Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
  • Habertürk Android Uygulaması
  • Habertürk iPhone Uygulaması
Mehmet Çalışkan

Anneler günü geleneği, Yunan mitolojisine kadar dayanıyor.
Yunan mitolojisindeki pek çok tanrı ve tanrıçanın annesi olan Rhea onuruna yıllık ilkbahar festivali kutlanıyordu.
Antik Romalılar da ilkbahar festivallerini ana tanrıça Kibele onuruna kutladı.
Anneler gününün günümüzdeki şekli ise Anna Jarvis'in kaybettiği annesi için 1908'de başlattığı anma gününün 1914'te Kongre'nin onayıyla ABD çapında kutlanmasıyla oluştu.
Sonraki yıllarda birçok ülke, ABD'de olduğu gibi her mayısın ikinci pazar gününü anneler günü olarak kutlamaya başladı.
Türkiye'de ise anneler günü ilk kez 1955'ten itibaren kutlanmaya başlandı.

Anna Jarvis (1864 - 1948)

Komşumuz Nurten Teyze (Gül),bir gün ağabeyimi, kız kardeşimi ve beni karşısına alıp 'Anneler günü geliyor. Biraz para biriktirip, annenize bir hediye alın. Üstünü ben tamamlayacağım' dedi.
Aslında 'biriktirin' cümlesi sözün gelişiydi.
Reel olarak ortada biriktirilen bir para yoktu.
Nurten Teyze'nin verdiği parayla annemize bluz aldık.
Annemize verdiğimiz ilk hediyeydi.
Anneler gününde mahalleden geçen bir fotoğrafçı, o güzel günü böyle görüntüledi. Annemin üzerinde aldığımız bluz vardı. 

Itır, Nurten Teyze, annem Meryem, Hülya, kız kardeşim Meltem, Suna, Leyla Yeşim, Jale ve ben.

Bütün anneler kutsaldır, her anne çocuğunun kahramanıdır.
Toplum düzeninin sağlanmasında en önemli birey olan bütün annelerin 'Anneler Günü' kutlu olsun. Hayatını kaybedenlerin mekânı cennet olsun. Hayatta olanların ayağına taş değmesin. Habertürk 'Haftanın Portresi'nde Türkiye'nin düşman işgaline uğradığı yıllarda kahramanlıklarıyla tarihe geçen, adları birçok kurum ve kuruluşa verilen, heykelleri dikilen, hikâyeleri üzerine filmler çekilen 3 anne yer alıyor.

Mustafa Kemal Atatürk (1881 - 1938)

ANNELERLE İLGİLİ ÖZLÜ SÖZLER
* Hiç unutulmayacak yüz, anne yüzüdür.
Hz. Muhammed (s.a.v)
* Kadının en büyük görevi analıktır. İlk eğitim verilen yerin ana kucağı olduğu düşünülürse bu görevin önemi yeterince anlaşılır. Ulusumuz, güçlü bir ulus olmaya azmetmiştir. Bugünün gereklerinden biri de kadınlarımızın her bakımdan yükselmelerini sağlamaktır. Bundan dolayı kadınlarımız da bilgin, fen bilgini de olacaklar ve erkeklerin geçtikleri bütün öğrenim derecelerinden geçeceklerdir. Sonra, kadınlar toplum hayatında erkeklerle beraber yürüyerek, birbirinin yardımcısı ve desteği olacaklardır."
Mustafa Kemal Atatürk
* Anne hakkına dikkat et! Onu başında taç et! Zira anneler doğum sancısı çekmeselerdi, çocuklar da dünyaya gelmeye yol bulamazlardı.
Mevlana Celaleddin Rumi
* Hiçbir süs ve makyaj bir kadını analık sevgisi kadar güzelleştiremez.
Emile Zola
* Bana iyi analar veriniz, size iyi vatandaşlar vereyim.
Napoleon Bonaparte
* Kadınlar zayıftır; ama analar kuvvetlidir.
Victor Hugo
* Hiç kimse kollarında bir çocuk tutan anne kadar muhterem ve birkaç çocuk arasındaki bir anne kadar saygı değer değildir.
Wolfgang Van Goethe
* Şefkatin en büyük amili analardır. Hayatımdaki bütün hatalarım ana terbiyesi görmeyişimden ileri gelmiştir.
Jean J. Rousseau
* Bir anne yüreği, dibinde her zaman af bulunan bir uçurumdur.
Honore De Balzac
* Beşik sallayan eller, dünyayı yerinden oynatacak bir gücü simgeler.
Peter de Vries

