Yeni trend: Yazar tarifleri
Malum Kitap Fuarı geldi ve biz kitapseverlerin bütün hafta fuar alanında bulabileceği şahane bir kitap eki hazırladık. Ben de onca yorgunluktan sonra bu hafta bir değişiklik yaparak hafif ve eğlenceli bir konuyu ele almak istedim.
Gülenay BÖREKÇİ / HT CUMARTESİ
Sırf edebiyat değil, bugünlerde sanatın her dalı aşçılara ilham veriyor. Mesela San Francisco Modern Sanatlar Müzesi kafesinin aşçısı Caitlin Freeman modern sanatın en ünlü başyapıtlarını tatlıya dönüştürdü. Müzeye gidenler en beğendikleri eserin tatlısını yiyebiliyor.
BU HAFTA NE OKUSAK?
Ev işleriyle arası iyi sayılamayacak kuşaktanım. Ütü, çamaşır, bulaşık; hepsi elimden gelir gelmesine ama beceremem. Zorlanır, bir an önce bitsin diye gereğinden aceleci davranırım. Ve her defasında Herman Melville’in şu ünlü romanının tekinsiz karakteri Bartleby gibi, “Yapmamayı tercih ederim” cümlesi geçer içimden. Yemek yapmak hariç! Sıra yemeğe gelince, Bartleby’nin o cümlesinin şekli şemali, ruhu tabiatı değişir, içten ve umutsuz bir “Keşke yapabilseydim”e dönüşür.
Yine de çocukluktan beri meraklıyım mutfak işlerine. Anneannemi yemek yaparken seyretmekle ve sonra “Bak, ben de yapabiliyorum” diye sürprizlerle ev halkının karşısına çıkmak şeklinde gelişen sayısız oyun icat ettim mutfakta. Gerçi istisnasız hep gümledim! Babamın “Nefis olmuş” derken, yüzünde beliren “bitsin bu işkence” bakışını da iyi hatırlıyorum, annemin “İnsan yapa yapa öğrenir, biraz daha uğraşırsan olacak” tarzında cesaretlendirmelerini de... İyice küçükken, yaz aylarında bahçede icat ettiğim yemeklerin sözünü bile etmiyorum. Asma yapraklarından tabaklara kilden köfteler mi yoğurup dizmedim, çiçek yapraklarını şekilli şekilli yan yana getirip leziz görünümlü ama beş dakikada rengi solan tatlılar mı yapmadım. Hayal kurmak ve oyun oynamak güzeldi ama işte hepsi bundan ibaretti. İsterdim ki o aşçılık heveslisi küçük kız, bir başarı hikâyesine imza atsın. Ama olmadı. Bunun yerine, yapamadığım yemeklerin hikâyelerini, kitaplarını okumakla yetindim.
Şu sıralar kitapların yanına pek şahane birkaç blog da eklendi. Bunlardan biri Paper&Salt, yani kâğıt ve tuz. Romanlarda, şiirlerde sözü edilen yemekleri hatta bizzat yazarların şahsi tariflerini ustalıkla pişirip harika fotoğraflarla karşımıza getiriyorlar. Büyük iş. O kadar başarılılar ki blogda yaptıklarını kitaba da dönüştürdüler. Böylece Patricia Highsmith’in fıstık ezmeli granüllerini, J.R.R. Tolkien’in baharatlı yoğurtla marine edilmiş mantar salatasını, Victor Hugo’nun böğürtlen soslu geyik etini, Friedrich Nietzsche’nin kuşkonmaz ve naneli limon risottosunu pişirmeyi deneyebiliyorsunuz. Benim gibi beceremeyenlerin de gözleri bayram ediyor. (paperandsalt.org)
