HABERTURK.COM

İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, Habertürk'te gündeme dair soruları yanıtladı. Akşener, Türkiye'deki Suriyelilerin ülkelerine geri gönderilmeleri gerektiğinin altını çizen Akşener, "Gerekirse randevu alır, Esad'la konuşurum" dedi. Akşener ayrıca, İdlib'den gelecek yeni bir göç dalgasına karşı kesinlikle kapıların kapatılması gerektiğini söyledi. 

Libya meselesiyle ilgili olarak soruları yanıtlayan İYİ Parti Lideri Akşener şu ifadeleri kullandı: 

Mavi vatan deniyor. Biz ona 'evet' oyu verdik. Dolayısıyla o konuyla ilgili bir sorunumuz yok. Uzman şahısların önerdiği konu olduğu için o mutabakat metnine evet oyu verdik. Sayın Erdoğan'ın asker göndermeye ilişkin bir tezkeresini bugün gördüm. Şimdi bizim metodumuz şu partimizde. Demokrasiyi gerçekten içselleştirmeye çalışıyoruz. Hepimiz otoriter sistemlerin içinden geldik, ben de dahil olmak üzere. Genel başkanın vardır bildiği probleminin dışına çıkabilmek için. 7'sinden sonra gelecek olan tezkere konusunu sayın Özdağ, sayın Aydın Sezgin, sayın Ahmet Erozan, sayın Aytun Çıray'la biraraya geliyoruz. Onlar işin uzmanı. Onlardan görüş alıyoruz. Oy verecek olan milletvekili arkadaşlarımızla da toplantı yapılıyor. İtirazlar ya da öneriler geliyor. Orada nasıl bir oy verelim diye oylanıyor ve karar veriliyor. Kişisel fikrimi söylüyorum, Mehmetçiğin iç savaşın tarafı olmasını doğru olmadığını söylemek isterim. Karşıda Hafter diye birisi var. Onu Rusya ve Mısır destekliyor. İsrail ortada. S-400'ler yüzünden ABD'nin yaptırım uygulayacağını ilan ettiği. 2011'de 'Dostum Esad', 2015'de 'Katil Eset'. Çık hızlı bir değişim. Sayın Erdoğan'ın aşk nefreti üzerinden yürüyen bir sistem. Bizim dış politikamız bugün itibarıyla bipolar. Hangi ilişkinin hangi ülkeyle belli olmadığı ilişki biçimi.

 

Akşener'in açıklamalarından satır başları:

FATİH ALTAYLI: Türkiye son günlerde birkaç mevzuyu tartışıp duruyor. Kanal İstanbul meselesi. Bu iş büyüdü. Sayın İmamoğlu burada Teke Tek konuğuydu. 'Ben buna asla izin vermem, bu İstanbul'a ihanetten de öte cinayettir' dedi. Belki arka plandan yürüyen Kanal İstanbul meselesi vardı. Konu kapandı derken bugün Bakan çıktı açıklama yaptı. Siz ne düşünüyorsunuz?

MERAL AKŞENER: Bizim Kalkınma Başkanlığımız var. Onlar bu tartışma açıldığı zaman, 2011'de seçim için sayın Erdoğan tarafından 'çılgın proje' denmişti. 8 yıldır kimse ağzına almadı. Kalkınma Başkanlığımız bir çalışma yaptı. Fakat esas olan şu, şimdi biz prensip olarak, AK Parti'nin getirdiği ister büyük, ister çılgın, ister akıllı Türkiye'ye yönelik herhangi bir projeye kategorik olarak karşı değiliz. Şimdi bir kanal açılacak. Bunun çevre, stratejik, İstanbul, nüfus, deprem boyutu var. Ve dış boyutu var. Buna sadece bir yatırım olarak yaptığımız zaman, ekonomik olarak buna bir talep var mı? Deniyor ki 20 milyar dolarlık bir yatırım. Bu yatırımı yaptıktan sonra Türkiye ne kazanacak? Süveyş, Panama kanalı gibi. Bu yatırıma karşılık Türkiye ne kazanacak? Türkiye'de böyle bir ekonomik talep var mı? Böyle bir talep yok. Sayın İmamoğlu'nun söylediği 30 milyon metre kare toprak satılmış. Kim aldı? Kimler aldı? Tanıdıklar, bildikler mi aldı? Madem bu Kanal İstanbul'u 2011'de söylediniz, o zaman o toprakların el değiştirmesine karşı niye önlem almadınız? Satın alınan yerler istimlak edilecek. Nasıl edilecek? 1 liralık yeri belki 100 liraya istimlak edeceksiniz. İnşallah bu çılgınlıktan vazgeçilir diye düşünüyorum. Bilim insanlarının söylediği çevre, deprem, dış ilişkiler, anlaşmalar, Türkiye'nin güvenliği vs. bütün bunlarda uzmanlar doğru olmadığına dair fikir beyan ediyorlar.

"EĞER YEŞİL ALAN YARATILACAKSA EVET OYU VERECEĞİM"

ALTAYLI: Olabilir diyenler de var.

