Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

Irak sınırımız, İngiltere ve Irak ile 5 Haziran 1926’da imzaladığımız Ankara Andlaşması ile belirlenmiştir. Önceki ay Kuzey Irak’ta yapılan referandumun ardından andlaşmanın ıslak imzalı orijinal metninin kopyesini merak ettim ve ararken bir dizi tuhaflık yaşadım: Andlaşma’nın Dışişleri Bakanlığı’ndaki orijinali senelerden buyana kayıptı ve diğer arşivlerimizde de yoktu. Metnin Reisicumhur Mustafa Kemal tarafından imzalanmış onaylı nüshasını İngiliz Arşivleri’nde buldum ve görüntülerine satın alarak sahip oldum. 

SENELERDEN buyana ne zaman Musul’dan bahsedilse, bu bölgeden çıkartılan petrolün yüzde onunun bize ait olduğunu ve hissemizi senelerden buyana alamadığımızı söyler, yazar ve konuşuruz.

Bu “yüzde on” meselesi, Türkiye, Irak ve o senelerde Irak’ta bir manda rejimi kurmuş olan İngiltere arasında 5 Haziran 1926’da Ankara’da imzalanan andlaşmaya dayanır. Hattâ, andlaşmanın metnini okumayanlar Irak’ta herhangi bir siyasî yahut sınır değişikliği yaşandığı takdirde Türkiye’nin Musul’u geri alabilme hakkının bulunduğunu bile iddia ederler.

Reisicumhur Mustafa Kemal’in fermanlarda kullanılan “divanî” yazı ile İngiltere Kralı’na gönderdiği Ankara Andlaşması’nın onay belgesi.

 

BİR AYLIK ÇABA

Bu tartışmalar ve iddialar, Kuzey Irak’ta bağımsız bir Kürdistan’ın teşkili konusunda önceki ay yapılan referandumun ardından da ortaya atıldı ve “Irak’ın sınırları değiştiğine göre Musul artık bizimdir” gibisinden tuhaf sözler söylendi.

İşte o günlerde, Ankara Andlaşması’nın aslının, yani orijinal metninin nerede olduğunu merak ettim, aramaya başladım ve 5 Haziran 1926’da Ankara’da imzalanan metne tuhaf ve komik sayılabilecek bir şekilde ulaşabildim.

Önce, sizleri merakta bırakmamak için andlaşmanın aslını nerede bulduğumu söyleyeyim: Türk Arşivleri’nde değil, İngiltere’de; İngiliz Dışişleri Bakanlığı Arşivi’nde duruyor!

İşte, beni tam bir ay boyunca uğraştıran Ankara Andlaşması maceramın özeti:

Türkiye, Lozan görüşmelerinde Musul’u elinde tutabilmek için büyük çaba sarfetmiş ama Musul konusundaki talebini İngiliz tarafına kabul ettirememiş ve Irak sınırı ile Musul meselesi, konferans sonrasına bırakılmıştı.

BAĞDAT’TAKİ TEMASLAR

Anlaşmazlık, Türk ve İngiliz heyetleri arasında 19 Mayıs 1924’te başlayan Haliç Konferansı’nda ele alındı, burada bir neticeye varılamaması üzerine 1925’te Milletler Cemiyeti’ne götürüldü ve Cemiyet 16 Aralık 1925’te Musul’un İngilizler’e bırakılması kararını verdi. Ankara’nın bu kararı tanımaması üzerine Türk ve İngiliz yetkililer yeniden biraraya geldiler ve 5 Haziran 1926’da Ankara’da bir andlaşma imzaladılar. “Türkiye ile İngiltere ve Irak Arasında Türk-Irak Sınırı ve İyi Komşuluk İlişkileri Andlaşması” yahut o zamanki resmî ismi ile “Türkiye, İngiltere ve Irak Hükümetleri Beyninde Ankara’da 5 Haziran 1926 Tarihinde Mün’akid Hudut ve Münâsebât-ı Hasene-i Hemcivârî Muahedenâmesi” isimli metinde Türk- Irak sınırı ayrıntıları ile belirleniyor ve andlaşmanın 14. maddesi Musul petrollerinden elde edilecek gelirin yüzde onunun 25 yıl süre ile Türkiye’ye ödenmesini öngörüyordu.

Irak’ın 1932’de İngiltere’den bağımsızlığı kazanmasının ardından, 8 Aralık 1936’da Türkiye ile Irak arasında bir protokol imzalanmış ve andlaşmanın aynen devamına karar verilmişti.

Ama, andlaşmanın petrol gelirleri ile ilgili hükmü tam olarak yerine getirilemedi ve uygulanmamasında Türkiye’nin de kabahati oldu: Ankara, ödemelerin zamanında yapılıp yapılmadığını kontrol etmemişti.

1952’de bütçe öncesi gelir tahminleri yapıldığı sırada, o senelerin genç bir maliyecisi olan Cahit Kayra, Türkiye’nin Irak’tan o zamanki para ile 100 milyon liralık bir alacağının bulunduğunu farketti.

Musul petrol gelirleri konusunda Türkiye’nin Bağdat’a gönderdiği son görüşmeci olan, ileriki senelerin siyasetçisi, bakanı ve edebiyatçısı Cahit Kayra, 1995’te yayınladığı “1938 Kuşağı” isimli anılarında, Bağdat’taki temaslarını şöyle anlatıyordu:

“Gelir tahminlerini hazırlarken birşey keşfettim. Bizim Irak petrollerinden aldığımız pay birden iki katına çıkmıştı. İnceledik ve böylece ilk kez Irak petrollerinden aldığımız payı öğrendik.