Tory Avey’nin blogunu da çok seviyorum. O daha da büyük işlere girişiyor ve bizzat yazarların el yazılı tariflerini araştırıp buluyor, dönemin usulleriyle pişirip sitesinde fotoğraflı olarak okurlara sunuyor. Avey’nin ilgi alanı yazarlar ve edebiyatla sınırlı değil, yemek ve sofra kültürünü de araştırıyor ve ünlü şahsiyetlerin sevdikleri veya zihinlerini rahatlatmak için meşgul oldukları ev işlerini bulup çıkarıyor. Hangi yazar bahçeye meraklıymış, hangisinin hobisi turşu ya da reçel yapmakmış, kimin bahçesinde kümes varmış ve kim daralınca kendini marangozluk aletleriyle yorarak rahatlıyormuş, öğreniyorsunuz. (toriavey.com)
Son olarak obsesif bir ilgiyle ve “adamlar yapıyor” duygusuyla okuduğum çok güzel birkaç yemek kitabından da söz etmek istiyorum. İlkinin adı, “Leo Tolstoy’s Family Recipe Book”. İçinde edebiyat devi Tolstoy’un “Anna Karenina”, “Savaş ve Barış” gibi romanlarını yazdığı ünlü Yasnaya Polyana çiftliğinde pişirilen yemeklerin tarifleri var. Yazarın en sevdiği yemekler de unutulmamış. İkincisi, “Dinner with Mr. Darcy.” Jane Austen’ın “Aşk ve Gurur”, “Emma” gibi romanlarında geçen yemeklerin hikâyeleri ve tarifleri yer alıyor. Mesela güvercin turtası... Üçüncüsüyse, “ The Alice in Wonderland Cookbook”. Lewis Carroll’un Alice kitaplarından saçma ama acayip şeker tarifler var. (Düşsel, yani yapılması imkânsız şeyler.)
Bari olayı biraz sulandırarak bitireyim... “The Unofficial Harry Potter Cookbook” da bu ara en sevdiğim kitaplardan. İçindeki lezizlikleri uzun uzun anlatmak yerine kitabın kapağındaki şu cümleyi nakledeyim, olay netleşsin: “Cadı kazanı keklerinden umacı dondurmasına, muggle’lardan ve büyücülerden 150 sihirli tarif.”
EMILY DICKINSON USULÜ HİNDİSTANCEVİZLİ KEK
Şair Emily Dickinson, tariflerini sohbetlerde ya da mektuplarda başkalarıyla paylaşmayı çok seven müthiş bir aşçıymış. “Emily Dickinson’un kekleri şiirlerinden daha ünlüydü, zaten şiirleri ölümünden sonra keşfedildi” diye yazıyor yemek blogger’ı Tori Avey.
Dickinson’a göre mutfak insanın ruhunu besleyen, ilham veren bir mekândı. Yemek yaparken aklına gelen şiirleri peçetelere not alıyordu. Ekmek, kek ve tatlı yapmayı özellikle seviyordu. Çocuklarla arası çok iyiydi, okula giderken evinin önünden geçtiklerinde onlara elleriyle pişirdiği zencefilli kurabiyelerden ya da diğer leziz şeylerden ikram ediyordu. Açıkçası, karanlık şiirlerin melankolik sesinin günlük hayatta çok tatlı ve neşeli biri olduğunu öğrenmek beni çok şaşırttı. Bir süre önce bugün artık müze olarak ziyaret edilen New York’taki evinin bir köşesinde, bir dolap çekmecesinde büyük şairin elleriyle yazdığı hindistancevizli kek tarifi bulundu. Tarifin arkasında “Geri gelmeyen şeyler vardır” diye başlayan ünlü şiirinin mutfakta alelacele karalanmış ilk taslağı vardı. Denemek isterseniz, tarif aşağıda...