Victor Hugo (1802 - 1885)

NENE HATUN
1857'de Erzurum'da doğan Nene Hatun, Türkiye'de anneler gününün kabul edildiği 1955'te 'Yılın Annesi' seçilen ilk kadın oldu. Nene Hatun, bu unvana vefat etmeden kısa bir süre önce layık görüldü.
93 Harbi sırasında 1877'de 8 Kasım'ı 9 Kasım'a bağlayan gece, Ermeni çeteleri Erzurum'un Aziziye Tabyası'na girerek Türk askerlerini uykuda yakalayıp kılıçtan geçirdi.
Arkadan gelen Rus askerleri ise hiçbir zorlukla karşılaşmadan tabyayı ele geçirdi.
Baskından yaralı olarak kurtulan bir er haberi Erzurumlulara ulaştırdı. Sabah ezanının akabinde "Moskof askerleri Aziziye Tabyası'nı ele geçirdi" şeklinde minarelerden Erzurumlulara anons yapıldı.

Nene Hatun, 1952'deki Aziziye Anıtı'nın açılışına katıldı.

Bunun üzerine Erzurumlular, balta, tırpan, kazma, kürek, sopa ve taşları ellerine alarak tabyaya doğru koşmaya başladı.
Nene Hatun'un eşi cephede çarpışıyordu. Ağabeyi Hasan ise bir gün önce cepheden yaralı olarak gelmiş ve kollarında şehit düşmüştü.
Nene Hatun 3 aylık bebeğini emzirdikten sonra, "Seni bana Allah verdi. Ben de O'na emanet ediyorum" diyerek bir balta ve ağabeyinin tüfeğini alarak sokağa fırladı.

Tabyayı ele geçiren Rus askerleri, gelenlere yaylım ateşi açtı.
O anda birçok şehit verilirken sağ kalanlar, tabyaya girip Rus askerleriyle çarpıştı. 

Nene Hatun, o günleri şöyle anlattı; "Ağabeyim Hasan cepheden ağır yaralı olarak bir gece önce eve gelmişti. Bir yandan ona bakarken, bir yandan da 3 aylık çocuğumu emziriyordum. Kardeşim, o gece kollarımın arasında öldü. Sabaha karşı minarelerden 'Moskof, Aziziye'ye girdi' diye haykırışlar başlayınca, kardeşimin alnını öpüp, 'Seni öldüreni öldüreceğim' diye ant içtim. Yavrumu Allah'a emanet ettikten sonra, ağabeyimin tüfeğini ve satırımı alıp dışarı fırladım. Sel gibi Aziziye'ye akıyorduk. Tabyanın mazgallarından düşman ölüm yağdırıyordu. Düşmanda iyi silah vardı, bizde de iman. İleri atıldım. Dadaşlar arasına karıştım. Satırım durmadan kalkıp iniyordu."

Nene Hatun'un vatan için o gün başlayan mücadelesi düşman Erzurum'dan kovuluncaya kadar devam etti.
Cepheye mühimmat taşıyan, askerlere hemşirelik, aşçılık ve sakalık yapan Nene Hatun, Erzurum'dan sonra tüm Anadolu'da da destanlaştı.
Nene Hatun'un sonra 5 çocuğu daha oldu.
Çocukları; Yusuf, Nazım, Abdurrahman, Musa, Asime ve Nevriye...
Yusuf, Çanakkale'de şehit düştü.
Nene Hatun, 1954'te kendisini ziyaret eden NATO'da görevli ABD'li subayın bir sorusuna, "Ben o zaman gerekeni yapmıştım. Gerekirse bugün de aynı şeyi yaparım" cevabını verdi.
Nene Hatun'a 1952'deki 30 Ağustos Zafer Bayramı kutlamalarında '3. Ordunun Nenesi' unvanı verildi.
Nene Hatun, 22 Mayıs 1955'te 98 yaşında zatürreden dolayı vefat ettikten sonra resmi törenle Aziziye Tabyası'na defnedildi.

