Tanınan Filistin, görmezden gelinen katliam... Küresel vicdan, devletleri harekete geçirdi; ama!
Gazze'de yaşanan insani felaket, yalnızca Ortadoğu'yu değil, Avrupa'dan Latin Amerika'ya kadar geniş bir coğrafyayı harekete geçirdi. Milyonlarca insan sokaklara çıkarak hükümetlerini zorladı, diplomatik dengeler değişti. Bu baskı, devletlerin "seyirci kalma" konforunu daraltırken, Filistin'in tanınması bir ahlaki zorunluluk haline geldi. Ancak mesele artık yalnızca ahlaki bir sorumluluk olarak görülemez. Sahada devam eden katliamların gölgesinde tanımaların ne kadar gerçek anlam taşıdığı tartışmalı. Tanımalar sembolik olmaktan çıkmalı. Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın BM kürsüsünden yaptığı konuşma, Filistin meselesinde küresel vicdanın sesi oldu.
ABONE OLFransa Cumhurbaşkanı Macron’un Filistin’i tanıma açıklaması Avrupa’da tarihi bir kırılma yarattı. Ancak karar, İsrail’i gücendirmeme kaygısıyla gölgede kaldı.
Macron’un “İsrail’in güvenliği” vurgusu öne çıktı, Gazze’deki on binlerce sivil kayıp görmezden gelindi. Bu nedenle Paris’in adımı “tarihi ama eksik cesaretli” olarak nitelendirildi.
İngiltere, Kanada, Avustralya, İspanya, İrlanda ve Norveç de Filistin’i tanıyan ülkeler arasına katıldı. Fakat dikkat çeken nokta, bu açıklamalarda Gazze’deki katliamlara doğrudan bir atıf yapılmamasıydı.
Diplomatik dil, insani gerçekliğin önüne geçti.
Latin Amerika’da Şili ve Brezilya yıllar önce Filistin’i tanımış, kararlarını insani gerekçelerle savunmuştu.
Güney Afrika ise Uluslararası Adalet Divanı’na yaptığı “soykırım” başvurusuyla farklı bir yol açtı. Böylece yalnızca diplomatik değil, hukuki ve insani sorumluluk temelinde de bir duruş sergilendi.
Ancak ABD’nin desteği sürdükçe, AB’nin adımları sembolik kaldıkça ve bölge ülkeleri çıkar hesaplarıyla sessiz kaldıkça, ne diplomasi ne hukuk Netanyahu’yu durdurabilecek gibi görünüyor.