Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
        Haberler Kültür-Sanat Sinema Gözyaşlarınızı tutmakta zorlandığımız 10 yabancı film
        4

        Yönetmen Arthur Hill, New England kökenli burjuva ailenin oğluyla orta halli ailenin özgür ruhlu kızı arasındaki ilişkiyi inandırıcı ve gerçekçi bir tarzda anlatmayı başarıyordu. Seyirci iki karakteri de çok seviyor ve canı gönülden birlikte olmalarını istiyordu... İşte bu nedenle, filmin son bölümü gerçekten dokunaklı ve göz yaşartıcıydı... Son olarak, Francis Lai'nin müziğinin katkısını da unutmayalım.

        5

        Sophie'nin Seçimi 1982
        (Sophie's Choice) Yönetmen: Alan J. Pakula

        Hikâye 1947 yılında geçer... Genç yazar Stingo (Peter MacNicol), Brooklyn'de bir binaya taşınır ve orada Nathan (Kevin Kline) ve sevgilisi Sophie (Meryl Streep) ile tanışır. Nathan, çılgın ve kıskanç bir sevgilidir... Polonyalı bir göçmen olan Sophie ise gizemli bir kadındır. Stingo'ya eşini ve babasını savaş sırasında Polonya'daki bir çalışma kampında kaybettiğini söyler... Sophie'nin trajik geçmişi, bu anlattıklarının da ötesindedir aslında...

        6

        William Styron'un romanından yönetmen Alan J. Pakula tarafından sinemaya uyarlanan “Sophie'nin Seçimi”, Meryl Streep'in insanı allak bullak eden oyunculuğunun da katkısıyla giderek daha trajik ve can acıtıcı bir filme dönüşür... Filmin, Streep'e en iyi kadın oyuncu dalında Oscar kazandırdığını belirtelim.

        7

        Sevgi Sözcükleri 1983
        (Terms of Endearment) Yönetmen: James. L. Brooks

        Amerikalı sinema yazarları tarafından hazırlanan “göz yaşartıcı filmler” listesinin neredeyse hepsinde yer alan bir klasik... Türkiye'de sinemalarda gösterime girmemiş ama 1980'li yıllarda çok yaygın olan mahalle videocularının gözde filmlerinden biri olmuştu.

        8

        Larry McMurtry'nin romanından yönetmen James L. Brooks tarafından sinemaya uyarlanan film, nevrotik anne (Shirley MacLaine) ile uçarı kızının (Debra Winger) yıllara yayılan hikâyesini anlatır... Kocasını kaybettikten sonra uzun süre erkeklerden uzak duran anne, erken yaşta evlenen kızına karşı sürekli eleştirel bir tavır takınır, katı davranır. “Sevgi Sözcükleri” derin acılarla gündelik hayatın komedisini, göz yaşıyla kahkahayı inandırıcı bir öyküde birleştirmesini bilen bir film... En iyi film, yönetmen ve senaryo dallarının yanı sıra Jack Nicholson'a en iyi erkek, Shirley MacLaine'e de en iyi kadın oyuncu Oscar'larını kazandırmıştı...

        9

        Yağmur Adam 1988
        (Rain Man) Yönetmen: Barry Levinson

        1980’li yılların para ve kariyer düşkünü hırslı yuppie’lerinden biri olan Charlie Babbitt (Tom Cruise) için bakımevinde kendisini bekleyen otistik abi Raymond (Dustin Hoffman), bir an önce halledilmesi gereken bir sorundur.... Ama onunla birlikte çıktığı yolculukta birçok şey keşfedecek, çocukluğunun Yağmur Adam’ıyla yeniden tanışacaktır. Her ikisi için de çok zor bir süreçtir bu... Charlie, Raymond'a nasıl ulaşması gerektiğini bilemez... Onunla iletişim kurmakta zorlanır... Raymond, dışarıdan bakıldığında sayılardan, hesaplamalardan oluşan kendi dünyasında yaşar. Charlie'ye karşı kayıtsız gibi görünür...

        10

        Ama hiçbir şey göründüğü gibi değildir aslında. Kardeş sevgisi her ikisi için de çok derin ve önemlidir... 80’lerin en popüler ve duygusal filmlerinden biri olan “Yağmur Adam”, Cruise’un kariyeri için bir dönüm noktasıydı. Hans Zimmer'in harika müziklerinden de destek alan “Yağmur Adam”ın 8 dalda aday olduğu Oscar ödüllerini, en iyi film, yönetmen, senaryo ve erkek oyuncu dallarında kazandığını hatırlatalım...

        11

        Milyonluk Bebek 2004
        (Million Dollar Baby) Yönetmen: Clint Eastwood

        F.X. Toole'un öykülerinden Paul Haggis tarafından sinemaya uyarlanan “Milyonluk Bebek”, sinema tarihinin en hüzünlü boks filmlerinden biri... Yoksul bir aileden gelen Maggie (Hilary Swank), hırslı ve yetenekli bir boksördür. Spor salonu sahibi, aksi ihtiyar Frankie’den (Clint Eastwood) eğitim almak ister. Frankie, onu reddeder ama bir süre sonra Maggie'nin disiplini ve arzusundan etkilenir, onu çalıştırmaya başlar. Maggie hep hayalini kurduğu öğrencidir ama bunun da ötesinde, ruhundaki boşluğu dolduracak bir yoldaştır. İlk başta her şey yolunda gider ama bir üst lige çıkmak istediklerinde işler zorlaşır. Ama ikisi de sonuna kadar gitmek konusunda kararlıdır.

        12

        Özellikle son bölümünde gerçekten çok üzücü ve göz yaşartıcı bir film... İnsanı her seyrettiğinde ağlatabilir. 2005'te en iyi film ve yönetmen dahil 4 Oscar birden kazanmıştı. Diğer 2 Oscar, en iyi kadın oyuncuda Hilary Swank'e, en iyi yardımcı erkek oyuncuda Morgan Freeman'a gitmişti.