AKŞENER: ÇED Raporu'nda imza sahibi olan 'Hz.Nuh'un oğluyla cep telefonu ile görüştü' diyenler de var. Türk usülü Cumhurbaşkanı Hükümet Sistemi'ne geçtik. Sayın Erdoğan o zaman Cumhurbaşkanı idi. Kendisine uygun bir terzi üzerinden elbise dikildi. Şimdi her bir konu tek kişinin iki dudağı arasına ve bilgisine bırakılmış. Başka hiç kimsenin fikir beyan edemediği bir hükmetme sistemiyle karşı karşıyayız. İşsizliğiniz almış başını gitmiş, istihdam probleminiz var. Üç üniversite mezununundan biri işsiz. Kadın işsiz sayısı artıyor. 70 bin kişinin işini kaybettiği Türkiye'deyiz. Yatırıma, sanayiye yönelik, tarımla meşgul olan insanların üretime dönmesine yönelik pekçok problem var. Elinizde böyle bir imkan varsa buradaki problemlerimize çözüm aramanız gerekirken Kanal İstanbul ile meşgul ediliyor Türkiye. Şahsım adına bir şey söyleyeceğim, hiçbir rantın oluşmasına fırsat vermeden, Kanal İstanbul'u açacaklarsa, orası yeşil alan bırakılmak ve orayı satın alanların elinde kalmak kaydıyla ben oy vereceğim. Köprüler yapıldı, şehir hastaneleri yapıldı, hasta garantisi, geçiş garantisi verildi. Niğde'de oturan vatandaşımız o köprüden geçmiyor, ama buna karşılık geçiş garantisi verildiği için onu ödüyor. Vatandaşın cebinden çıkacak birileri zengin olacak, sonuçta Türkiye meşgul edilecek.

"SONUÇTA İSTANBUL İÇİN BİR REFERANDUM YAPILMASI ŞARTTIR"

ALTAYLI: Burada yapılacak şehirle ilgili çok ciddi projeler tanıtım filmlerinde gösteriyor. O rant devlete ve millete kalacaksa varım diyorsunuz.

AKŞENER: Bugün bizi yöneten arkadaşlar açısından elbette fikrimizin kıymeti harbiyesi yok ama bizi izleyen vatandaşlarımız açısından söylüyorum. Son tahlilde İstanbul'da İstanbul için bir referandum yapılması şarttır.

ALTAYLI: Size göre bu kanal yapılmamalı.

AKŞENER: Yapamayacaklarını biliyorum. Şehir hastanelerine benzeyecek.

ALTAYLI: Şehir hastaneleri yapıldı ama...

AKŞENER: İngiltere'nin terk ettiği sistemi aldık. Tamamen birilerin cebine para koymaktan bu millet bıktı. Asgari ücretin tespiti, ısınma, barınma, eğitim ve ulaşım üzerinden olur. İstihdamın artması açısından, işveren açısından asgari ücret kesinlikle vergi dışı kalmalıdır.

ALTAYLI: Yüzde 15'lik bir zam geldi asgari ücrete, net ücret.

AKŞENER: Elektrik, doğalgaz, elektrik giderleri arttı. Gıda maddesine, elektrik kullanımına 66,70,80 arası zam var.

 

"MEHMETÇİĞİN İÇ SAVAŞIN TARAFI OLMASI DOĞRU DEĞİL"

AKŞENER: Dün ne kadar ödüyordunuz markette, bugün ne kadar ödüyorsunuz?

ALTAYLI: Fiş cebimde, çıkartır gösteririm, iki sene öncesinde aldıklarımla şimdi arasında durum pek parlak değil. 

ALTAYLI: Libya ile yapılan deniz mutabakatı. Sizin buna bakışınız nedir? Bana sorarsanız çok bile geç bile kaldık. Siz ne düşünüyorsunuz.

AKŞENER: Mavi vatan deniyor. Biz ona 'evet' oyu verdik. Dolayısıyla o konuyla ilgili bir sorunumuz yok. Uzman şahısların önerdiği konu olduğu için o mutabakat metnine evet oyu verdik. Sayın Erdoğan'ın asker göndermeye ilişkin bir tezkeresini bugün gördüm. Şimdi bizim metodumuz şu partimizde. Demokrasiyi gerçekten içselleştirmeye çalışıyoruz. Hepimiz otoriter sistemlerin içinden geldik, ben de dahil olmak üzere. Genel başkanın vardır bildiği probleminin dışına çıkabilmek için. 7'sinden sonra gelecek olan tezkere konusunu sayın Özdağ, sayın Aydın Sezgin, sayın Ahmet Erozan, sayın Aytun Çıray'la biraraya geliyoruz. Onlar işin uzmanı. Onlardan görüş alıyoruz. Oy verecek olan milletvekili arkadaşlarımızla da toplantı yapılıyor. İtirazlar ya da öneriler geliyor. Orada nasıl bir oy verelim diye oylanıyor ve karar veriliyor. Kişisel fikrimi söylüyorum, Mehmetçiğin iç savaşın tarafı olmasını doğru olmadığını söylemek isterim. Karşıda Hafter diye birisi var. Onu Rusya ve Mısır destekliyor. İsrail ortada. S-400'ler yüzünden ABD'nin yaptırım uygulayacağını ilan ettiği. 2011'de 'Dostum Esad', 2015'de 'Katil Eset'. Çık hızlı bir değişim. Sayın Erdoğan'ın aşk nefreti üzerinden yürüyen bir sistem. Bizim dış politikamız bugün itibarıyla bipolar. Hangi ilişkinin hangi ülkeyle belli olmadığı ilişki biçimi.

 

ALTAYLI: Dünyada da böyle değil mi?

AKŞENER: Suriye'de biz ne kazandık? PKK'nın yan unsurlarına fırsat verilmeyecek diye yola çıkıldı. Barış Pınarı'ndan söz etmiyorum. Rusya ile sınırdaş olduk, Amerika ile ne olduğumuz belli değil. İran'la başka düzenek oldu. Sonuç itibarıyla biz kakayı niye yedik durumu oluyor hani vardır ya ağa ile marabası giderken... Libya'da biz bir iç savaşın tarafı olma konusunda endişem var.

