SHOW TV'de yarın yeni bir şenlik başlıyor.
Kaynana kazanma konusunda 5 gelin, yemeklerinin lezzetinden emin 5 kaynana ve her şeyden habersiz 1 damat...
Onlar hem rakip hem de birer takımlar.
Damadın yapacağı seçim günün kazananını, verilen puanlarsa haftanın galibini belirleyecek ve bir aile altın ödülünün sahibi olacak.
'Damat Bayıldı'...
İzleyici hafta içi her gün saat 16'da SHOW TV'de eşi benzeri görülmeyen bir formata sahip 'Damat Bayıldı'da yaşanacaklara şahitlik edecek.

Kaynanaların yemek konusundaki engin tecrübeleri mi yoksa gelinlerin el becerileri mi kazanacak? Damatlar annelerinin yemeklerine mi yoksa eşlerinin yemeklerine mi bayılacak? 'Damat Bayıldı'da tempo asla düşmeyecek ve bu çekişme zaman zaman gergin bir hal alırken zaman zaman ekran başındaki herkesi güldürecek.

İlk bölümü yarın (26 Ağustos 2019) yayınlanacak olan 'Damat Bayıldı'nın sunuculuğunu yapan Onur Büyüktopçu, Habertürk'e program ve kendisi hakkında çarpıcı açıklamalarda bulundu.

'Damat Bayıldı'nın formatından söz edebilir misiniz, izleyiciye neler vadediyor?
'Damat Bayıldı' gündüz kuşağında yayınlanacak olan bir program. Yıllardır hep gelin-kaynana arasında bir çekişme izledik, gelinler kendilerini beğendirmek için kayınvalidelerine yemek yaptı. Böyle programlar da oldu ama 'Damat Bayıldı'nın farkı damatın bayılacak olması. Şöyle bayılacak; bir damadımız var, damadımızın annesi ve damadımızın eşi var. Kayınvalide ve gelin damada yemek yapacaklar ve günün sonunda kazananı belirleyecek olan kişi de damat olacak. Bir altınımız var, her gün altın vereceğiz. Ya gelin ya da kayınvalide kazanacak. Tabii evdeki olayı bilemem, evde damadı neler bekliyor? Neler yapacak? Orasını ben bilemem ama gelin ve kaynana damat için yemek yapacak. Aynı zamanda programımızda her cuma haftanın finali olacak. Zaten beş tane kaynanamız beş tane de gelinimiz var. Bunlar hem rakip hem de aynı zamanda birer takım. Her gün, o gün yarışmayan kayınvalideler ve o gün yarışmayan gelinler, gelinlerimize ve kayınvalidelerimize puan verecek. Bunlar da cuma günü toplu olarak belirlenecek. Benim de her gün vereceğim bir puanım olacak tabii. Birbirlerine düşük puanlar verirlerse eğer kimi zaman birinciyi ben belirleyeceğim puanlarımla. Eğer yarışmacılarımız adaletli davranırsa her şey çok daha güzel olacak. Haftanın finalinde de beş tam altının sahibi olan bir ailemiz olacak. O ailemizin içinde de zaten damadımız da var gelinimiz de var kayınvalidemiz de var. Şöyle söyleyeyim; bu yarışmada kaybeden yok. Aslında özü bu. Eğlence dolu bir program, inanılmaz eğleniyorum burada, gülüyoruz, dans ediyoruz, yemekler yapıyoruz, puanlar veriyoruz. Tabii ki arada gerginlikler ve tartışmalar oluyor ama bunu bir şekilde tatlıya bağlıyoruz.

Sizce izleyici ‘Damat Bayıldı'nın en çok hangi özelliğini sevecek?
Kayınvalidenin ve gelinin karşılıklı mutfaklarda damat için yemek yapması enteresan bir şey. Günün kazananı belli olacak. Gelin ve kaynana rakipken birden takım olacak. Günün sonunda da mutlaka altın kazanan birileri olacak. Ama cuma günü de o rakip olan gelin ve kaynana bir bütün haline gelip o beş tam altının sahibi olacak. Dediğim gibi hem rakipler aynı zamanda hem de takımlar. Bizim özelliğimiz bu ve kaybeden de yok. Her gün mutlaka zaten bir altınımız var, tabii gelin mi götürür kaynana mı götürür orası bilinmez. Zaten o altını damat veriyor, aynı evde yaşayan var yaşamayan var. Altın hayırlı bir yere gidiyor yani.