        13

        Umudunu Kaybetme 2006
        (The Pursuit of Happyness) Yönetmen: Gabriele Muccino

        Yaşanmış gerçek olaylardan uyarlanan bir film... Satıcı Chris Garden (Will Smith) ekonomik geleceği olmayan tıbbi bir cihaza yaptığı yatırımlar nedeniyle sıfırı tüketme aşamasına gelir... Eşi onu terk eder ve oğlu Christopher (Jaden Smith) ile yalnız kalır... Evden atılmasıyla birlikte baba – oğul sokaklarda yaşamaya başlarlar... Ama Chris Garden, oğlundan aldığı manevi desteğin sayesinde teslim olmaz, sonuna kadar direnmeye çalışır...

        14

        Senaryosunu Steve Conrad'ın yazdığı, Gabriele Muccino'nun yönettiği “Umudunu Kaybetme”, duygusal ve göz yaşartıcı bir film.. Başrollerde Will Smith ile oğlu Jaden Smith'in oynadığı “Mutluluğun Peşinde”, duygu sömürüsü yapmadan gözlerinizi dolduran filmlerden... En güzel yanı bittiğinde kendinizi iyi hissetmeniz, baba – oğul ilişkisinin sıcaklığında ısınmanız...

        15

        Sahtekâr 2008
        (Changeling) Yönetmen: Clint Eastwood

        Çocuğunu tek başına büyüten Christine, işe gittiği bir gün 9 yaşındaki oğlunu evde yalnız bırakmak zorunda kalır. Döndüğünde onu evde bulamaz... Beş ay sonra Los Angeles polis teşkilatı çocuğun bulunduğunu söyleyerek onu çağırır. Christine, bulunan çocuğun kendi olmadığını söyler ama polisler ısrarcıdır... Kendilerinin değil, Christine'in yanıldığını düşünürler... Öz oğlunu kaybetmenin acısını hâlâ yaşayan ve başka bir çocuğa annelik yapmaya zorlanan Christine için hayat daha da zorlaşır.

        16

        Karşısında devletin gücüyle hareket eden insanlar vardır... Filmin en acı verici yanı, her şeyin gerçekten yaşandığını bilmek... İşte bu yüzden, 1928’de Los Angeles’ta yaşanan bu iç paralayıcı öyküyü seyretmek kolay değil. Eastwood duygu sömürüsüne hiç girmese de polisteki yozlaşmaya delice öfkeleniyor ve Angelina Jolie’nin oynadığı annenin ıstırabını içinizde hissediyorsunuz.

        17

        Extremely Loud & Extremely Close 2011
        Yönetmen: Stephen Daldry

        9 yaşındaki Oscar Schell (Thomas Horn), insanlarla iletişim kurmakta zorlanan, çok zeki bir çocuktur. Artık hayatta olmayan babasını (Tom Hanks) çok özlediğini hissederiz. Özellikle birlikte oynadıkları bilmece türündeki oyunları özler... Babasını kaybettikten sonra gizemini çözmeye çalıştığı anahtar, onun için bir oyun olmanın çok ötesinde anlamlar taşır. Babasına ulaşmaya çalıştığı ya da içindeki baba özlemini gidermeye çalıştığı bir uğraştır bu... Oscar, anahtarın peşinden giderken başka insanlarla tanışır ve bu dünyada acı çeken tek kişi olmadığını anlar... Onun tüm çabalarını uzaktan sessizce izleyen annesinin (Sandra Bullock) amacı da budur zaten.

        18

        Çünkü Asperger Sendromlu bir çocuk olan Oscar'ın sosyal hayata uyum sağlayabilmesi için insanlarla empati kurmayı öğrenmesi gerekmektedir... Anahtar oyunu Oscar'a iyi gelir ama yine de babasını kaybettiği o “uğursuz gün”le, yani 11 Eylül'le yüzleşmek onun için kolay olmaz... Bizim için de... İki kez seyretmiş ve her ikisinde de göz yaşlarıma engel olamamıştım... Eleştirmenler pek beğenmemiş ama Akademi, en iyi film dalında Oscar'a aday göstermişti...

        19

        Lion 2016
        Yönetmen: Garth Davis

        Filme çekilmiş gerçek bir hikâyenin etkisi, bazen hayal ürünü hikâyelerin asla ulaşamayacağı kadar güçlü olabiliyor. “Lion”'ın finalinde yaşadığınız duygular gerçekten de sahici ve unutulmaz... Saroo Brierly'nin kendi hayat hikâyesini anlattığı “A Long Way Home” adlı kitabından Luke Davies tarafından sinemaya uyarlanan “Lion”, Saroo'nun yoksul ama sevgi dolu ailesiyle yaşadığı günlerle başlıyor... Saroo, talihsiz bir şekilde kaybolup kendini bir anda insanların dilini konuşamadığı Kalküta'da buluyor... Saroo'nun “hayat yolculuğu” yetimhaneden Avustralya'da bir ailenin yanına kadar uzanıyor...

        20

        Gençlik yıllarında ise bu kez gerçek ailesini bulmak için geçmişe doğru bir yolculuk yapmaya karar veriyor... Başrollerinde Dev Patel, Rooney Mara ve Nicole Kidman gibi isimlerin rol aldığı “Lion”, gerçek görüntülerin de kullanıldığı finaliyle hafızalara kazınıyor... “Lion” iyiliğin, neleri değiştirebileceği üzerine bir film aynı zamanda. Finalde gözlerimizi yaşartan biraz da bu...

        GÜNÜN ÖNEMLİ MANŞETLERİ