"SAYIN AKAR VE ÇAVUŞOĞLU GELİP BİLGİLENDİRMELİDİR"

ALTAYLI: Libya'da farklı bir durum var galiba. Libya'da meşru hükümet var.

AKŞENER: Yüzde 25'ine sahip.

ALTAYLI: Evet, şimdi bundan yardım istiyorlar. Şimdi bunlar bizimle Mavi Vatan'a imza atmışlar, Yunan oldu bittisine karşı. Bu destek çağrısına yardımcı olmak yanlış bir şey mi?

AKŞENER: Ben kendi endişelerimi paylaşıyorum. Umuyorum ki, tezkereden evvel siyasi partilerin meclis gruplarına gelip, mesela sayın Akar ve Çavuşoğlu bilgi vermelerinde çok büyük fayda var. Bunlar yapılmıyor. Meclisin kıymeti harbiyesi kalmamış durumda.

ALTAYLI: Olur mu çakar geldi milletvekiline

AKŞENER: Kuvvetler ayrılığı ortadan kalkmış durumda. Bütün bunların yanında 'ben yaptım oldu' anlayışıyla 'hadi bakalım ya Allah' diye giden Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi. Kuvvetler ayrılığı olmadan, yargı bağımsızlaştırılmadan bu işler...

ALTAYLI: Eskiden hür ve bağımsız mıydı yargı?

AKŞENER: Bu kadar değil. Benim bakanlığım döneminde çok rahat hakimler karar verilirdi. Siyasal iktidarın sopasının başında olduğu hakim veya yargı sistemi yoktu.

"24 HAZİRAN'DA UMUT VERDİK 31 MART'TA İSE DEĞİŞTİRİLEBİLECEĞİNİ"

AKŞENER: İsterdim ki, mecliste grubu olan örneğin CHP, İYİ Parti gibi siyasal partilerin bilgilendirilmesi faydalı olurdu.

ALTAYLI: HDP

AKŞENER: HDP'ye gitmiyorlar da onun için dedim. Biz Barış Pınarı Harekatı'na şeksiz şüphesiz destek verdik. CHP de verdi. Ama prensip olarak yanlış gidiyor işler.

ALTAYLI: Prensip olarak işler yanlış gidiyor deyip AK Parti'den kopan isimler var. Bunlar bakanlık yapmış, başbakanlık yapmış kişiler. Sayın Davutoğlu partisini kurdu. Kurullarını, gölge kabinesini açıkladı. Davutoğlu'nun partisi ve söylemleri hakkında ne düşünüyorsunuz?

AKŞENER: Ahlaki olarak yeni  kurulmuş parti hakkında konuşmam doğru değil. Prensip olarak elbette birbirimizin rakibiyiz. CHP ile aynı ittifak içinde Saadet Partisi de dahil gittik. Ayrı ayrı oy aldığımız için her partiden aday olan arkadaşlarımız partilerine oy istediler. Bu bir rekabet. Ama bizim açımızdan çirkin rekabet olmayacak. Her ikisine başarılar diliyorum. Sayın Babacan'a da başarılar diliyorum. Prensip olarak biz İYİ Parti'yi kurarken çok zorluk çektik.

ALTAYLI: Kongre yapamadınız, oteller kapatıldı.

AKŞENER: Bize yapılanlar çirkin, pis bir süreçti. Sonuçta organizasyon ortaya koyduk, 43 milletvekili seçildi, 5 milyon oy aldık. Meclis'te temsil ediliyoruz. 24 Haziran'da umut verdik, 31 Mart'ta değiştirebildiğini gösterdik.

"TÜRKİYE SULTANCIL BİR REJİME DOĞRU EVRİLİYOR"

ALTAYLI: İstanbul, Ankara'daki değişimi İYİ Parti'nin yarattığı atmosfere bağlıyorsunuz

AKŞENER: Biz yaptık demiyorum, yanyana gelişler başarı öyküsü oluştu. Şimdi insanlar biliyor ki, oy kullanırsak bazı şeyleri değiştirebiliriz. Demokrasi en azından sandık üzerinden işleyebilir. Sayın Davutoğlu ve Babacan'ın kurdukları partilerin demokrasiye katkı yapacağını, farklı ses ve  renkleri seçmenin dikkatine sunacağını düşünüyorum.

ALTAYLI: Hangisini tutarlı görüyorsunuz?

AKŞENER: Daha çok erken. Sayın Babacan'ı sizin programınızda dikkatle izledim. Henüz tanımlanmamış bir parti gördüm. Söylediği 'arkadaşlarımızla çalışıyorum' dedi. Bu da güzel bir şey. Sayın Davutoğlu'nun atacağı adımlar var.

ALTAYLI: Size bir soru soruldu.

AKŞENER: Demokratik bir ülkede böyle bir soru olur mu? Bizim seçime giremeyeceğimiz iddia edildi. Ben mecbur kaldım sayın Kılıçdaroğlu'ndan grup kuracak kadar milletvekili istedim. Sonra lehimize karar çıktı. Biz onu yaşamış bir siyasi yapı olarak 2023'de seçim olacaksa, bu arkadaşlarımız teşkilatlanmalarını sağlayacaklar ama bu Haziran'da seçim düşünülüyorsa o zaman kongrelerini yapıp seçime yetiştirme imkanı olmayabilir. Elbette bizden talep olduğunda gereğini yapabiliriz dedim. Normalde benim söylediklerime troller karşı çıkar. AK Parti'den çok çirkin eleştirdiler, kiralık milletvekili diye. Siz demokrasiyi sakatlarsanız, demokrasiye inanan insanlar elbette çözüm üretir. Benim sayın Kılıçdaroğlu'ndan 'Bize yardım edin' diyebileceğimi kimse düşünmemiş. O arkadaşlarımız birer demokrasi kahramanıdır. Ben onları seçmenleri karşısında zora düşürmemek için 100 bin imzayla aday olmayı tercih ettim.

