Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
  • Habertürk Android Uygulaması
  • Habertürk iPhone Uygulaması
  • Habertürk Huawei Uygulaması

Söylemesi ayıptır olaylar filizlendiğinde Hollanda’da idim. Ve de olayların nasıl vücut bulacağını anlayabilir idim... Gelin şu hikâyeyi baştan sunalım: Nasıl anlayacaktım? Brüksel Havaalanı Polisi’nin sorusundan. Cevabıma verdiği cevaptan... Ama atalarımız nasıl söylemişler? Elbette her şey anlayanına... Çift yıldızlı komiser pasaportumu evirip çevirmekle yetinmedi. O kadarı zaten mutat muamele. Biliyoruz. Tahammüllüyüz. Rahmetli Darwin Teorisi’ne yeni bir kanıt bulmuşçasına heyecanla sorunca... “Yine ha? Bu seferki mevcudiyetinizi neye borçluyuz?”

“Allah aşkına bir insan çikolata yemek dışında ne sebeple buraya gelsin...” Demedim tabii... Bunu son söylediğimde havaalanı karakoluna sevk olundu idim. Tam bir saat “Belçika çikolatacıları” üzerine sohbet edildi. Çikolatacıları Zaventem Emniyeti’nden daha iyi bildiğim anlaşılınca... Saldılardı. “Haydi toz ol. Manalı, manasız itirazda bulunma” diyerekten...

Her ne ise konu dağılmaya... Arkamda da ciddi kuyruk bulunmakta. Adama baktım. Dişlerimin arasından “TEFAF’a geldim” dedim. Gözlüğünün üzerinden süzerek, damgaladı.

Ve de “Sana da, onlara da kolay gelsin” buyurdu...

Hoppala; bu ne demek şimdi? Dört konuklu TV programları var ya... Tartış Allah tartışalar. Tam 8 saat. Niyet okumalar... Tahliller. Gelecek projeksiyonları. Tahminler. Daha ne olsun. Telefonla bağlananlar, cevap hakları. Soru kisvesinde kanaat beyan edenler... Gül Allah gül... Şayet işiniz yok ise. Sabaha kadar. Tekmili birden. Ama ben var ya... Kulunuz: Bu fakir... Anlamadı!

Gazeteci olacak çocuk nesinden belli olur? Bilemem ki. Meslek erbabına sormalı... Şu kadarını ise iyiden bilebiliyorum. Hem de herkes gibi... Bakın hele az durun: Hem de sıkı sıkı durun!

Ali Esadf Göksel'in HT Cumartesi'de yer alan yazısına göre, şayet gazetecilik denilen mesleğe az biraz bulaşmış iseniz... Ve şayet önemli bir olay vuku bulduğunda... Olay mahalline yakın iseniz: Hemencecik pozisyon alırsınız... Söz konusu koordinatlara intikal eder, izlemeye başlarsınız.

Fatih Karaca ile birlikteyiz. İstikamet Maastricht. Bayıldığım bir Ortaçağ şehri. Hollanda Almanya sınırında... Üzerinize afiyet “malum şahıs da” orada. Artık o da kim ola demeyesiniz... Kral hazretleri! Kadrodan... Ödeneği, yolluğu var mı? Az sonra...

ORTAÇAĞDAN GÖRSEL NAMELER
Brüksel- Maastricht arası konforlu. Nasıl söylemeli. Bizim “duble yollar” misali... Tamı tamına bir buçuk saat içinde menzildeyiz. Maastricht, nehrin üzerindeki “Ortaçağ danteli...”

Hollanda’nın en güneydoğusu burası. Nasıl yani? Demeyesiniz. Öyle işte... Genel geçer bir kanaat şudur: Kuzey-batılar ileride; güney-doğular az geride olurlar! Kim demiş efendim? Ben razıyım. Şayet bu Maastricht; af buyurasınız, geri kalmış ise... Üzerinize afiyet, bendeniz de o taifeden olmak istiyorum. Talibim: Bu “Ortaçağ üniversite şehrinde” yaşlanma muradındayım...

Maastricht bana “TEFAF” ile merhaba dedi. “The European Fine Art Fair”- “Avrupa Güzel Sanatlar Fuarı”.

