Takipde Kalın!
Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
Gündem Ekonomi Dünya Spor Magazin Kadın Sağlık Yazılar Teknoloji Gastro Video Stil Resmi İlanlar

YIL malum yıl.

Herkesin unutmaya çalıştığı yıl.

Ağlayacak anaların da öldürüldüğü yıl.

Yani ağlayacak ana kalmadığından ağlama derdinin olmadığı ve kimsenin üzülmediği yıl...

Hikâyemiz, o günlerde Dersim diye bilinen Tunceli’nin Hozat kazasının bir

köyünün 1 kilometre ötesinde, biri ağanın konağı diğeri evi ve bir de taş ahırın

olduğu mezrada geçer.

Hava kurşun gibi ağırdır.

Haberler iyi değildir. Ama bir umut var bu bölgede yaşayanlar için. Çünkü dağa

çıkılmamış, askere karşı silah kuşanılmamış. Yani, devlet en fazla buralardan sürer bizi, demektedirler.

Allah’ın bir günü.

Sabahın köründe ve o lanet ayazında dağ taş asker dolar. Erkekler ile kadın ve

çocuklar ayrılır.

Çavuş, kadınlara karşı gayet kibardır.

Hatta kendilerine çay yapılmasına izin verirler. Çay içilirken komutana bir emir

gelir ve bir süre, “Bu emirden emin misiniz” sorusunun yanıtı beklenir. Emir

doğrudur ve kesindir, tekrarlanır ve bir daha tekrarlatılmaması için uyarılır

komutan.

Askerler çaylarını bırakır, çatılmış tüfekler alınır, tüm kadın ve çocukların konağa girmesi istenir. İstenmez, emredilir.

Az önce çay veren kadının yediği dipçik, yeteri kadar açıktır.

Erkekler zaten yoktur. Ve kendilerinden birkaç saattir haber alınmamaktadır.

Konağın şömineli odası 30, bilemediniz 40 kişi alır. Çoluk çocuk 100’e yakın insan eve zorla sokulur. Artık çocuklar ağlamaktadır. Odanın içinde herkes bağırmakta, kendilerini içeri iten askere lanetler yağdırmaktadır. Yaşlı ve bilge kadınlar, Hakk’a yürüme zamanının geldiğinin farkındadır.

Hikâyemizin kahramanı, ağanın oğlu, o sırada anasının kucağında şöminenin

dibinde muhtemelen ağlıyordu.

Muhtemelen, çünkü hikâyenin bu kısmını sadece rüyalarında, o da hep değişik ve anlaşılmaz bir şekilde hatırlamaktadır.

Şurada Paylaş!
Yazı Boyutua
Yazı Boyutua
GÜNÜN ÖNEMLİ MANŞETLERİ