Nene Hatun'un Erzurum Aziziye Parkı'na dikilen ilk heykeli tartışmalara neden oldu.
Tartışmanın nedeni şuydu; Nene Hatun, Aziziye Tablası'na giderken sırtında çocuğu yoktu. Ayrıca tüfeği havaya kaldırmak düşmana teslimiyet göstergesiydi.

Tartışmanın çıkmasından sonra Nene Hatun'un heykeli revize edilerek sol eline balta konuldu. Anneliğini simgelediği için sırtındaki çocuk figürüne ise dokunulmadı.

Nene Hatun, Türk sinemasında beyazperdeye 2010'da Avni Kütükoğlu tarafından yansıtıldı. Filmde başrolleri Açelya Elmas ile Serdar Gökhan paylaştı.
Nene Hatun'un kahramanlıkları çizgi romana da yansıdı. 'Yürekli Kadın Nene Hatun' adıyla yayımlanan tarihi roman İbrahim Ünsal'ın imzasını taşıyor. Nene Hatun hakkında yazılan bir diğer roman ise M. Talat Uzunyaylalı tarafından kaleme alınan 'Efsane Kadın Nene Hatun' oldu.

EFE AYŞE
Efe Ayşe 1894'te Aydın'ın İmamköy' ilçesinde doğdu.
1910'da 16 yaşındayken Kayacık Köyü'nden Mustafa Efendi ile evlenerek iki kız çocuğu dünyaya getirdi.
Huriye ve Hafize...
Efe Ayşe'nin eşi Mustafa Efendi 1915'te askere alınarak Çanakkale Cephesi'ne gönderildi. Orada da şehit düştü.
Efe Ayşe, eşinin şehit düştüğünü haber alınca kızlarıyla birlikte Kayacık'tan İmamköy'e dönerek kıt kanaat geçindiği bir hayat sürmeye başladı.

Yunanlıların 1919'daki işgali sırasında İmamköy'ü ele geçirmeleri üzerine Efe Ayşe, eşinin evlenirken hediye ettiği küpelerini satarak bir tüfek aldı.
Efe Ayşe, eşinden kalan tek yadigar olduğu için kıt kanaat geçinirken küpelerini satmamıştı ama ülkesini koruma adına tüfek alıp almamayı bir an bile düşünmedi. 
Efe Ayşe, tüfeğini sırtına takar takmaz Umurlu'daki 'Sancaktarın Ali Efe' grubuna katıldı.
İlk olarak aynı gruptaki Çiftlikli Kübra ve Ayşe Çavuş ile birlikte Kepez sırtlarında düşmanla savaşan Efe Ayşe, Yunanlılara karşı daha sonra Aydın'da da savaştı.
Yunanlıların Aydın'dan çıkarılması üzerine çocuklarının yanına dönen Efe Ayşe, ikinci işgal döneminde bu kez 'Yörük Ali Efe' grubuna katılıp Köşk Cephesi'ndeki muharebelere ve ünlü Malgaç Baskını'na katıldı.

* Malgaç Baskını: 5 Haziran 1919 gecesinde Yörük Ali Efe ve yanındaki 17 kişi, Çine'den kuzeye doğru yola çıktı. Yolda kendilerine katılanlarla birlikte 15 Haziran 1919'da Sultanhisar'a 1,5 Km mesafedeki Malgaç Köprüsü üzerindeki Yunan Karakolu'na baskın düzenlediler.

Malgaç Baskını, her yıl törenlerle kutlanıyor.

