Ve 'Deli Çavuş' hayatını değiştirir...
Elbette anlamışsınızdır. Bu hikâyedeki kişi benim babamdı Yavuz Semerci yazdı...
AF ilan edilmiştir. Dağlarda dolaşanlar, artık askere yakalandıkları an kurşuna dizilmeyeceklerini anlamıştır. Ve teslim olurlar. Kan kokan Dersim’den,
Anadolu’ya zorunlu göç başlamıştır. Kayıtlar, resmi ve gayri resmi rakamlar ne der, önemi de yoktur. Afyon’a giden kafilenin içinde anaları konakta
öldürülmüş, babaları ve dedeleri ise bir dere kenarında (aynı gün) kurşuna dizilmiş ağabey-kardeş de vardır: Koç Mustafa Ağa’nın oğlu Hıdır’dan olma, Geyik’ten doğma Hayri (12) ve Ahmet (kayıtlarda 6, gerçekte 3 yaşında).
Uzun süre sonra ilk banyo, Afyon Çocuk Esirgeme Kurumu’nda alınır. Sıcak yemek, kıyafetler... Afyon onlara kucak açmıştır. Ve her çocuk gibi onların da bir aile tarafından evlat alınması amaçlanmıştır. Ağabey büyük olduğundan şansı
yoktur ama onun vardır. Çünkü çocuksuz aileler, geçmişi hatırlamayacak kadar küçük olanları tercih etmektedir.
Deli Çavuş... Adı hep öyle kalmış. Çanakkale Savaşı’nda gösterdiği cesaretten bu lakap verilmiş ve hep böyle anılmış. Karı-koca en büyük dertleri çocuk sahibi olamamak. Ve derler ki sonra: “Seni ilk gördüğümüzde sevdik. Kocaman gözlerin, kıvırcık simsiyah saçlarınla, yaralı yüzünle paçamıza yapıştığında kararımızı vermiştik. Sen bizim oğlumuz olacaktın...“
Fakir bir Anadolu kentinde, sevgi dolu bir ailede geçen 15 yıl. Okutulan, el üstünde tutulan, gözbebekleri gibi bakılan bir genç. Okul çıkışlarında önce babanın semer dükkânına gidiyor. Bir yandan baba işi öğreniliyor, bir yandan sanat okulunda meslek sahibi oluyor. Babanın askerlik anılarıyla büyüyor. Asker olmak en büyük arzusu. Deli Çavuş’un oğlu olmak, en büyük gurur kaynağı...
Bir gün okul çıkışında, yolunu, zayıf, çelimsiz, Türkçesi bozuk birisi keser.
Hikâyesini anlatır ve onu gerçek evine götürmeye geldiğini söyler. Karşısındaki genç, yıllar önce Afyon Çocuk Yurdu’ndan kaçan ve memleketine dönen ağabeyidir. Üç gün inanmaz. Gördüğü kâbuslar ile kendisine anlatılanlar arasında paralellik kurar. Hayatta en değer verdiği anne ve babasının üvey olma fikrini üç gün sonra taşıyamaz hale gelir. Ve o okul çıkışı, eve varır ve anasına, “Ben üvey miyim?” diye sorar...