MALZEMELER
*1 fincan hindistancevizi
*2 fincan un
*1 fincan şeker
*1/2 fincan tereyağı
*1/2 fincan süt
*2 yumurta
*1/2 çay kaşığı pişirme sodası
* 1 çay kaşığı krem tartar
HAZIRLANIŞI
Aslında ortada bir tarif yok. Tori Avey bildiğiniz vanilyalı keki nasıl pişiriyorsanız bunu da öyle yapabileceğinizi söylüyor. Kendisi tarifi tamamen o yılların yöntemiyle uygulamış. Yani tereya- ğını elde çatalla çırpmış, unu eski tarz bir elekten geçirmiş, hindistancevizlerini de bıçakla kıymış. “Siz isterseniz taze hindistancevizi kullanırsınız, ister kurutulmuş olanları. Ama ikincisini seçerseniz, rendelemeden önce ılık sudan geçirerek yumuşatmalısınız” diyor. Bu yoğun kıvamlı hatta biraz sert keki pişirmek için orta büyüklükte bir tava yeterli. Tam Dickinson usulü olsun diye minik kekinizi pişirdikten sonra güzelce paketleyip çok sevdiğiniz kitap kurdu bir arkadaşınıza gönderebilirsiniz. Tarifi hangi büyük şairden aldığınızı not etmeyi unutmadan... (Pişirme sodası ve krem tartar bulamazsanız, 1.5 çay kaşığı kabartma tozu kullanabilirsiniz.)
TOLSTOY'UN NANELİ KURABİYELERİ
Kızı Anna Tolstoy Lev Tolstoy biyografisinde, babasının çok sevdiği geleneksel naneli kurabiyelerin tarifini veriyor.
MALZEMELER
* 2 fincan şeker
* 1 fincan kaynatılmış ve sonra da soğumaya bırakılmış su
* 3 yemek kaşığı sıvı yağ (türü fark etmiyor)
* 1 çay kaşığı kabartma tozu
* 25-30 damla nane yağı
* 5,1/2 fincan beyaz un
HAZIRLANIŞI
Bütün malzemeyi iyice karıştırın. Ardından bu hamurdan parçalar alıp kayısı büyüklüğünde toplar haline getirin. Fırını 350 derece ısıttıktan sonra 12-15 dakika pişirin. Kurabiyelerin alt kısımlarının rengi sütlü kahveye dönsün. Piştikten sonra hepsini bir kavanoza koyup ağzını sıkıca kapatın ve dilediğiniz zaman kahvenin yanında bir iki tane yemek üzere buzdolabında saklayın. (Tolstoy döneminde bunlar mahzende saklanıyormuş. Bir de Tolstoy zamanında yokmuş ama damla çikolata bu kurabiyelere pek yakışıyormuş.)
STEPHEN KİNG'DEN KIZILCIKLI CHEESECAKE
Karısı Tabitha geçirdiği bir rahatsızlık sonucu tat ve koku alma duyularını tamamen kaybetmiş, bu yüzden King ailesinde yemek işleri artık Stephen King’den soruluyor. Her yemeği o yapmıyormuş tabii ama ekmek ve tatlılar söz konusu olduğunda mutfağa girmeye bayılıyormuş. “Esmer şekerle renklendirilmiş ızgara somon” en gözde tarifiymiş. “Yine de” diyor, “Aslında ben tam bir junk food tutkunuyum ve favori restoranım hâlâ köşedeki waffle’cı.” Ama Paper & Salt’çularla bir tarifini paylaşmaktan geri durmamış.
MALZEMELER
* 2,5 fincan zencefilli bisküvi
* 1/4 fincan tereyağı (eritilmiş)
* 1,5 fincan kızılcık
* 2/3 fincan şeker
* 1/4 fincan taze sıkılmış portakal suyu
* 1/2 çay kaşığı toz tarçın
* 3 paket krem peynir (oda ısısında)
* 1 fincan şeker n 4 yumurta
* 1 fincan süzme yoğurt
* 2 yemek kaşığı portakal kabuğu rendesi
HAZIRLANIŞI
1. Fırını önceden 200 derece ısıtın. 10 santim çapında bir kek tavasına biraz tereyağı sürün. (İş bittikten sonra yanları açılabilen kaplara kek tavası deniyor.) Daha sonra tereyağını, bisküvileri mikserde hamur kıvamına gelene kadar iyice ezip karıştırın. Daha sonra bunu tavanın dibine ve yanlarına yayın. Isıttığınız fırında beş dakika pişirin. Bir kenarda soğumaya bırakın. Diğer malzemeleri hazırlarken fırını yeniden aynı şekilde ısıtın.