ALTAYLI: Zaten merkez sağda böyle işbirliği daha uygundu, İYİ Parti ile CHP arasında kan uyuşmazlığı vardı, liderlerin inisiyatifi ile giderildi. Oysa Babacan ile Davutoğlu ile daha rahat işbirliği, cephe kurulabilir deniyor. Böyle bir ihtimal gözüküyor musunuz? Atıyorum Huzur İttifakı, Demokrasi İttifakı gibi.

AKŞENER: Bu arkadaşlarımız partilerini yeni kurdular. Bir diğeri yeni kurulacak. Doğmamış çocuğa don biçmek olur bu rahmetli Demirel'in söylemi ile. Esas olan şu, ben Türkiye'nin bu Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi'ni taşıyamadığını, taşıyamayacağını bunun sayın Erdoğan'ın seçimine malolacağına inanan bir insanım. Birinci önceliğimiz ittifaklar açısından bakıldığında iyileştirilmiş, güçlendirilmiş parlamenter sistemine geçilmeden Cumhurbaşkanlığı'na gidilecekse, bütün şartımız kim seçilirse seçilsin 6 ay içinde Cumhurbaşkanı Hükümet Sistemi'nden dönüleceğini söylemesidir. Maalesef Türkiye sultancıl yönetimler, rejimler diye sizin de iyi bildiğiniz kavram var oraya doğru evriliyor. Dünya 1938'lerin yöneticileri gibi yönetici tipiyle karşı karşıya.

"SAYIN ERDOĞAN'IN ÇEVRESİNDE SİYASETÇİ KALMADI"

AKŞENER: 35'de Hitle seçimle geldi ondan sonra sandığa vurdu. Aynısı Rusya'da Stalin'le. Otoriterliğe uygun bir ruh haliyle yöneten insanlar grubu vardı ve 2. Dünya Savaşı'na gittik. Putin, Trump, sayın Erdoğan'dan aklınıza gelen her yerde böyle bir yönetim anlayışı var. Bir şey var, şu soruyu sormak istiyorum, Cumhurbaşkanlığı Seçimi yapıldı, sayın Erdoğan da kaybetti diyelim. Bu sistem içinde sayın Erdoğan yaşamak isteyecek mi? AK Partili yöneticiler...

ALTAYLI: Sayın Kılıçdaroğlu veya sayın herhangi birisi Cumhurbaşkanı olduğunda AK Partililer savunacak mı?

AKŞENER: Biz güçlendirilmiş parlamenter sisteme dair buna AK Parti de dahil mutabakat yapamazsak. Sağduyu çağrısı yapıyorum.

ALTAYLI: Sizin siyasi işbirliği şartınız parlamenter sisteme dönüş. Yeni partiler için çok erken. Önce bir çıksınlar ortaya diyorsunuz. Erken seçim diye vurgu yapıyorsunuz. Bunu söyleyen başkaları da var. Mayıs diyen var, Kasım diyen var. Herkes erken seçim bekliyor. Ben ise beklemiyorum. Nedenini söyleyeyim, AK Parti veya iktidar net olarak önünü göremiyor. Ankara, İstanbul kaybedildi. Anketler güvenilir ölçüde sonuç vermiyor. Niye riske etsinler 2023'e kadar olan durumlarını?

AKŞENER: Seçim olacak diye bir yorumda bulunamıyorum. 24 Haziran seçimlerine 15 Temmuz'da 'seçim yapacaklar' diye hep uyardım, çok hızlı kurulduk. O zaman gerekçelerim vardı. Saray kavramsal olarak bir kültür, bürokrasi ve paralel bir evren yaratır. Sayın Erdoğan'ın seçmenle iletişimi hep iyi olmuştur, gerçekçi ve rasyonel olmuştur. Saray işinden sonra sayın Erdoğan'ın seçmenle iletişimi koptu. Doğru verilerin gelip gelmediğinden emin değilim. Etrafında konuşabilir siyasetçi kalmadı. Şimdi profesyonel uzmanlardan hizmet alırsınız. Ama siyasi partilerde profesyonel stratetijsttir vs. size çıktılar verir. O çıktıları mutlaka siyasi kadroyla tartışmanız gerekir. Bir süre sonra şuna döner. Profesyonellerin verdiği akıl, fikir, çıktı bir süre sonra çalıştıkları kişinin taleplerine göre şekillenir, onun duymak istediklerine göre şekillenir. Mesela Fatih Altaylı dersiniz genel başkanı. Şöyle bir soru sorar 'Bizden mi değil mi'. Bu dediği gün gitmiş demektir. Sayın Erdoğan'ın etrafında kendisiyle rahat konuşabilecek siyasetçi kalmadı. En vasıfsız siyasetçi bile, tırnak içinde dedim bunu, kendi hedefi ile partisinin hedefini düşünür ve korur. Öyle anlatılıyor ki sarayda olan bir şube müdürü, genel merkeze gidip genel başkan yardımcısını azarlayabiliyor. Buradan siyasi kimliği ile sayın Erdoğan'ın atabileceği adımları öngöremiyorum.