Kurtuluş Savaşı'nın sonuna kadar savaşmaya devam eden Efe Ayşe, Milli Mücadele'deki başarılarından dolayı Mustafa Kemal Paşa'nın önerisiyle Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından Kırmızı Şeritli İstiklal Madalyası'na layık görüldü.
"Benim yaptığımda ne var ki? Herkes yapar. Bazı kadınların içinde bir pehlivan; bazı erkeklerin içinde de, korkaklıklarından dolayı bir kadın gizlidir. Kemer belindir, çizme ayağın, börk başındır. Mademki burası bizim vatanımız, biz de bu vatanın olmalıyız" diyen Efe Ayşe, 1967'de 73 yaşındayken vefat ettikten sonra İmamköy'de defnedildi.
Köy meydanına bir büstü konulan Efe Ayşe hakkında 2010'da 'Çete Ayşe' adıyla film çekildi.
Yusuf Güven'in yönettiği filmde Efe Ayşe'yi Miss Globe Türkiye kraliçesi Banu Öztürk canlandırdı.

 

ŞERİFE BACI
1900'de doğan Şerife Bacı 16 yaşında evlendi.
Düğünden iki ay sonra askere alınan eşi cepheye gittikten 6 ay sonra Çanakkale'de şehit düştü.
'Gencecik yaşında yalnız kalamaz' diyen köyün yaşlıları, Şerife Bacı'yı gazi Topal Osman ile evlendirdi.
Topal Osman, savaşta yanında patlayan bir top mermisiyle yaralanarak sol ayağını, bir gözünü ve büyük oranda işitme yetisini kaybetmişti.
Mart 1921'de doğan kızlarına Elif adını verdiler.

Şerife Bacı, bir yandan kızı Elif'i diğer yandan da doğumdan sonra genellikle salgın hastalıklar nedeniyle anneleri ölen bebekleri de emzirdi. Köyde ne kadar anasız kalan çocuk varsa onların süt annesi oldu.

Bir akşam muhtar, köy odasında şu açıklamayı yaptı; "Ankara'da açılan yeni meclis ve kurulan hükümet, Anadolu'ya saldıran Yunan askerine son darbeyi vurabilmek için kış boyunca hazırlık yapıyormuş. Komşular; sizin anlayacağınız, deniz yoluyla İnebolu'ya getirilen cephanenin cepheye taşınması için bütün çevre köylere görev verilmiş. Adına ister imece, ister salma, ister başka bir şey deyiniz. Bu taşıma işi muhakkak yapılacaktır."

Her haneden bir kişi cephaneyi taşıma görevinde yer alacaktı. Topal Osman'ın bu görevi yerine getiremeyecek olmasından dolayı Şerife Bacı, cephaneyi kağnısına doldurdu. Bakacak kimsesi olmadığı için kızı Elif'i de yanına aldı.
Hava iyiden iyiye soğumuş, tipi başlamıştı.
Şerife Bacı, havanın iyice soğumasından dolayı yün battaniyesini Elif'in ve cephanenin üzerine örttü. 
Açlık ve soğuğa daha fazla dayanacak gücü kalmamıştı.
Tek amacı görevini başarmak ve kızının hayatta kalmasını sağlamaktı.
Kastamonu Kışlası'nın yakınlarına kadar gelmeyi başardı.
Ne var ki daha fazla dayanamayarak donarak şehit oldu.
Devriye gezen askerler, kağnıyı görüp 9 aylık kızı Elif'i kurtardı.

Bu fotoğrafta Şerife Bacı yok ama cephane taşıma görevi bu şekilde icra edilmişti.

Şerife Bacı hakkında 2007'de 'İstiklal: Şehit Şerife Bacı' adıyla sinema filmi çekildi.
Cem Akyoldaş'ın yönettiği, İsmail Kılıçarslan'ın senaryosunu yazdığı filmde başrolleri Didem Uğurlu, Ogün Kaptanoğlu, Hilmi Erdem ve Melik Akkaya paylaştı.

15 Mart'ta koronavirüsten dolayı hayatını kaybeden eski Kara Kuvvetleri Komutanı Aytaç Yalman, Jandarma Genel Komutanı olduğu sırada 2001'de İnebolu Parkı'nda Şehit Şerife Bacı Anıtı yaptırdı.
Anıtın plaketinde şu ifadeler yer alıyor; "Bu anıt, İstiklal Savaşı şehitlerinden Şerife Bacı'nın anısını Cumhuriyet çocuklarına anlatmak için Jandarma Genel Komutanı Orgeneral Aytaç Yalman tarafından armağan edilmiştir."

Aytaç Yalman (1940 - 2020)