bulmakta zorlandık. Şimdi biz alanı temizledik. Apar topar seçim yapıldı. Seçime giremeyelim diye yapıldı. Sonuçta Türkiye sadece İYİ Parti'nin kurulmasıyla demokrasinin işleyebileceğine dair nefes aldı. Oylarımızla bir şeyleri değiştirebiliriz kanaati seçmende oluştu. 31 Mart'ta CHP ile yaptığımız işbirliği, İstanbul ve Ankara belediyelerinin kazanılması seçmende 'evet oylarımızla biz değiştirebiliriz, demokrasiyi işletebiliriz'i hüküm cümlesi olarak yerleştirdik. Bunu İYİ Partililer başardı.Bütün arkadaşlarımızdan Allah razı olsun. Çok şeye direndiler. Çocukları tehdit edildi. Şimdi biraz daha rahat ortamda bu iki siyasi parti kuruldu. Sayın Babacan ve sayın Davutoğlu'nun Cumhuriyetin kuruluş anından itibaren ihtilaf sahaları var. Sayın Erdoğan'ın da ihtilaf sahalarını derinleştiren bir anlayışa sahip. Halbuki başlangıçta varolduğum bir siyasi organizasyondu. Değerlerimiz uyuşmadığı için ayrıldım. Şerif Mardin'in bir sözü vardır, 'cumhuriyet trenine mütegallibe bindi, halk binemedi' diye. CHP'nin o döneminden itibaren bu mücadelenin anlamı halkın demokrasi, cumhuriyet trenine bindirmek diyebilirim ben akademisyen olarak. Bu millet devlet barışması, buluşması diyebileceğimiz fırsatı sayın Erdoğan ve arkadaşları yerine getirmediler.Belki işlerine öyle geldi. Bu konuda net tutumlarının ne olduğunu seçmen açısından anlatmaları gerekiyor. Pekçok siyasetçi, yani MHP mensubu siyasetçinin de tweetlerin de bundan sosyal medyadan sonra yayınlandı. Onlar da Atatürk'ten bahsetmedi. Türk milliyetçileri açısından Atatürk ve Cumhuriyet çok hassas bir noktadır. Ona da şaşırdığımı ifade etmeliyim. Sayın Babacan ve sayın Davutoğlu bu konuda ne düşündüklerini söylemelidirler.

ALTAYLI: MHP ile orta ve uzun vadede tekrar iş birliği olabilir mi? diye soruyorlar. AK Parti ile zaman zaman yakınlaştığınız şeklinde algı var. Daha önce bunu reddettiniz. Sanki Meral Akşener ve partisi AK Parti ile uyumlu gidebilir mi?

AKŞENER: Biz ANAP-DYP mücadelesini ve birleşmesini çok yoğun yaşadık. Sonuçta olmadığını daha sonra sayın Ağar ile sayın Mumcu döneminde deneme yapıldı ama olmadı. MHP ile BBP'nin birleşmesi yıllarca konuşuldu. Partileri işbirliğine iten seçmendir. Partileri birleştiren de seçmendir. Biz AK Parti'nin olumlu davranışlarının olumlu olduğunu söyledik. Biz söylemlerinde çok net olan siyasi partiyiz. Mesela 20 bin öğretmen atadı arkadaşlar, bunu alkışladık. Şimdi ataması yapılmış, görevce başlayamamışlar. Şimdi bu öğretmenler Avrupa Fonu'ndan istihdam edilen 4 bin öğretmen. Bu insanlar şu an itibariyle arafta kalmış durumda. Maaş alamıyorlar. Bunların da derdi var. Mevsimlik sözleşmeli işçi muamelesi görüyorlar. 4 bin kişi özel KPS sınavlarından geçmiş, özel sertifikalar almışlar. 20 bin öğretmenin atanmasını alkışladık biz. Şimdi alkışladığımız için bu öğretmenler bize dönüyor. Bunu iletin diyorlar. Seçim olur, demokrasi işler, bir parti, birkaç parti hükümet kurar. Bunlar yönetir. Siz muhalefet partisiniz diyelim. Seçmen muhalefete halkın avukatlığını verir, ötekisine de hizmet görevini verir. Ben halkın avukatıyım. Nitekim bu insanlar ya sizlere ya da bizlere yazıyor. Özellikle pandemi döneminde sayın Erdoğan biraz savsaklayarak da olsa getirdiler. Olumluyu 'aferin güzel yaptınız, ama bunu da yapmalısınız' diyoruz. Mesela trollerden gelen mesajlar burada bütün gün sayın Erdoğan'ın aleyhinde konuşmuş gibiyiz. Ben ilçe ilçe dolaşıyorum. Sayın Erdoğan'ın ilçe ilçe gezme durumu yok. Çok önemli ilke farkı var aramızda. Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi'ne şiddetle karşıyız. Bir arkadaşımız 'siyasi partinin en kara günü hangisidir' diye benim için en kara gün ve gece 16 Nisan 2017'dir.

ALTAYLI: Ekonomi kötüye gidiyor. Bütün dünyada olduğu gibi işsizliğin bizde de artacağı söyleniyor. Göçmenler var Türkiye'de. Korona sonrasında Suriye meselesi farklı bir yöne evrilebilir mi?

"SAĞLIK BAKANLIĞI'NIN VERİLERİNDE SAHTEKARLIK YOK"

AKŞENER: Evrilmesi lazım. Başından beri bu sığınmacıların sağlıklarını, canlarını emniyet altına almak kaydıyla ülkelerine gönderilmesi gerektiğini söyleyen siyasi partiyiz. Ben Türkiye'de bu dediğimiz, sizin söylediğiniz ekonomi ve işsizlikle ilgili endişe, kibarca söylemeye çalıştım, cüzdansızlarla vicdansızlar arasında olursa fatura ağır olur. Şimdi bizlerin de fikrini alarak Suriyeli sığınmacı konusunu vatanlarına göndermek kaydıyla bir çözüm üretmeleri gerekiyor.

ALTAYLI: Sağlık Bakanlığı'nın açıkladığı verilere inanıyorsunuz değil mi?

AKŞENER: Orada verilerle ilgili bir sahtekarlık vardır diyemem, onu bir devlet insanına yakıştıramam. Ölçümlerle ilgili bir soruna dair sizin programınıza çıkan hocaya katılıyorum. Hazır sokağa çıkma yasağı varken rastgele evlerde tarama yapılması lazım diyorum hocamızın bilgisi ışığında.

ALTAYLI: Antikor testleri yakında başlayacak diye duyuyoruz. Meral Hanım ağzınıza sağlık.

AKŞENER: Teşekkür ederim.