"SAYIN ERDOĞAN BU GÜCÜ BIRAKMAMAYA GAYRET EDECEKTİR"

AKŞENER: Sayın Erdoğan 2023'ü zorlar. Ekonomiyi taşıtamaz. Arkadaşlarımız 2023'e götüremez diyorlar. Ben de bu bilgilerin ışığında Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi Türkiye'de uymadı, olmadı, olamadı. Dolayısıyle Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi referandumda kabul edildiğinde, şaibeli oldu ama neyse Dolar fırladı, işsizlik almış başını gitmiş, olmuyor. AK Parti başta olmak üzere ana muhalefet partisi, bizler dahil adam gibi oturup, birlikte konuşup, toplumun tüm kesimleriyle anlaşıp, iyileştirilmiş, güçlendirilmiş parlamenter demokrasiye geçmektir.

ALTAYLI: Bir revizyon gelebilir deniyor. Anladığım kadarıyla siz revizyona da karşısınız.

AKŞENER: Sayın Erdoğan'ı iyi tanıyorum. Bu gücü çok istedi. Bırakmamaya gayret edecektir. Normalde seçmen ilişkilerinde çok rasyoneldi. Bu rasyonalitesini kaybetti. Sadece anketlerle bu iş olmaz. Kendi tutardı.

ALTAYLI: Yakın zamana kadar seçmeni en iyi okuyan liderdi.

AKŞENER: Evet, o gücü bırakmak istemeyecektir, sonuna kadar direnecektir diye düşünüyorum. Ama bu Türkiye'ye çok şeye maloluyor. Kuvvetler ayrılığı yoksa, yargı bağımsızlığı yoksa eğitimin rezalet olduğu kanaati hepimizde varsa buraya ne yerli ne yabancı yatırımcı gelir yatırım yapmaz. Ben kişisel olarak da 150 yıllık birikimi vardı Türkiye'nin, darbe kesintilerine rağmen, 21. yüzyılın yeni değerlerine uygun, eksiği, gediği giderilmiş daha hızlı işleyen bir parlamenter demokrasi çıkabilir.

"MÜHENDİSLİKLERDE BABA DERSLERE ASİSTAN GİRİYOR"

ALTAYLI: Partinizin üyelerinden hepimizin saygı duyduğu, sorumluluk sahibi politikacı diye bildiğim sayın Durmuş Yılmaz. İyi bir Merkez Bankası Başkanı olduğunu herkes tarafından bilinir. Ekonomiyle ilgili neden umutsuz konuşuyor?

AKŞENER: Durmuş Bey, moral bozma tavrı olmayan bir insandır. O yapının içinden gelmiş, muhafazakar değerleri olan bir insan.

ALTAYLI: AK Parti'nin atadığı ilk Merkez Bankası Başkanı.

AKŞENER: Evet. En üst perdeden söylüyor ki, yapısal tıkanıklık var, reform yapmak zorundayız diye. Sayın Erdoğan ve AK Parti bir tercihte bulundu. Bütün düzenek, odaklaşma alanı inşaat üzerinden yürüdü. Çok hatalı özelleştirmeler yapıldı. Özelleştirme yaparsanız, özelleştirdiğiniz sanayi tesislerinin işletilmesini, istihdam arttırılmasını, daha yüksek teknolojiye evrilmesini şart koşarsınız, o yatırım ülkenizde kalır. Bir bakıyorsunuz arsa haline dönüşmüş. Şeker fabrikaları, SEKA vs. Özelleştirmeden gelen paralar yine betona gömülmüş. Şehir hastaneleri, köprüler, tüneller ama paralı, müşteri garantisi vererek, sayın Erdoğan'ın hasta garantisi verilerek sistem oluşturulmuş. Dünyanın hiçbir yerinde böyle yap işlet devlet yok. Sanayileşmemiz durdu. Endüstri 4.0 kavramlarının tartışıldığı dünyada, bilgi endüstrisi, bilgi teknolojisinin hayata geçtiği dünyada inşaat artı hizmet sektörü üzerinden yürürsenizk katma değer ve ürün üretemezsiniz, ihracat konusunda sınıfta kalırsınız. Sürekli borçlanma ile büyüme sağlandı. Cari açığın kapanması mümkün değil. Tarımı üretimin, endüstrinin içine katmadan ne istihdam ne üretim yapabilirsiniz. Eğitiminiz berbat olmuş durumda. Plansız, programsız aklınıza geldiği şekilde üniversite açmışsınız. Şimdi referandum döneminde çok yer gezdim. Doğu Anadolu'da bir ilimize gittim. Rencide olmasın diye söylemiyorum. Harika bir üniversite binası var. Beton süper. Ben önce Yıldız Teknik sonra Kocaeli Üniversitesi'nde inkılap tarihi hocalığı yaptım. Yanımda bir öğrenci vardı, 'oğlum ara elektronik mühendisliğini kaç hoca var?' dedim. İki yard. doç varmış, FETÖ'de gitmişler. Bir asistan genç. Mühendislikte meslek derslerine baba dersleri denir. O baba derslere 1 asistan giriyor. Bir devreyi görerek mezun olamaz o çocuklar. 4 yıl bol bol üniversite açarak gençlerin iş bulma taleplerini önlediler. Üniversite okurken ailenizin bir şeylerden feragat ettiği aileden geliyorum. Benim içinden çıkıp geldiğim ailelerin çocukları aynı heyecanla okutuluyor. Gıdadan, giyimden kesiliyor, para dökülüyor. Sonuç olarak üniversiteye bitiren o çocuk. Beceriye uyumsuzluğu var. Binlerce öğrenci kamu yönetiminden mezun oluyor. Nereye istihdam edeceksiniz? Çok iyi bildiğimiz, lisanla eğitim veren, yurtdışına gitse iş bulabileceğini zannettiğimiz üniversitelerden mezun olan çocukların taleplerini bir görseniz oturup ağlarsınız. Onun için Durmuş Bey en üst perdeden, en sert biçimde söylüyor. Çünkü duymuyorlar.

