Birazdan arayacağım...
Balçiçek Pamir yazdı...
NE yaptın be gözüm...
Oldu mu yani? Senin gibi bir sevgi adamının kör kurşunla çekip gitmesine
mi yanayım...
“Yoksa p.ç dünya, bugün varsın yarın yoksun” diye mi ağlayayım?
Biz dün akşam canlı yayında, demokratik açılımı tartışırken, hak ve özgürlüklerden bahsederken Etyen Mahçupyan ve Mümtaz Soysal’la... Meğer bir dost canıyla uğraşıyormuş çok da uzak olmayan bir yerlerde...
Selim Dindar’dan bahsediyorum. Dün kaybettiğimiz Kürt işadamından. Kürt diye yazdım, çünkü öylesini isterdi. Her ne kadar, “Bir daha doğsam Kürt olarak doğmak istemem, ama yine Cizre’de doğmak isterim” sözleri yüreği paralasa da... O her zaman barıştan, sevgiden, uzlaşmadan yanaydı.
Dün gece biz, “Ulus olmak ötekini anlamaktan geçer” diye konuşurken, o
Cizreliler Derneği’ne sığınan birini celladına vermemek için direniyordu.
Ne yaptın be gözüm...
Oldu mu yani?
Habertürk okurları, Selim Dindar’ı ve hikâyesini bilir. Okumayana hatırlatalım.
Dindar, 12 Eylül’de Diyarbakır Cezaevi’nde yatan ve siyasi geçmişi olmayan ender isimlerden biriydi. Yaşadıklarını, gördüğü işkenceyi anlatmaktan hiç korkmadı. Öylesine bir sevgi adamıydı ki yıllar sonra karşılaştığı işkencecisiyle oturup çay içti. Şaka değil. Sezen Aksu’yla konuşmuştuk röportajdan sonra... “Vurdu o cümle beni” demişti. Kimi vurmadı ki?
Selim Dindar, herhangi bir röportaj konuğu değildi. Geç edinilen bir dosttu
benim için, sık sık konuştuğum... Ya gecenin bir saatinde, “Bu Kalp Seni
Unutur mu’yu seyrediyor musun” diye bir mesaj gelir, ya da “Bak Irak’tayım,
gazeteciler için inanılmaz malzeme var burada. Kesinlikle buraya gelmeliyiz
beraber” diye bir öneri... Heyecanlı, bir o kadar içten ve kimsenin olmadığı kadar adam! Gidecektik... Bahara bırakmıştık.
Bir de oğlu var Selim Dindar’ın. Her babanın duyduğu gibi gurur duyar. Gözleri dolar anlatırken. Geçenlerde üçümüz oturmuştuk. Kürtçe rap yapıyordu Heja. Ama gönlünde gazetecilik, televizyonculuk var. Heja anlattı, Selim Dindar’ın gözleri yine doldu, parladı gururla, omuzları kabardı.