Otuz küsur yaşında. Kral Hazretleri de orada... Dile kolay. Kendi kulvarındaki en iddialı adres. Şöyle söyleyelim daha rahat okunsun. Geçtiğimiz sene vasat bir sene idi. Dünya sanat piyasasında 20 milyar USD döndü... TEFAF var ya... Yüzde 5’in üzerinde bir hacmi harekete geçiriyor.

Ezcümle Maastricht bir kez daha bu panayıra ev sahibi. Kimler geliyor, kimler mi gidiyor?

Birkaç yıl önce Carlos Slim ile aynı eserlere bakmışlığımız var. Yani ben misali çulsuzu da burada, en çullusu da... Geçtiğimiz sene 200 özel uçak apronda park yeri sıkıntısı yaşamış. Dünyanın en gözde müzelerinin yöneticileri burada. Alacak yeni bir şey var mı diye? Elbette “Al Thani” ya da yeni efsane “MsB” misali alanlar da... Bu fuar aslında eski kıtada bulunan eski paraya göz dikmişti. Ama o niyetler o yüzyılda kaldı. Şimdilerin vedetleri her coğrafyadan... Örneğin Çin Halk Cumhuriyeti... Bu komünistler tarihte ilk kez Batı’yı solladılar. Sanata harcadıkları para ABD’nin önüne geçti. Görüyor musunuz? Geri kalmış Ortaçağ şehrini... Bizler kendimizi yeryüzünün merkezi sanmadayız. Gelin bir nefeslenelim. Ve sakince sorgulayalım: Öyle midir acaba?

ÜZÜM DE, BERİ BERİ GEL
Fuara girince bir ihtiram müfrezesi karşılıyor sizi. Hani devlet lisanında tören alayı derler ya... İşte o fasıldan. Ama bu bilindik görüldük bir şey değil. Mimar olarak “şaşırma eşiğim yüksekçe”... “ Fakat bu hikâyeyi size anlatmalıyım. İçeri girdiğimiz mekân: Bir “safa geldin salonu!” Kabaca bir küp. Her kenarı onbeş metre gibi. Yani karenin kenarı kadar da yüksek.

Yerler ve duvarlar “Carrera Mermeri”. İçerisi belli belirsiz bir loşlukta... Sizi fuarın içerilerine çekmeden önce... Selamlamak üzere tasarlanmış. Solunuzda kalan mermer duvara dönün.

Sağır duvarın iki metre önünde “bir demet çiçek”... Sanki yüzüyor gibi. Havada. Bir tablo misali, boşlukta asılı... Belki de binlerce çiçek. Envai cinsten... Kıl gibi nerede ise görünmez tellerle asılı. İnsanlar etrafında dolaşıyorlar. İnceliyorlar. Akıl erer gibi değil. Yaratıcılık böyle bir şey. Şaşırmışız. Mesuduz. Ve şımartılmışız... Fotoğraf çekmeden, çektirmeden geçen yok. Sorarım size bir yaş günü bundan daha zarif kutlanır mı? Çok yaşa TEFAF. Olgun yaşın kutlu olsun...

İçeride geçen yıllardan tanıdık esnaflar var. Elbette yeni katılanlar da. Heyecan dorukta... En iyi eserleri getirmişler. Nefes kesici. Bu eserlerin onda biri için müzelerin önünde kuyruk olunuyor. Binlerce eserin içinde “Türk” imzalı yok. Ne yazık ki... Sadece beş adet İznik tabak var. Onlar da malum 1550 yıllarından. Yani ecdada ait. Ne yapalım. Tabaklara düşüyorum. Hele bir tanesi... Ortası iri üzüm salkımlarıyla bezeli. Bizim Nurhan Atasoy’un kitabında da vardı. Ömer Koç, Sadberk Hanım ve British Museum koleksiyonlarında da varlar. Tabağı bana veriyorlar. İnceliyorum. Bu salkımlarla ne şarabı yapılır?

İpucu yok. Ama durun, yaşasın ezoterik! Bir şeyi “canı gönülden çok isterseniz oluyor- bilimi” var ya... Doğru olabilir mi yoksa? İki koridor ötede İngiliz bir esnaf. Bir mermer büst bana bakmada... Çarpılıyorum adeta...

Tertemiz, bembeyaz, mermerden. İkinci yüzyıl. Roma. Bu bir Diyonizos/Dionysus. Yani şarap işlerine bakan tanrı. Daha ne olsun... Az kaldı, öğrenmeme. Olay mahallinden sizlere bildireceğim...