"SAYIN MANSUR YAVAŞ'IN HAKLILIĞI ORTAYA ÇIKTI"

ALTAYLI: Çare ne o zaman?

AKŞENER: Üretim yapılacak. Ekonomik talep var mı Kanal İstanbul'a? Yok. Bu parayı üretime ayıracaksınız. Sık sık Daron Acemoğlu'nun 'Milletler Niye Sınıfta Kalır' kitabından örnekler veririm. Kapsayıcı kurumlar olmalıdır, üretime odaklanılmalıdır ve yüksek teknolojiye odaklanılmalıdır. Siz dışlayıcı kurumlar eliyle ekonomiyi tanzim ederseniz o ekonominin düzelmesi mümkün değildir. Şimdi İstanbul'da bir konuşma yaptı, bizim söylediklerimziin, Durmuş Bey'in, Cihan Bey'in, İsmail Tatlıoğlu'nu söylediği herşeyi Daron hoca söylüyor.

ALTAYLI: Ankara'daki meseleye dönmek istiyorum. Kamuoyunun gündemini belli ölçüde meşgul ediyor. Sinan Aygün, eski Ankara Ticaret Odası Başkanı, CHP'den de milletvekilliği yapmıştı. Hapse girdi, başına gelmedik de kalmadı. Ankara'da bir inşaatı var. İnşaatında imar değişikliği oluyor. Belli ki daha önceki belediye ile bu konuyu belli ölçülerde çözmüşler, belli ki yeni belediye ile eski usül çözememişler. 'Benden rüşvet istediler' diyor. Mansur Yavaş da 'rüşvet falan istemedik, yarım kalan okulu tamamlar mısın' demişler diyor. Siz nasıl görüyorsunuz?

AKŞENER: Mansur Bey, Millet İttifakı'nın belediye başkanı adayıydı ve belediye başkanı oldu. Dolayısıyla bizi ilgilendiren bir konu. Sayın Yavaş'ın seçim beyannamesinde Ankara'nın hakkı olması gereken hiçbir rantı birilerinin cebine koymayacağım diye vaadi var. Ben sayın Yavaş'la konuşmadım. Arkadaşlarımdan aldığı bilgi şu, esasen MHP üyeleri getirmiş bu imar farkının araştırılması lazım diye. Oybirliği ile İYİ Parti, AK Parti, CHP ve MHP üyelerinin ortak imzasıyla araştırma, soruşturma yapılamsına karar vermiş. Sonuç itibarıyla 25 milyon rüşvet istendi dendi. Sayın Aygün 'bunu ben öyle demedim, öyle bir şey yok' dedi. Sonuç itibarıyla Ankara'da eski usül artık geçerli değil. Mansur Bey israf konusunda çok hassas.

ALTAYLI: Bu özel sektöre yapmış olduğu bina.

AKŞENER: Sözlerinin arkasında duruyor. 70 bin liraya aylık yaptırılan bir işi aylık 7 bin liraya aleni ihaleyle yaptırdı. Sayın Yavaş'ın bu konuda haklı olduğu ortaya çıktı.

ALTAYLI: Çıktı mı?

AKŞENER: Evet, öyle. Bizim anladığımız o. Bizim kendisine desteğimiz tam.

"TANK PALETLE İLGİLİ AK PARTİLİLERİN SAVUNMASINI GÖRMEDİM"

ALTAYLI: Tank palet fabrikasını nasıl görüyorsunuz? Ben özellikle savunma sanayi gibi konularda devletle, savunma sanayi şirketlerinin ortak hareketlerini doğru bulurum. Ancak benim önemsediğim şudur, bir fırsat eşitlği, bütün şirketler arasında birilerini ayırmama, ihale sonrası şartları değiştirme gibi meseleler önemlidir. Siz ne görüyorsunuz?

AKŞENER: BMC'yi satın alan kişi ayrıca bir fabrika yapmak üzere Sakarya'nın Karasu diye hatırlıyorum sayın Erdoğan'ın temelini attığını fabrika var. Bizim Sakarya milletvekilimiz Ümit Dikbayır bu konuyu çok iyi bilen bir arkadaşımız. Şimdi o fabrikanın yerinde yeller esiyor, bina yok. Biz sayın Erdoğan'ın ağzından yatırıma ihtiyaç var, dolayısıyla biz bunun kullanımını verdik. Ethem Sancak Bey kiraladık diyor. Burada meşhur Altay tankları yapılacakmış. Müşterisi kim Türk ordusu. Garantili alım. Fabrika bizim, işçi bizim, bina, teknoloji bizim, daha ilginci makinalar da bizim. Sayın Erdoğan 50 milyon dolar yatırım diye söyledi. Ben dedim ki, 'Bir emekli maaşımı bağışlayacağım, buyrun ey milletim toplayın' dedim. Altay tankının prototipinin üretilmesi için bir grup iş adamına yerli ve milli işadamına görev verildi. 1 milyon dolar harcandı prototip için. İhale BMC kaldı. Sizin dediğiniz kriterlerin hiçbiri olmadı. 20 milyar dolar Kanal İstanbul'a para buluyorsunuz. Yandaş mütaahidin bir yerini satın alıyorsunuz. Buna karşılık tank palet fabrikasına para bulamıyorsunuz. Bütün mesele bir ihale şartlarına uyulmaması. Önceden şu kadar teşvik verilecek vs. ilan edilmemiş olması, 1 milyar dolar harcanmış bir prototip yapılmış. Bunun karşılığı olarak ekarte etmişsiniz, sonuç itibarıyla kendi fabrikasında 3 bin tank üreteceksiniz, ordunuz satın alacak. 50 milyon dolar veya 500 milyon dolar siz oraya para bulamıyorsunuz, stratejik, kritik fabrikasınız. Orada özel teknolojik bilgiler var. Siz bunun kullanımı 25 yıllığına veriyorsunuz. Hani yollardan geçerken müşteri garantisi var ya, aynı şekilde 3 bin tankı üretecek, parça parça ordu da satın alacak. Sizin kanalınızdaki programı baştan sona izledim. O programa AK Partili siyasetçilerin katılması lazımdı. Tank paletle ilgili olarak AK Partili yöneticilerin de şiddetli bir savunmasını görmedim.

