Şu bahar meselesi...
Malumunuz Araplara karıştım epeydir. Yeni de değil yani, 2009'da "Muz Sesleri"ni yazmak için Beyrut'a gittiğimden beri Arap dünyasının içindeyim. Sadece gazeteden okusanız bile bölge ile ilgili haberleri buradan izlemek farklı bir bakış açısı kazandırıyor insana. Bunun iyi tarafı dünyada bu konuda ne konuşuluyorsa siz de haberdar oluyorsunuz ve o tartışmanın içinde yer alabiliyorsunuz. Kötü tarafı ise Türkiye'de ancak çok az sayıda insanın ilgilendiği bir şeyden bahsetmek için kuvvetli bir istek duymaya başlıyorsunuz.
Belki bugünlerde bu durumun bir başka kötülüğü daha var. O da birlikte bu konuyu tartıştığınız Arap arkadaşlarım (Tunuslu, Mısırlı, Beyrutlu, Bahreynli, Suriyeli, Filistinli, Cezayirli gibi ülkelerden ahbaplarım) olayın tam göbeğindeler. Tunus'ta devrimi örgütleyen insanlardan oluşan bir çevre içinde geçiyor hayatım. Aynı çevre Arap dünyasındaki diğer hareketlerle de bağlantılı olduğu için çok canlı bir tartışmanın ortasındayım. Bu da bende sizlere burada olan bitenleri haber etme isteği yaratıyor. Diğer yandan Türkiye'nin gündemi bambaşka olduğu için bu eskisine oranla daha beter bir alakasız bahis açan insan durumuna düşürüyor beni.
Bir başka tarafı da buradaki insanlar bu meseleyi kesinlikle bir devrim olarak gördükleri için Türkiye'de "Yok devrim filan" tavrına dair sık sık bir şeyler söyleyesim geliyor. Nitekim bu yazıyı da bunun için yazıyorum.
Geçenlerde sevgili Nuray Mert de yazdı. Elbette onun da dediği gibi Bahar diye çıldıranlar büyük bir hayalkırıklığı yaşıyorlar. Tunus'ta, Mısır'da, Fas'ta devrim lafını duysa kaçacak, Batı'nın pek sevdiği ılımlı (!) İslamcılar (en azından parti siyaseti bakımından) siyasi hakimiyeti ele geçirdiler. Tahrir'i izleyenler en sıkı kavganın ve en büyük hayalkırıklığının Mısır'da yaşandığını biliyorlardır. Ama daha önce Tahrir'den yazdığım yazılarda kısaca söz ettiğim gibi bu devrim meselesinin Arap dünyasının iç koşulları bakımından değerlendirilmesi gereken bir tarafı var. Elbette bildiğimiz klasik anlamıyla bir devrimden bahsetmek mümkün değil. Ama Mısır'da biraz kalınca ya da Tunus'ta biraz zaman geçirince insan anlıyor ki bu ülkelerdeki kitlelerin siyasal tavrında, tek tek bireylerde geri dönülemeyecek birtakım devrimci değişimler olmuş durumda. Devrimci olan durum siyasal atmosferde. Daha önce konuşmayan insanlar konuşuyor. Havada devrim aroması var yani bir bakıma! Her ne kadar örneğin Mısır'da Müslüman Kardeşler ve Tunus'ta En-Nahda hükümeti ele geçirmiş olsa da ülkenin geri kalanı siyasete aktif katılım için canını dişine takmış durumda. Bu bakımdan "katılımcı demokrasi" anlamında ciddi ve köklü bir değişim olduğu, siyasal kültürün gerçek bir değişimden geçtiği söylenebilir. Öte yandan umutlu insanların (ki Türkiye'de görmek pek mümkün değil, nasıl bir şeye benzediğini bile unuttuk) varlığı siyasetin havasını değiştiriyor. Yani evet, Batı'nın beğendiği gibi serbest piyasa, uluslararası sermaye ve İsrail'le sorunu olmayan Ilımlı İslamcılar hükümeti ele geçirmiş olabilir ama baharı getiren kitleler "Biz de varız" diyor ki bu Arap dünyası için bir dönüşüm. Birkaç yıl önce Başbakan "one minute" çıkışını yaptığında "Başbakan Arap sokaklarının kalbini kazandı ne ki Arap dünyasını Arap sokakları yönetmez" diye yazmıştım. Yanıldım. Kısa bir süre sonra Arap sokakları sadece bu coğrafyada değil, aynı zamanda dünyada önemli bir politik aktör oldu. Bu, bana sorarsanız, önemli bir değişimdir.