 

İngiltere Kralı Beşinci George’un Ankara Andlaşması’nı tasdik belgesinin imza sayfası.

 

 

50 MİLYONU KABUL ETMEDİK

...Dosyayı incelemek istedim. O zamanki genel müdür Namık Yolga, öyle bir dosya olmadığını söyledi. ...Elimizde sadece Resmi Gazete’de yayınlanmış bir protokol metni vardı. Resmi Gazete’nin o nüshasını çantama koyup Bağdat’a gittim.

Iraklılar’ın bizden hem protokolü göstermelerini isteyeceklerini bekliyor, hem korkuyordum. Sonradan anlaşıldı ki, bizde Resmi Gazete’de yayınlanmış bir metin vardı ama onlarda o da yoktu.

Biz 100 milyon lira istiyorduk. Nuri Said Paşa ‘50 milyon ödeyelim. Sanayi Bakanı Nedim Paçacı’ya bu kadarını zorla kabul ettirebildim. Başbakan olmama rağmen daha fazlasına gücüm yetmez’ dedi.

Sonuçta 50 milyonu alıp dosyayı kapatmayı hükümetimize önerme kararı aldık. Ama, Ankara 100 milyonu almakta kararlıydı. ...1958’de Irak’ta kanlı bir devrim patladı, biz de alacağımızdan tümüyle vazgeçtik, herkes rahat etti. İş böylece kapandıktan sonra Dışişleri’nde 1932 protokolünün dosyaları bulundu ve arşive kaldırıldı...”.

Aradan uzun seneler geçti, Kuzey Irak’ta önceki ay yapılan referandumun ardından Ankara 1926 Andlaşması’nın orijinalini incelemek istedi ve Cahid Bey’in haklı olduğu ortaya çıktı: Dışişleri Arşivi’nde andlaşmanın orijinal imzalı nüshası yoktu! Teati metinleri, o senelerde İngiltere tahtında bulunan Kral Beşinci George’un tasdik belgesi ve bu belgelerin ilişiğindeki metin mevcuttu; hattâ metin 18 Temmuz 1926’da Resmî Gazete’de de yayınlanmıştı ama Türkiye adına Dışişleri Bakanı Tevfik Rüşdü’nün, Irak adına 1958 ihtilâlinde linç edilecek olan Nuri Said Paşa’nın, İngiltere adına da Büyükelçi Lindsay’ın ıslak imzalarının bulunduğu metni kaybetmiştik!

PARAYI VER, ANLAŞMAYI AL!

Ankara Andlaşması’nın imzalı nüshası Devlet Arşivleri’nde de, Cumhurbaşkanlığı Arşivi’nde de mevcut değildi!

Artık metni bulabileceğimiz tek bir yer kalmıştı: İngiliz Dışişleri Bakanlığı Arşivi! Andlaşma üç memleket, yani Türkiye, Irak ve İngiltere arasında imzalanmıştı ve İngilizler asıl nüshayı büyük ihtimalle muhafaza etmişlerdi.

Bunun için İngiliz Millî Arşivi’ne müracaat ettim ve bakın neler yaşadım:

İngiliz Arşivleri’nin kendilerine mahsus bir çalışma sistemi var: Bir belgenin görüntülerini almak istediğinizde önce Dışişleri Bakanlığı Arşivi’nin internete koydukları kataloğundan evrakın numarasını bulup talep ediyorsunuz ve sizden bir “araştırma parası” istiyorlar.

Bu meblâğın ne için alındığını herhalde anlamışsınızdır: Evrak deposuna gidip istediğiniz belgeyi bulabilmek için katlanacakları yorucu zahmetin bedeli!

ROMANCININ TERCÜMESİ

Parayı gönderiyor ve iki hafta bekliyorsunuz. Derken sizi haberdar ediyor, “İstediklerinizi bulduk ama görüntüleri satarız! Şu kadar daha ödemeniz lâzım, parayı sterlin olarak gönderdiğiniz takdirde, belgelerin dijital görüntüleri birkaç hafta sonra elinizde olur” diyorlar.

İstedikleri meblâğı da yollayıp beklemeye başlıyorsunuz ve belgeler günler sonra e-mail adresinize gönderiliyor.

Gereken formları doldurup para transferini yaptım ve iki hafta sonra andlaşmayı gönderdiler!

Metnin başında Reisicumhur Mustafa Kemal’in Türk delegeler için verdiği Fransızca yetki belgesi vardı, derken andlaşmanın ıslak imzalı yine Fransızca metni ile yine Mustafa Kemal’in eski fermanlarda kullanılan “divanî” yazı ile kaleme alınmış onay belgesi bulunuyordu ve nihayet Türkiye-Irak sınırının ayrıntılı haritası yeralıyordu... Fransızca metnin Türkçe tercümesini de o devrin meşhur romancılarından olan Protokol Genel Müdürü Savfeti Ziya yapmış ve metnin altına o da imzasını koymuştu.

Ankara Andlaşması maceram, Türkiye’deki son derece zengin ama dağınık yerlere dağılmış olan arşivlerin artık tek bir yerde toplanması gerektiğini gösteren mükemmel bir örnektir!

Ankara Andlaşması’nın ıslak imzalı teati protokolü.