2. Kızılcıkları, şekeri, portakal suyunu ve tarçını orta büyüklükte bir kaba koyun ve hafiften kalınlaşana kadar ara ara karıştırarak 5 dakika pişirin. Onu da soğuması için kenarda bırakın. Sonra blender’a koyun ve pürüzsüz bir hale gelene kadar çırpın. Sonra ayrı bir kaba alıp ağzını sıkıca kapatın ve iyice soğuması için buzdolabına alın.
3. Elektrikli mikserle krem peyniri krema kıvamına gelene dek çırpın. Şekeri, yumurtaları katıp bir kez daha çırpın. Son olarak yoğurtu ve portakal kabuğu rendelerini ekleyin.
4. Bu malzemenin üçte birini kek tavasındaki bisküvilerin üzerine yayın. Üzerine kızılcık pürenizin üçte birini ekleyin. Aynı işlemi iki kez daha tekrar ederek bu iki malzemeyi bitirin. Kek tavasının yanlarındaki ve altındaki parçaları çıkararak bu yarı pişmiş keki normal bir fırın kabına koyarak kabarana kadar 1 saat pişirin.
5. Fırının ısısını kapatın ve kapağını açın. Kek 1 saat dursun. Soğuması için servis tabağına alın. Buzdolabındaki malzemeyle üzerini kaplayın ve 1 gece buzdolabında soğutun. (Dilerseniz ve iyice soğuk seviyorsanız, 2 gece de olabilir.)
Malum Kitap Fuarı geldi
ve biz kitapseverlerin
bütün hafta fuar alanında
bulabileceği şahane bir
kitap eki hazırladık. Ben de
onca yorgunluktan sonra bu
hafta bir değişiklik yaparak
hafif ve eğlenceli bir konuyu
ele almak istedim.
Düşsel tarifler ve ünlü
edebiyatçıların favori yiyecekleri...
Sırf edebiyat değil, bugünlerde sanatın her dalı aşçılara ilham veriyor. Mesela San Francisco
Modern Sanatlar Müzesi kafesinin aşçısı Caitlin Freeman modern sanatın en ünlü
başyapıtlarını tatlıya dönüştürdü. Müzeye gidenler en beğendikleri eserin tatlısını yiyebiliyor.
Bu hafta ne okusak?
Ev işleriyle arası iyi sayılamayacak
kuşaktanım. Ütü,
çamaşır, bulaşık; hepsi elimden
gelir gelmesine ama
beceremem. Zorlanır, bir an önce
bitsin diye gereğinden aceleci davranırım.
Ve her defasında Herman
Melville’in şu ünlü romanının tekinsiz
karakteri Bartleby gibi, “Yapmamayı
tercih ederim” cümlesi geçer içimden.
Yemek yapmak hariç! Sıra yemeğe
gelince, Bartleby’nin o cümlesinin
şekli şemali, ruhu tabiatı değişir,
içten ve umutsuz bir “Keşke yapabilseydim”e
dönüşür.
Yine de çocukluktan beri
meraklıyım mutfak işlerine.
Anneannemi yemek yaparken
seyretmekle ve sonra “Bak, ben de
yapabiliyorum” diye sürprizlerle
ev halkının karşısına çıkmak
şeklinde gelişen sayısız oyun icat
ettim mutfakta. Gerçi istisnasız
hep gümledim! Babamın “Nefis
olmuş” derken, yüzünde
beliren “bitsin bu
işkence” bakışını da iyi
hatırlıyorum, annemin
“İnsan yapa yapa öğrenir,
biraz daha uğraşırsan
olacak” tarzında
cesaretlendirmelerini
de... İyice küçükken, yaz
aylarında bahçede icat
ettiğim yemeklerin sözünü
bile etmiyorum. Asma
yapraklarından tabaklara kilden
köfteler mi yoğurup dizmedim,
çiçek yapraklarını şekilli şekilli yan
yana getirip leziz görünümlü ama
beş dakikada rengi solan tatlılar
mı yapmadım. Hayal kurmak ve
oyun oynamak güzeldi ama işte
hepsi bundan ibaretti. İsterdim ki
o aşçılık heveslisi küçük kız, bir
başarı hikâyesine imza atsın. Ama
olmadı. Bunun yerine, yapamadığım
yemeklerin hikâyelerini, kitaplarını
okumakla yetindim.