Bir başka önemli değişim ise "Arap" deyince sakallı terörist düşünen Batılı beyinlerin bu imajı çok kısa bir sürede "havalı devrimci gençlik" ile değiştirmesi de devrimci bir durumdur. Tahrir hiç yapmadıysa bunu yaptı. Time'ın kapağındaki yılın insanı seçilen protestocu genç Arap kadınını hatırlarsınız. Artık Arap deyince insanların aklına bu geliyor. Bu, Amerikan propaganda makinesine karşı kazanılmış büyük bir zaferdir kanımca.
Bir başka mesele de bu "devrim" meselesinin bir hediyelik eşya haline getirilip Batılı ana akım medya ve ana akım siyasette çok "kullanıcı dostu" (user-friendly) bir hale getirilmesi. Arap Baharı'nın ortasında olan ve uluslararası toplantılara katılan arkadaşlarım Batılı çevrelerde bu tartışmaların yapılma biçiminden nasıl tiksindiklerini anlatıp duruyorlar. Beyaz adam devrimi Arap folklörü olarak paketleme derdinde! Yani örneğin Türkiye'den fikir değil kilim isteyen zihniyet Arap dünyasından da "tadında bırakılmış bir devrim" istiyor. Farkındalar yani vaziyetin, kendilerine "bahar havasına" kaptırmış değiller!
Baharın neler getirdiğini anlamak için buralarda, bilhassa Mısır'da olup bitenlerin yakıcılığını hissetmek gerek. Gençleri parçalıyorlar Tahrir'de. Bugünlerde olan en önemli şey bir genç kadının ülkede yönetimi ele geçiren askerler tarafından yerlerde sürüklenirken yarı çıplak hale getirilmesi. Genç kadının mavi sütyeni Mısır Baharı'nın sembolü haline gelmiş durumda. Bu, tek başına Mısır'da devrimci bir durum. Çok ama çok tutucu bir toplumdan söz ediyoruz. Bir kadının çıplaklığının, o kadın askerler tarafından soyulmuş olsa bile "ayıp" olarak görüleceği, kendi hatası sayılacağı bir toplum, bu yerleşik hastalığını değiştiriyor. Binlerce kadın o mavi sütyen için sokağa çıkıyor ve bağırıyor. Bu devrimci bir durumdur.
Mısır'a bakınca, nicedir ve başka başka uluslararası deneyimlerden biriktirdiğimi fark ettiğim bir bilgi bir cümleye dönüştü kafamda:
Devrim, en çok ve öncelikle kadınları değiştirir!
Erkeklerin çok içine işlemiyor devrim bana sorarsanız. Mısır'daki mihmandarım 19 yaşındaki Esraa'yı düşünüyorum bir kaç gündür mesela. Bu mavi sütyen meselesiyle ilgili, Twitter'dan izliyorum, eylemlere katılıyor, sözünü söylüyor. Aklım onun geçirdiğimiz o akşama gidiyor onları görünce. Çok naif, çok utangaç, bir küfür duysa yüzü kızaran bir kız çocuğu Esraa. Öyle sokaklarda filan işi olmayacak bir tip. O akşam yemek yerken bunları söylüyordum ona ve soruyordum:
Tahrir sende ne değiştirdi?
Esraa hiçbir şey söylemedi sadece kocaman sırt çantasını açtı ve sapanını çıkardı. Esraa gibi bir kız çocuğu askerlere sapanla taş atan bir kadına dönüşmüştü. Bu, bana sorarsanız bir şeydir. Önemli bir şeydir. Küçümsememek, hemen kendimizi hayalkırıklığına hazırlamamak gerek. Ya da ne bileyim... Belki umutlu insanlar arasında zaman geçirdikçe bana da bulaştı bu "Biz daha ölmedik arkadaş! Biz de varız!" hali... Olabilir yani...
Tahrir'deki kadınlar eyleminden bir fotoğraf:
http://twitter.com/#!/adamakary/status/150225079698063361/photo/1/large