Yemek, kaynana ve gelin. Bermuda şeytan üçgeni diyebiliriz. Siz bu üçgenin neresindesiniz?
Ben bu üçgenin neresindeyim... Bir kere zaten benim kayınvalidelerle aram çok iyidir. Benim 55 - 60 yaş üstü kayınvalidelere karşı çok büyük bir saygım vardır. Benim de annem o yaşlarda. Benim çok anneci bir insan olduğumu bütün Türkiye biliyor. Ben bu işin neresindeyim kısmına gelirsek; adaleti, o teraziyi sağlayacak olan kişiyim ben. O dengeyi sağlayacak olan kişiyim. Örnek veriyorum; elli dakika içinde yemek yapmaları isteniyor ve o elli dakika içinde yemek yapmak zorundalar. Ama yaparken kimi elini yakıyor, kimi parmağını kesiyor, kimi de yemeğini yakıyor. Üzülüyorlar, seviniyorlar, ben bir şekilde onların dengesini kurmakla yükümlüyüm. Bu görevi de bana bu yüzden verdiler.

Sunuculuktan bahsedelim biraz. Sizce iyi bir program sunucusu olmanın en önemli kriteri nedir? Sizi bu işi yapanlardan ayıran özellik nedir?
Benim asıl mesleğim oyunculuk. Belirli aralıklarla oyunculuk yapmadığım zamanlar da oldu ama bu yıl oyunculukta 20'nci yılım. Sunuculuk açısından da yaklaşık 3'üncü yılım. İki yıl 'Yemekteyiz'i çekmiştim. 420 bölüm boyunca herhalde Türkiye'de evlere girebilen tek erkek sunucu bendim. Benim için çok büyük bir tecrübe oldu. Sunucu olarak da aynı şekilde. Ben daha yeni yeni kendime 'evet, sunuculuk da yapıyorum, sunucuyum da aynı zamanda' diyorum. Ama asıl mesleğim oyunculuk, şimdi bu da eklendi. Keyif veriyor orası ayrı bir şey. Ama herhalde benim sunuculukta başarılı olmamın sebebi; samimiyet. Yani doğallık, olduğum gibiyim. Bir kelimeyi yanlış da söylesem, bunu montajda atın, montajda düzeltin, izleyiciye ben dört dörtlük görüneyim' demiyorum. Hiç öyle bir kaygım yok. Ağzımdan bazen yanlış bir kelime çıksa bile izleyici buna gülüyor, buna alınmıyor, kızmıyor. Samimiyet ve doğallıkla yürütülmesi gerekiyor bence sunuculuğun. Elimde bir metin olsa, o metni ben bir şekilde oynasam burada, ne ekran başındaki seyirci bundan zevk alır ne de ben bundan zevk alırım. O oyunculuğa giriyor. Ama buradaki gerçek halim, Onur Büyüktopçu olarak sunuculukta kendimi daha iyi gösterdiğimi düşünüyorum. Yapay olmaktan kaçınıyorum.

