"Türkiye'de modacılar metrestir"
Kendi deyimiyle 'çatallı dilli' modacı Barbaros Şansal: "Karısı kanserden ölmüş zengin adamların metresleri modacı oluyor"
Kimine göre o bir çılgın, kimi ondan korkuyor, kimiyse çok takdir ediyor. İtiraf etmek gerekirse ben de yanına giderken çekindim. "Acaba bana da birşey der mi?" diyerek ama korktuğum olmadı çünkü belki de gördüğüm en iyi yürekli, en zeki, en mütevazi, en hoşsohbet kişisiydi.. Modacı Barbaros Şansal'dan bahsediyorum.. Şansal ile şu anda sahnelenen Üç Kuruşluk Mahalle Dersleri isimli oyunundan, ikoncanların giyimine, 2010 modasından, Türkiye'nin en iyi giyinen kadınlarına kadar birçok konu hakkında sohbet ettik.
Begüm ÇELİKKOL / HABERTURK.COM
ÜÇ KURUŞLUK MAHALLE DERSLERİ
Oyunu sizin ağzınızdan dinlemek isterim? Neden bu oyun?
Ben geçen sene KaosGL ve Lambda Dünya Biseksüel, transeksüel, travesti ve lezbiyenler derneğin kurucularından bir arkadaşımız var, "Bir oyun var gelip izler misin?" dedi. Bu oyun geçen sene oyunuyordu. Ben hariç. Oyunu izlemeye gittim. Bütün arkadaşlarımız da var. Proje yurtdışında örneklerini gördüğüm bir proje. Dilruba Saatçi'yi biliyorsunuz, 3 yıl önce Türkiye'ye döndü. Dilruba birinin telefon numarasını arıyormuş Belgin'in telefonunda. Birden bire Barbaros Şansal'ı görünce "Sen nereden tanıyorsun?" demiş. Dilruba Saatöi yurtdışında doğmuş büyümüş bir sanatçı ama beni 9 yıldır takip ediyormuş, röportajlarımı, programlarımı.. Oyun sonrası konuştuk onunla. Hatta bir sonraki oyuna gelmek istediğimi söyledim. Ama bu kez dedim ki "Dilenebilir miyim?" "Çok seviniriz" dediler. Bir hafta sonraki oyuna gittim makyajımı yaptım, kostümümü giydim. Ritz Carlton'un helasının önüne oturup dilendim. 360 lira da para topladım. Gişeden daha çok para topladım. Sonra bir davet vardı. O davete de o kılıkla gidince. "Davete çorapla gitti" diye yazdı basın. Sonra Dilruba Saatçi aradı "Kabul edersen sana birşey yazmak istiyoruz" dediler. Ve Baron rolünü benim dünya görüşümden, röportajlarımdan alarak bu karakteri çıkardılar. Sosyal hayata alışkınım ama buradaki projenin amacı şu: Buradaki transeksüel arkadaşlarımızı sokakta fuhuşta görmekten ziyade böyle bir oyundan aldıklarıyla hayatlarını geçindirebilecek bir standarta getirmek istiyoruz. Ötekileştirme ahlakı var. Biz de diyoruz ki "Gelin bizim dünyamıza tanıyın". Bakın bu insanlar sadece fuhuşa mahkum değil. Oyunculuk yapabiliyorlar, şarkı söyleyebiliyorlar. Nitekim onlardan biri emekli, biri makyaj uzmanı, biri ses sanatçısı, pavyonlarda şarkı söylüyor, biri oyuncu. Bu proje öyle birşey getirdi ki. Türkiye'de homotobya festivali yapılacak. Liverpool'da yapılan bir festival. Bir zorunluluğu var, performans sanatçılarının eşcinsel olması gerekiyor. 2010'da Türkiye'de yapılacak ve bu oyun da bu projeye dahil edildi. Bu oyun yüzünden Ankara Kısa Film Festivali'nin Onur Jüri'si oldum. Oyuna dahil olunca kostümlere de el attım. Oyunda kullandığım dikiş makinesi Yıldırım Mayruk'un mesleğe ilk başladığı dikiş makinesi. Yelek rahmetli Feyyaz Tokar'ın. Pantolon rahmetli İlhan Şerif'in diktiği bir pantolon. Gömlek Ferre'nin koleksiyon gömleği. Birçok yaşanmışlığı bana yaşatıyor. Makyajımı da kendim yapıyorum, kostümümü de kendim hazırlıyorum. Başka türlü bir dünya, başka türlü bir kimlik. Kendimden başkası olmayı beceremediğim için orada bana bir özgürlük çıktı. Söylemek istediklerimi söyleyebiliyorum, dikiş makinemle sevişebiliyorum, kan kusabiliyorum. Efektlerle olan şeyler. Murat Aygen ve Emre Dündar müzikleri yaptı. Yılmaz Oskay da izledi. Serap Aksoy vardı. 60-70 kişi kadar alıyor. Alışılmış gibi değil. Sıra sıra oturacaksın da perde açılacak yaşlanmış biri kapıyı açacak, durum komedisi olmayacak bu..