Habertürk
    Takipte Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
        Haberler Yaşam Toz zerresindeki Truva arseniği

        Penn Müzesi’nin bir antikacıdan alıp ve fakat kaynağını bilmediği altın takılara bakmak için. Takının tekinde toz zerresi vardı. Almanya’ya götürdü, analizini yaptı; arsenik çıktı. Buraların arseniği. Böylece altınlar bize geldi. Ama Pernicka itiraz ediyor: “Muhtemelen Truva’ya ait dedim. Yunan da olabilir”.

        HT PAZAR / AYŞE ÖZEK KARASU

        Bana sorarsanız, Truvalı Helen, Truvalı filan değildir.

        Bir kere, Olimpos'lu Zeus ile Leda'nın kızıdır. İkincisi Isparta Kralı Menelaos'un karısıdır ki, bu nedenle Ispartalı Helena olarak da bilinir. Üçüncüsü, tanrıdan olma ve tanrıçadan doğma halinden de anlaşılacağı üzere mitolojik figür sıfatı taşıdığından "nereli" olduğu pek önemli değildir. Homer'in İlyada destanında Truva Prensi Paris'e kaçıp savaş çıkaran güzel kadın olması sebebiyle "Truvalı" diye anılır, hepsi bu.

        Ancak en yakından tanıdığımız "Truvalı kadın" olduğu için, şu geçen hafta kavuştuğumuz 24 parça altını "Helen'in Takıları" diye anmakta bir sakınca yoktur.

        Nitekim Schliemann da, Truva'yı delik deşik ederek yağmaladığı altınlarla "Priamos'un Hazineleri" diye böbürlenmekte beis görmemiştir. Sophia Schliemann ise kocasının kaçırdığı altınları "Helen'in Mücevherleri" diye takınmıştır.

        Malum Priamos, Yunanlılar ile cenk eden ve sonunda yıkıma uğrayan Truva'nın kralı. İlyada'da hikaye böyle.

        Dolayısıyla geçen haftaya kadar pek de haberdar olmadığımız o 24 parça mücevher ne Priamos'un, ne de Helen'indi. Tahminen 4 bin 400 yıl önce Truvalı soylu bir hanımefendi takıyordu.

        Peki Erken Bronz Çağı'na ait o takılar Truva'dan Amerika'ya nasıl gitti, Amerika'dan buraya nasıl geldi?

        Altınların Truva'dan çıkışı muhtemelen 140 yıl öncesine dayanıyor. Schliemann'ın Çanakkale'ye gelip Truva'yı hallaç pamuğu gibi atmasından sonra, sırtlan misali başka yağmacılar da çıkıyor, geri kalan hazineleri de onlar götürüyor. Hikayenin bu kısmı tahmini. Ancak gerisi sahici.

        MEZOPOTAMYA OLMASIN!

        1966 yılında Pennsylvania Üniversitesi'ne bağlı Arkeoloji ve Antropoloji Müzesi, 24 parça altını 10 bin dolara Philadelphialı bir antikacıdan satın alıyor. Fakat o broşların, yüzük, bilezik ve pandantiflerin kaynağını bilmiyor. Bir sanat simsarı, Schliemann'ın kaçırdığı hazinelerle benzerliğinden ötürü "Bunlar Truva orijinlidir" diye kestirip atıyor. Fakat ortada sağlam bir delil yok. O tarihte, Schliemann'ın kaçırdığı eserlerin nerede olduğu da bilinmiyor.

        Hazinenin Rusya'daki Puşkin Müzesi'nde olduğu 1993'te ortaya çıkmıştı. İkinci Dünya Savaşı sonunda Sovyet askerleri, Berlin Hayvanat Bahçesi'nin altındaki bunkere gizlenmiş hazineleri alıp götürmüş, Moskova bunların varlığını yıllarca yalanlamıştı.

        İşte hazinenin aslan payının kayıp olduğu o yıllarda Penn Müzesi küratörleri 24 parçanın kaynağını deşifre etmek için kafa patlatıyor. Eserlerin Truva, Limnos ya da daha uzak bir coğrafyadan, Mezopotamya'nın Ur şehrinden çıkarılmış olabileceği yönünde tahmin yürütüyorlar. Sonunda bu tür yağmalanmış eserleri bir daha satın almamak üzere "Pennsylvania Deklarasyonu"nu yayınlıyorlar. 1970 tarihli bu bildirge müzecilik camiasında öyle etkili oluyor ki, kaçak arkeoloji kazılarıyla tarihi eser kaçakçılığının önüne geçmek amacıyla hazırlanan UNESCO sözleşmesine de temel oluşturuyor.

        ALAN RAZI, VEREN RAZI

        Aradan yıllar geçiyor. Penn Müzesi yeni bir girişimde bulunuyor. Truva kazılarını yöneten Alman arkeolog Ernst Pernicka ile temasa geçiyor. 2005'te kaybettiğimiz Manfred Osman Korfmann'ın yerini alan Pernicka ile. Alman uzman, meslektaşı Hermann Born ile birlikte eserleri incelemek üzere 2009 şubatında Amerika'ya gidiyor.

        İnceleme sırasında Born, pandantiflerden birinin üzerinde toz zerresi görüyor. Eserlerin kaynağını keşfetmek için bulunmaz hazine. O toz zerresi Almanya'daki Tübingen Üniversitesi'ne doğru yolculuğa çıkıyor. Laboratuvarda "Nötron aktivasyonu" denilen yöntemle analiz yapılıyor ve "Evreka"! O zerreciğin bileşiminden arsenik çıkıyor. Truva toprağında da rastlanan arsenik.

        Böylece Penn Müzesi, altınların Truva'dan kaçırıldığına kanaat getiriyor, Ankara ile temasa geçiliyor. Geçen yıl sonu anlaşmaya varılıyor. Kültür Bakanlığı ile görüşmeler sonucu altınların "süresiz" olarak Türkiye'ye ödünç verilmesi, Türkiye'nin de karşılığında Penn Müzesi'nde açılacak Kral Midas sergisi için eserler göndermesi kararlaştırılıyor. Frigya kral mezarlarından çıkan eserler.

        Truva altınları geçen hafta kuryeyle Ankara'ya gönderiliyor ve hiç bekletilmeden Anadolu Medeniyetleri Müzesi'nde gün ışığına çıkarılıyor. İleride Truva Müzesi kurulduğunda, oraya nakledilmek üzerere geçici mekanlarına yerleştiriliyorlar.

        Fakat hikaye burada bitmiyor. Alman arkeolog Pernicka altınların apar topar Türkiye'ye verilmesine itiraz ediyor. "Bulduğumuz arsenik Anadolu toprağı ile uyumlu. Ancak Yunan menşeli olması da bir ihtimaldir" diyor. Bu tür, kaynağı belirsiz eserlerin talep edilmesi için kapı açıldığından, Amerikan müzelerinin başına iş açılacağından dem vuruyor.

        Frigya ve Lidya eserlerini sergilemek için gün sayan Penn Müzesi Müdürü Julian Siggers çok oralı olmuyor: "Kesin bilimsel netice olmamasını tabii ki biz de dikkate aldık. Onun için 'süresiz ödünç' verdik. Türkler memnun. Ortaklığımız çok sağlam, zengin kültür ve tarih mirasına sahip Türkiye ile işbirliğimizi geliştireceğiz. İki taraf da kazandı."

        GÜNÜN ÖNEMLİ MANŞETLERİ