Daha önce menajerlik ve cast direktörlüğü de yaptınız ama son zamanlarda daha çok sunuculuğa ve oyunculuğa yöneldiniz. Cebinizde bulunan bu 4 meslekten nasıl yararlanıyorsunuz? Bu meslekler birbirlerinden nasıl besleniyor?
Cast direktörlük ve menajerlik yapmıyorum artık. En son oynamış olduğum 'Kiralık Aşk' dizisinin cast direktörlüğü benim için sondu, bir daha da yapmadım o günden beri. O işi biraz geçici olarak yapmıştım, oyunculuktan para kazanamadığım bir dönem kendime bir iş sahası yaratmıştım. O dönem hem para kazanmak hem piyasanın içinde olmak hem de mesleğimden kopmamak adına böyle bir karar almıştım. Daha sonra zaten 'Kiralık Aşk' başladı, 2 sezon sürdü, 69 bölüm. O bitti, yemekteyiz başladı, o da 2 yıl devam etti. Şimdi de 'Damat Bayıldı' geldi. Güzel bir şey bu, hayatıma sıfatlar ekliyorum. Oyuncu, cast direktörü, menajer, sunucu... İleride başka bir şeyler ekler miyim bilmiyorum, mesela müzikle uğraşmayı seviyorum ama müzikle ilgili bir şey yapacağımı sanmıyorum, çok başka bir meslek. Sunuculuk da önemli bir meslek. Türkiye'de çok önemli sunucularımız var çünkü onların hakkını kimse yiyemez. Ben de kendi çapımda yapmaya gayret gösteriyorum diyelim.

Öncesinde edindiğiniz mesleklerin sunuculuğunuza bir katkısı oldu mu?
Kesinlikle oldu. Oyunculuğun en baş öğretisi şu; bir şekilde gözlemlemek. Halkı gözlemlemek, gündelik hayatı gözlemlemek, aktüeli gözlemlemek, günlük şeylerden beslenmek aslında. Halktan kendini soyutlayıp, halkın içine karışmadan bu iş olmaz. Çünkü bizleri izleyen Türk halkı, onlarla beraber gündüz kuşağımızı renklendiren insanlarız. Hem ekibim hem ben hem de yarışmacılarımız keza aynı şekilde. O yüzden oyunculuktan beslendiğim şeyler de sunuculukta işime yarıyor. Biraz da halkın sesi olmaya özen gösteriyorum.

Kendinize en yakın hangisini hissediyorsunuz, oyunculuğa mı yoksa sunuculuğa mı?
Bir arkadaşımın tiyatro oyununa gittiğimde veya iyi bir dizi izlediğimde hep gönlüm kayıyor. 'Ne güzel bir karakter ne güzel bir iş ne güzel bir dizi - film' diyorum. Ama şöyle de bir olay var. Şu anda ekmek parasını sunuculuktan kazanıyorum ama ileride bir dizide de oynayabilirim, bir filmde de. Başka işler de yapabilirim. Ama şu anda sunuculuk. Hangisini daha çok seviyorum diye sorarsanız; oyunculuk.

İngiltere'de Academy of Creative Training Brighton Act London Film Academy'de eğitim aldınız. Orada aldığınız eğitimin kariyerinize ne gibi etkileri oldu?
İngiltere'den 10 yıl önce döndüm. 10 yıldır aralıksız olarak İstanbul'da yaşıyorum. Devlet Tiyatrosu'nda oynadım, birçok işte oynadım, her akşam oyunum vardı. Bir işe yaramadığını zannediyordum hep. Geçmişe dönüp baktığımda pişmanlık duymuştum hatta 'neden İngiltere'ye gittim, niye orada zamanımı harcadım, zaten yabancı ülkede yaşamayacaktım, neden orada okudum?' gibi. Ama sonra gördüm ki; mesela 'Kiralık Aşk'...  En son oynadığım proje o olduğu için oradan yola çıkıyorum, eğer başarılı olduysam inanın İngiltere'de aldığım eğitime borçluyum. Çünkü aynı makineden çıkan insanlar olmuyor oyunculuk anlamında. Türkiye'de maalesef eğitim sisteminde o var, özellikle konservatuvarda, aynı ses tonu, aynı hareketler, aynı mimikler... Oyuncunun bence özgün olması gerekiyor. Benim oynamış olduğum karakter çok zor ve cesaret isteyen bir karakterdi. Bunu kendi kendime başarmadım, senaristimiz, yönetmenimiz, yapımcımız, kanalımız, bunlar zaten zincirleme olan şeyler. Şans benden yanaymış o dönem ben bu şekilde parladım. Ama o İngiltere'de okuduğum yılların, yıllar sonra bana getirisi olduğunu öğrendim.