Şu sıralar kitapların
yanına pek şahane birkaç
blog da eklendi. Bunlardan
biri Paper&Salt, yani kâğıt
ve tuz. Romanlarda, şiirlerde
sözü edilen yemekleri hatta
bizzat yazarların şahsi
tariflerini ustalıkla pişirip
harika fotoğraflarla karşımıza
getiriyorlar. Büyük iş. O
kadar başarılılar ki blogda
yaptıklarını kitaba da dönüştürdüler.
Böylece Patricia Highsmith’in
fıstık ezmeli granüllerini, J.R.R.
Tolkien’in baharatlı yoğurtla marine
edilmiş mantar salatasını, Victor
Hugo’nun böğürtlen soslu geyik etini,
Friedrich Nietzsche’nin kuşkonmaz
ve naneli limon risottosunu pişirmeyi
deneyebiliyorsunuz. Benim gibi
beceremeyenlerin de gözleri bayram
ediyor. (paperandsalt.org)
Tory Avey’nin blogunu da çok
seviyorum. O daha da büyük işlere
girişiyor ve bizzat yazarların el yazılı
tariflerini araştırıp buluyor, dönemin
usulleriyle pişirip sitesinde fotoğraflı
olarak okurlara sunuyor. Avey’nin ilgi
alanı yazarlar ve edebiyatla sınırlı
değil, yemek ve sofra kültürünü de
araştırıyor ve ünlü şahsiyetlerin
sevdikleri veya zihinlerini
rahatlatmak için meşgul oldukları ev
işlerini bulup çıkarıyor. Hangi yazar
bahçeye meraklıymış, hangisinin
hobisi turşu ya da reçel yapmakmış,
kimin bahçesinde kümes varmış ve
kim daralınca kendini marangozluk
aletleriyle yorarak rahatlıyormuş,
öğreniyorsunuz. (toriavey.com)
Son olarak obsesif bir ilgiyle
ve “adamlar yapıyor” duygusuyla
okuduğum çok güzel birkaç yemek
kitabından da söz etmek istiyorum.
İlkinin adı, “Leo Tolstoy’s Family
Recipe Book”. İçinde edebiyat devi
Tolstoy’un “Anna Karenina”, “Savaş
ve Barış” gibi romanlarını yazdığı
ünlü Yasnaya Polyana çiftliğinde
pişirilen yemeklerin tarifleri var.
Yazarın en sevdiği yemekler de
unutulmamış. İkincisi, “Dinner with
Mr. Darcy.” Jane Austen’ın “Aşk ve
Gurur”, “Emma” gibi romanlarında
geçen yemeklerin hikâyeleri ve
tarifleri yer alıyor. Mesela güvercin
turtası... Üçüncüsüyse, “ The Alice
in Wonderland Cookbook”. Lewis
Carroll’un Alice kitaplarından saçma
ama acayip şeker tarifler var. (Düşsel,
yani yapılması imkânsız şeyler.)
Bari olayı biraz sulandırarak
bitireyim... “The Unofficial Harry
Potter Cookbook” da bu ara en
sevdiğim kitaplardan. İçindeki
lezizlikleri uzun uzun anlatmak
yerine kitabın kapağındaki şu
cümleyi nakledeyim, olay netleşsin:
“Cadı kazanı keklerinden umacı
dondurmasına, muggle’lardan ve
büyücülerden 150 sihirli tarif.”
