Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
  • Habertürk Android Uygulaması
  • Habertürk iPhone Uygulaması
Mehmet Çalışkan

Eserlerinde toplumculuğunun temelinde insana ve insan hayatına saygı yatan Fazıl Hüsnü Dağlarca, hiçbir edebî akım ve kişiden etkilenmemesini, "Sanat eseri hem bir saat gibi içinde bulunduğumuz zamanı, hem de bir pusula gibi gidilmesi gereken yönü işaret etmelidir" sözleriyle açıkladı. 

Fazıl Hüsnü Dağlarca'nın ilk hikâyesi, 1927'de Yeni Adana Gazetesi'nde, ilk şiiri 'Yavaşlayan Ömür' ise 1933'te İstanbul Dergisi'nde yayımlandı. Aynı yıl, Kuleli Askeri Lisesi'nden mezun olduktan sonra şiirlerini dergi ve gazetelerde yayımladı. Dağlarca, 1935'te piyade subayı göreviyle Doğu ve Orta Anadolu ve Trakya'nın pek çok yerini dolaştıktan sonra ordudaki hizmeti 15 yılı dolunca, askerlikten 1950'de ayrıldı.
1952-1960 arasında Çalışma Bakanlığı'nda iş müfettişi olarak İstanbul'da çalışan Fazıl Hüsnü Dağlarca, bu dönemde Âsû adlı eseriyle Yeditepe Şiir Armağanı'nı kazandı. 

Fazıl Hüsnü Dağlarca, İstanbul Aksaray'da Kitap adlı kitabevini açtı. 1960-1964 arasında 4 yıl boyunca 'Türkçe' adlı aylık dergiyi çıkardı. Türk Dil Kurumu'nda yönetim kurulu üyeliği de yapan Dağlarca, 1967'de ABD'deki Milletlerarası Şiir Forumu tarafından 'En iyi Türk Şairi' seçildi.
Kitap Sayısı: 66
Ödül Sayısı: 12
1914'te doğan Fazıl Hüsnü Dağlarca, 2008'de 94 yaşında vefat etti. Dağlarca, mirasını burs verilmesi için öğrencilere bıraktı.

MUSTAFA KEMAL'İN KAĞNISI
Yediyordu Elif kağnısını,
Kara geceden geceden.
Sankim elif elif uzuyordu, inceliyordu,
Uzak cephelerin acısıydı gıcırtılar,
İnliyordu dağın ardı, yasla,
Her bir heceden heceden.

Mustafa Kemal'in kağnısı derdi, kağnısına
Mermi taşırdı öteye, dağ taş aşardı.
Çabuk giderdi, çok götürürdü Elifçik,
Nam salmıştı asker içinde.
Bu kez yine herkesten evvel almıştı yükünü,
Doğrulmuştu yola önceden önceden.

Öküzleriyle kardeş gibiydi Elif,
Yemezdi, içmezdi, yemeden içmeden onlar,
Kocabaş, çok ihtiyardı, çok zayıftı,
Mahzundu bütün bütün Sarıkız, yanı sıra,
Gecenin ulu ağırlığına karşı,
Hafifletir, inceden inceden.

İriydi Elif, kuvvetliydi kağnı başında
Elma elmaydı yanakları üzüm üzümdü gözleri,
Kınalı ellerinden rüzgâr geçerdi, daim;
Toprak gülümserdi çarıklı ayaklarına.
Alını yeşilini kapmıştı, geçirmişti,
Niceden, niceden.

Durdu birdenbire Kocabaş, ova bayır durdu,
Nazar mı değdi göklerden, ne?
Dah etti, yok. Dahha dedi, gitmez,
Ta gerilerden başka kağnılar yetişti geçti gacır gucur
Nasıl dururdu Mustafa Kemal'in kağnısı.
Kahroldu Elifçik, düşünceden düşünceden
Aman Kocabaş, ayağını öpeyim Kocabaş,
Vur beni, öldür beni, koma yollarda beni.
Geçer götürür ana, çocuk, mermisini askerciğin,
Koma yollarda beni, kulun köpeğin olayım.
Bak hele üzerinden ses seda uzaklaşır,
Düşerim gerilere, iyceden iyceden.

Kocabaş yığıldı çamura,
Büyüdü gözleri, büyüdü yürek kadar,
Örtüldü gözleri örtüldü hep.
Kalır mı Mustafa Kemal'in kağnısı, bacım,
Kocabaşın yerine koştu kendini Elifçik,
Yürüdü düşman üstüne, yüceden yüceden.

ÇOCUKLAR KORKUNÇ
Çocuklar korkunç
Allah'ım,

Elleri,yüzleri,saçları.

Uyurlar bütün gece

Yok sana ihtiyaçları.


Çocuklar korkunç
Allah'ım,

Bebek yaparlar haçları.

Aşina değiller hatıramıza

Severken aynı ağaçları.

AĞIR HASTA
Üfleme bana anneciğim korkuyorum
Dua edip edip, geceleri.
Hastayım ama ne kadar güzel
Gidiyor yüzer gibi, vücudumun bir yeri.
Niçin böyle örtmüşler üstümü
Çok muntazam, ki bana hüzün verir.
Ağarırken uzak rüzgarlar içinde
Oyuncaklar gibi şehir.

Gözlerim örtük fakat yüzümle görüyorum
Ağlıyorsun, nur gibi.
Beraber duyuyoruz yavaş ve tenha
Duvardaki resimlerle, nasibi.

Anneciğim, büyüyorum ben şimdi
Büyüyor göllerde kamış.
Fakat değnekten atım nerde
Kardeşim su versin ona, susamış.

PAZAR: Edip Cansever