ÖNCEKİ salı günü, hava sıcaktı. Zincirlikuyu’da, bir arkadaşımı uğurluyordum.

Ufuk kardeşim gömülüyordu.


Bense düşünüyordum.

Hayatıma ait hangi bagajları bu dünyada bırakabilirim?

* * *

Biliyorum ki, kefenin cebi yok.

Maddiyatın hepsi burada kalacak.

Gözüm yan tarafa kayıyor. Orada başka bagajlar.

Katiyen bu dünyada bırakılmayacak yaşanmışlıklar, yarım kalmışlıklar, öteberiler...

Alıp yanınızda mezara götüreceğiniz ve son nefesinizde, "Yazık, kimselere de anlatamadım" diye hayıflanacağınız hatıralar...

"Noblesse exige"; şövalyelik denilen duygudan biraz nasibinizi almışsanız, mertlik denen, insanı üstün ırk hanesine yazdıran karakter kulübüne aza iseniz, zaten kimselerle paylaşmayacağınız şeyler...

Oysa domuz gibi bilirsiniz ki, paylaşmak, gerçek kılmaktır.

Bilirsiniz ki, paylaşmadığınız için, kendi kendinizi bile inandıramayacağınız güzellikler, sizinle birlikte kaybolup gidecek. Ne hazin, kimseler bilmeyecek.

Dünya haz ve estetik tarihi, böyle şahsi mahremlerin hiçbir zaman yazılmamış külliyatından oluşacak.

Yine de bir duygu var ki, onu anlatabilir, herkesle paylaşır, herkesin ortak malı haline getirebilirim.

"Being there" duygusu.

Yani "orada olmak"...

* * *

Mesela, genç bir doktora öğrencisi olarak Paris’te, Pink Floyd’u seyrettim.

Seyrettim diyorum; çünkü önünde Roland Petit balesi dans ediyordu.

Ali Sami Yen Stadı’nda Rolling Stones’u dinledim.

Bütün bir delikanlılık hayatım gözümün önünden geçti.

"Satisfaction"ı dinlerken, hayatımın tatmin olmuş ve olmamış duygularının muhasebesini çıkardım.

Fark ettim ki, bilanço hep açık vermiş, ama bir türlü iflasımı isteyememişim.

Hakkári dağlarında, Doğan Güreş Paşa’yla, yalnız karakolları gezdim.

Gece pusudan dönen çocuklarla karavana yedim.

Koğuşlarda, göğsünde fişeklikle uyuyan İzmirli, Edirneli, Oflu delikanlıların başında durdum, çocuk uykularını seyrettim.

Hıçkıra hıçkıra ağladım.

Gün batımında, Assuan’da sarhoş bir teknede yelken açtım.

Lord Kitchner’in adasının önünden geçerken, ruhumu yıkadım.

Katmandu’da, yakılmış ölü bedenlerden geri kalan küller sulara savrulurken, hayatın anlamını düşündüm.

Kenya’da Amboseli bozkırında, Kilimanjaro Dağı’nın eteklerinde tasavvuf yolculuğuna çıktım.

Kuraklığın ardında bıraktığı bezgin tabiatın ortasından fışkırıp bonzai tornadolar gibi üzerime gelen binlerce rüzgár fırıldağını, tabiatın bu muhteşem şovunu seyrettim.

* * *

Ürdün Kralı Hüseyin toprağa verilirken oradaydım.

Çan sesleri, ezan seslerine karışıyordu ve dünyanın bütün liderleri önümde yürüyordu.

Kendi tenhalığımdan bu iktidar kalabalığına baktım.

Ben oradaydım...

Bazen gecelerin hiç uğramadığı, bazen karanlıkların hiç girmediği yerlere gittim.

Kuzeyin güney, güneyin kuzey olduğu coğrafyalarda dolaştım.

Güneş dilsiz çöllerin üzerinde batarken, Callas dinledim.

Bir gece yarısı trenle, Mezopotamya’yı bir baştan ötekine katettim.

Ruhumun kıble bildiği her yeri tavaf ettim.

Dünyanın dört bir yanında şeytanlar taşladım.

Bazen tam alnına çaktım, bazen bilerek, isteyerek ıskaladım.

Iskaladım ki, bütün provokatörlerim ölmesin, bana hálá işlenecek günahlar kalsın diye.

Ruhumun emrettiği her yere gittim.

Birinde kendim öldüm, diğerinde faili besbelli bir cinayete kurban gittim.

Arkamda ne taze mezarlar bıraktım.

Bir diğerinde basübadelmevte erdim, yeniden dirildim.

* * *

Sonra bir gün arkadaşımın taze mezarının başında yeniden muhasebelere daldım.

Sağ tarafımda sevaplarım...

Baktım ki, beni cennete götürecek kadar sevap işlemişim.

Sol tarafımda günahlarım...

Dedim ki, beni cehenneme götürecek kadar günahım da var.

Düşündüm ki ben insan olmuşum ve yerim Araf.

Kaderim; şu fani dünyada olduğu gibi, öteki dünyada da hep arada kalmak.

Ne şurada, ne burada olmak.

Hep orada, sadece gönlümün, vicdanımın istediği yerlerde ikamet etmek.

* * *

Heyhat; biliyorum, bu nomad ruh, orada da ikametgáh izni alamayacak.

Bir şeyler olacak, her şeyi altüst edecek.

Ya bir ilk günah, ya bir son günah...

Ya bir nedamet anı, ya bir "Ben neysem oyum Allah’ım" diye meydan okuma...

Bir şeyler olacak, ruhum, o olmazsa gövdem mutlaka bir yerlere takılacak.

Ya bir sevap eksilecek, ya bir günah eklenecek.

Ve o Araf bile bana nasip olmayacak.

Biliyorum, eminim...