Emily Dickinson
usulü hindistancevizli kek
Şair Emily
Dickinson,
tariflerini
sohbetlerde ya
da mektuplarda
başkalarıyla
paylaşmayı çok
seven müthiş bir
aşçıymış. “Emily
Dickinson’un
kekleri
şiirlerinden daha
ünlüydü, zaten
şiirleri ölümünden
sonra keşfedildi”
diye yazıyor yemek blogger’ı Tori
Avey.
Dickinson’a göre mutfak insanın
ruhunu besleyen, ilham veren
bir mekândı. Yemek yaparken
aklına gelen şiirleri peçetelere
not alıyordu. Ekmek, kek ve tatlı
yapmayı özellikle seviyordu.
Çocuklarla arası çok iyiydi,
okula giderken evinin önünden
geçtiklerinde onlara elleriyle
pişirdiği zencefilli
kurabiyelerden
ya da diğer
leziz şeylerden
ikram ediyordu.
Açıkçası,
karanlık şiirlerin
melankolik
sesinin günlük
hayatta çok
tatlı ve neşeli
biri olduğunu
öğrenmek beni
çok şaşırttı.
Bir süre önce
bugün artık müze olarak
ziyaret edilen New York’taki
evinin bir köşesinde, bir dolap
çekmecesinde büyük şairin
elleriyle yazdığı hindistancevizli
kek tarifi bulundu. Tarifin
arkasında “Geri gelmeyen şeyler
vardır” diye başlayan ünlü şiirinin
mutfakta alelacele karalanmış ilk
taslağı vardı. Denemek isterseniz,
tarif aşağıda...
MALZEMELER
n 1 fincan hindistancevizi
n 2 fincan un
n 1 fincan şeker
n 1/2 fincan tereyağı
n 1/2 fincan süt
n 2 yumurta
n 1/2 çay kaşığı pişirme
sodası
n 1 çay kaşığı krem tartar
HAZIRLANIŞI
Aslında ortada bir tarif yok. Tori
Avey bildiğiniz vanilyalı keki nasıl
pişiriyorsanız bunu da öyle yapabileceğinizi
söylüyor. Kendisi
tarifi tamamen o yılların yöntemiyle
uygulamış. Yani tereya-
ğını elde çatalla çırpmış, unu eski
tarz bir elekten geçirmiş, hindistancevizlerini
de bıçakla kıymış.
“Siz isterseniz taze hindistancevizi
kullanırsınız, ister kurutulmuş
olanları. Ama ikincisini seçerseniz,
rendelemeden önce ılık sudan
geçirerek yumuşatmalısınız” diyor.
Bu yoğun kıvamlı hatta biraz sert
keki pişirmek için orta büyüklükte
bir tava yeterli. Tam Dickinson
usulü olsun diye minik kekinizi
pişirdikten sonra güzelce paketleyip
çok sevdiğiniz kitap kurdu
bir arkadaşınıza gönderebilirsiniz.
Tarifi hangi büyük şairden
aldığınızı not etmeyi unutmadan...
(Pişirme sodası ve krem tartar
bulamazsanız, 1.5 çay kaşığı
kabartma tozu kullanabilirsiniz.)
Tolstoy’un naneli
kurabiyeleri
Kızı Anna Tolstoy
Lev Tolstoy
biyografisinde,
babasının çok
sevdiği geleneksel
naneli kurabiyelerin
tarifini veriyor.
MALZEMELER
n 2 fincan şeker
n 1 fincan
kaynatılmış ve
sonra da soğumaya
bırakılmış su
n 3 yemek kaşığı sıvı
yağ (türü fark etmiyor)
n 1 çay kaşığı kabartma tozu
n 25-30 damla nane yağı
n 5 1/2 fincan beyaz un
HAZIRLANIŞI
Bütün malzemeyi iyice karıştırın.
Ardından bu hamurdan parçalar alıp
kayısı büyüklüğünde toplar haline
getirin. Fırını 350 derece ısıttıktan sonra
12-15 dakika pişirin. Kurabiyelerin alt
kısımlarının rengi sütlü kahveye dönsün.