"DAHA SONRA ANLAŞILDI Kİ BİRTAKIM TEŞVİKLER VERİLMİŞ"

ALTAYLI: Önce bir tankın geliştirilmesi için yola çıkıldı. Önce motoru Almanya'dan gelecekti. Yeterince yerli ve milli olmayacağı için vazgeçildi. Yerli motor arayışına gidildi. O güçte ve o menzilde üretilemedi. Palet teknoloji Güney Kore'den alındı. Yeni bir ihale yapıldı. O da bütün gruplar girdi BMC'de kaldı.

AKŞENER: Sonradan ilan edildi ki pekçok teşvik varmış. Ama ilan edilmediği için 1 milyar dolar tankın içinde yer alan şirketler daha yüksek fiyat verdiler. Sonra anlaşıldı ki, işçiye teşvik var, maaşa teşvik, sigortaya teşvik var.

ALTAYLI: Tankın çeliği ve motorunun teminiyle ilgili uluslararası başka sıkıntılar iddialer ediliyor. Bilmiyoruz ne durumda?

AKŞENER: Çok doğru bir şey söylediniz, ihalenin tarafsız yapılması, hak yenmemesi, fırsat eşitliği, birilerinin kayrılmaması... Bunların hiçbirine tank palette de uyulmadı. Ama en önemli özelliği o tank paletin milletin parasıyla kurulmuş olması. Stratejik bir alan, niye biz onu 1,5 milyar TL'ye arsa alıyorsunuz da, buraya bulamıyorsunuz. Simit sarayına para buluyorsunuz da buraya bulamıyorsunuz. Tamamen nepotizm, tamamen kayırmacılık.

"SURİYELİLER ESAD'LA KONUŞUP BEHAMAHAL GİTMELERİ LAZIM"

ALTAYLI: Suriyeliler meselesini sormak istiyorum. Suriyeli mültecilere karşı en net tavır koyan parti siz oldunuz. 'Bunların ülkelerine dönmeleri lazım, bunlar bizim demografimizi bozuyorlar, böyle bir şeye tahammülümüz yok" diye tavır koydunuz. Sayın Cumhurbaşkanı birkaç hafta önce 'Biz Suriyelilere vatandaşlık vereceğiz' dedi.

AKŞENER: 110 bin kişiye vermişler.

ALTAYLI: Hatta birçoğuna Türk soyadı, Alioğlu, Velioğlu diye soyadı vermişler. Sayın Cumhurbaşkanı, 'Bunlara Türk vatandaşlığı vereceğiz' diyor. Anlıyoruz ki en azından birkaç milyonun burada kalacağı kesinleşti. Siz Erdoğan'ın sözlerini neye bağlıyorsunuz?

AKŞENER: Bu kadar derin plan, program, strateji ile işe baktığına düşünmüyorum. Demin söylediğim sultancıl rejime evrilmesinden dolayı. Sayın Erdoğan kendisini bu ülkenin babası sayıyor, bizler de onun kardeşleri, evlatlıyız. Duygunun işe karıştığı yerde gerçeklik uçar gider. Biz bir çalıştay yaptık. Sonuç bildirgesini bizzat ben okudum. 4 milyon diye kabul edersek, demografisi şusu, busu, ama bir konu daha var bu insanların memleketlerine dönmeleri gerekiyor. Ekonomisi bu kadar kötü olan ülkede 40 milyar dolar buraya harcamışsınız. Sonuç itibarıyla bu parayla neler yapılabilirdi. Sonuçta onlar mutsuz, biz mutsuz. Esad ne durumda belli değil. Sonuç itibarıyla Suriye meselesinde çırak çıkmış Türkiye. Sayın Erdoğan'ın duygusal biçimde Ortadoğu'nun abisi, lideri olma gibi bir durumu var. Bizi yöneten arkadaşlarımızın da çıkıp geldiği yer Kahire öğretisidir. Ümmetin başı olmak vesaire. Bir kere buraya duygusal bakılıyor. Onun için Libya'yla ilgili şahsi çekincelerim var ama arkadaşlarımla konuşup, tutum alacağız dedim. Suriyeli kişilerin behemahal Esad'la görüşüp geldikleri yere dönmeleri gerekiyor.

ALTAYLI: Esad bunları hain görüyor

AKŞENER: O çözülecek. Uluslararası sistem var, Türkiye parçası. Esad'la konuşup, geldikleri yere dönmeleri sağlanması lazım. 110 bin kişiye vatandaşlık vermişsiniz. Bu insanların entegrasyonu için tek adım atmamışsınız. Türkiye bir göç hendeği oldu. Sayın Erdoğan şu veya bu insiyakla kapıları açtı ve başına kaldı. Avrupa'yı zaman zaman sınırları açarız dedi ama bu bir işe yaramadı.