Piştikten sonra hepsini bir kavanoza
koyup ağzını sıkıca kapatın ve dilediğiniz
zaman kahvenin yanında bir iki tane
yemek üzere buzdolabında saklayın.
(Tolstoy döneminde bunlar mahzende
saklanıyormuş. Bir de Tolstoy zamanında
yokmuş ama damla çikolata bu
kurabiyelere pek yakışıyormuş.)
Stephen King’den kızılcıklı cheesecake
Karısı Tabitha geçirdiği
bir rahatsızlık sonucu tat
ve koku alma duyularını
tamamen kaybetmiş, bu
yüzden King ailesinde yemek
işleri artık Stephen King’den
soruluyor. Her yemeği o
yapmıyormuş tabii ama
ekmek ve tatlılar söz konusu
olduğunda mutfağa girmeye
bayılıyormuş. “Esmer şekerle
renklendirilmiş ızgara somon”
en gözde tarifiymiş. “Yine
de” diyor, “Aslında ben tam
bir junk food tutkunuyum
ve favori restoranım hâlâ
köşedeki waffle’cı.” Ama
Paper & Salt’çularla bir
tarifini paylaşmaktan geri
durmamış.
MALZEMELER
n 2,5 fincan zencefilli bisküvi
n 1/4 fincan tereyağı
(eritilmiş)
n 1,5 fincan kızılcık
n 2/3 fincan şeker
n 1/4 fincan taze sıkılmış
portakal suyu
n 1/2 çay kaşığı toz tarçın
n 3 paket krem peynir (oda
ısısında)
n 1 fincan şeker
n 4 yumurta
n 1 fincan süzme
yoğurt
n 2 yemek kaşığı
portakal kabuğu
rendesi
HAZIRLANIŞI
1. Fırını önceden
200 derece ısıtın.
10 santim çapında
bir kek tavasına
biraz tereyağı sürün.
(İş bittikten sonra
yanları açılabilen kaplara
kek tavası deniyor.) Daha
sonra tereyağını, bisküvileri
mikserde hamur kıvamına
gelene kadar iyice ezip
karıştırın. Daha sonra bunu
tavanın dibine ve yanlarına
yayın. Isıttığınız fırında beş
dakika pişirin. Bir kenarda
soğumaya bırakın. Diğer
malzemeleri hazırlarken fırını
yeniden aynı şekilde ısıtın.
2. Kızılcıkları, şekeri, portakal
suyunu ve tarçını orta
büyüklükte bir kaba koyun
ve hafiften kalınlaşana kadar
ara ara karıştırarak 5 dakika
pişirin. Onu da soğuması
için kenarda bırakın. Sonra
blender’a koyun ve pürüzsüz
bir hale gelene kadar çırpın.
Sonra ayrı bir kaba alıp ağzını
sıkıca kapatın ve
iyice soğuması için
buzdolabına alın.
3. Elektrikli
mikserle krem
peyniri krema
kıvamına gelene
dek çırpın. Şekeri,
yumurtaları katıp
bir kez daha çırpın.
Son olarak yoğurtu
ve portakal
kabuğu rendelerini ekleyin.
4. Bu malzemenin üçte birini
kek tavasındaki bisküvilerin
üzerine yayın. Üzerine
kızılcık pürenizin üçte birini
ekleyin. Aynı işlemi iki kez
daha tekrar ederek bu
iki malzemeyi bitirin. Kek
tavasının yanlarındaki ve
altındaki parçaları çıkararak
bu yarı pişmiş keki normal bir
fırın kabına koyarak kabarana
kadar 1 saat pişirin.
5. Fırının ısısını kapatın ve
kapağını açın. Kek 1 saat
dursun. Soğuması için servis
tabağına alın. Buzdolabındaki
malzemeyle üzerini kaplayın
ve 1 gece buzdolabında
soğutun. (Dilerseniz ve iyice
soğuk seviyorsanız, 2 gece
de olabilir.)