"BEN HATTA ESAD'DAN RANDEVU ALIR KENDİM GİDERİM"

ALTAYLI: 10 yaşında gelen çocuk şimdi 20 yaşında.

AKŞENER: Sen ne yaptın o çocuğa. Derhal rehabilitasyon artı bu insanların hayata uyum sağlaması için bir plan, program yapılması lazım geldiğini söylemiştim. Şimdi kriminal pekçok işle karşı karşıyayız. Ne yapsın bu çocuklar? Suriyelilerle ilgili düşmanca tavrım yok. Gerçekten hem bize hem onlara günahtır. Dolayısıyla gidecekler. Ben hatta Esad'a kendim giderim, alır randevuyu.

ALTAYLI: Esad almıyorum derse...

AKŞENER: Diyemez, gerçekçi bir insan. Ülkesinin parçalanmasını ister mi? Suriye'de üç ayrı bölge oluşmuş durumda. 40-50 milyar dolar uçup gidiyor. Bugün asgari ücreti açıkladınız. Bir jest yapacağım dedi ya değerli babamız, sayın Erdoğan, Suriyelilere harcanak para var, Kanal İstanbul'a para var, yazıktır bu asgari ücretle çalışanlara.

ALTAYLI: TİSK bugün asgari ücreti beğendiğini açıkladı

AKŞENER: Açıklayabilir ama biz hayatın içindeyiz. Ben diyorum ki 2 bin 650 TL yapın, vergiden muaf bırakın. O jesti kendisinden istiyorum.

"KESİNLİKLE AMA KESİNLİKLE O KAPILARIN AÇILMAMASI LAZIM"

ALTAYLI: Sayın İmamoğlu dilekçe verin çağrısında bulundu. Siz de verecek misiniz?

AKŞENER: Yarın Beşiktaş'ta İl Çevre Müdürlüğü'ne gidip, İstanbul İl Teşkilatı, sayın Buğra Kavuncuoğlu başkanlığında gidecekler. Kanal İstanbul karşıtı dilekçe vereceğiz.

ALTAYLI: Şimdi Türkiye'nin kâbusu olan İdlib meselesi var. Türkiye buradaki silahlı grupları silahsızlandıracağını, burayı silahsızlandırma konusunda görevi üstlendiğini meşhur Astana süreci içerisinde ortaklara bildirmişti. Rusya'da rahatsızlığını dile getirmişti. Bir yandan da Rusya'dan Esad'ın İdlib'e girmesini engellemesini istiyordtu. İdlib'de Esad yeniden harekete geçti. Şu anda hava harekatı sürdürüyorlar, karadan da giriyorlar. Sınırımıza doğru yeni hareketlenme var. Türkiye yeni bir 2 milyon kişinin gelebileceği söyleniyor. Ne olacak burada?

AKŞENER: Mümkün değil o kapının açılmaması lazım. Suriye'de ne umduk, ne kazandık, ne kaybettik. Biz Cumhuriyetin, Osmanlı'dan gelen kazan kazan, çıkar maksimizasyonu üzerinde duran, kriz çözen, asla bir ülkenin içişlerine karışmayan geleneksel gerçekçi dış politikayı bıraktık, Kahire öğretisi üzerinden yürüdük, ümmetin başı olmak istedik. Sonuçta Suriye parçalandı. Rusya ile komşu olduk. İdlib'den gelen haberler içinden bir şey daha var, gözlem noktalarımızın muhasara altında olduğuna dair. Şimdi 100-150 bin civarında bir şekilde İŞİD veya DAEŞ'e bulaşmış insanlardan bulaşmış bir göç harekatına bu kapıların kesinlike açılmaması gerekiyor. Orayı dağıtanlar toplayacak. Çok hızlı bir şekilde Esad'la görüşülmesi lazım. Bütün bunları kapınızın ağzından içeri alamazsınız.

ALTAYLI: Gelecekler

AKŞENER: Almayacağız, orada yardım edilebilir. Bakın o insanlar öldürülsün vs. demiyorum. Avrupalı kendi adamından kaçacak, Rusya kaçacak. Olduk bir hendek.

"DOĞRU YOL PARTİSİ'NDE YAPILANLARDAN SORUMLUYUZ"

ALTAYLI: Türkiye'nin Kahire öğretisiyle hareket etmesinin temel müsebbibinden bir tanesi sayın Ahmet Davutoğlu. Diyorsunuz ki, seçime girmelerini sağlarım. Davutoğlu'nun Meclis'e girmesini sağlamak doğru mu sizce?

AKŞENER: Biz milliyetçi, demokrat, kalkınmacı partiyiz. Cumhuriyet değerleri, Atatürk'e saygı önemli. Belli konularda bizim de sabitelerimiz var. Bizim de ilk terbiye aldığımız yerler var. Son tahlilde o sabiteler önemli. Sayın Davutoğlu ya da sayın Babacan'la ilgili ani seçim olduğunda bu arkadaşlarımıza seçime sokulmamak gibi bir tavır aldığınızda ne yaparsınız? dediler, ben de arkadaşlarımla konuşmak kaydıyla üzerimize düşeni yaparız dedim. Dışişleri, Başbakan, Dışişleri'nden sorumlu danışman olduğu dönemde sayın Davutoğlu bu projeleri hayata geçirmek istedi. Ama patron kimdi? Sayın Erdoğan'dan habersiz kuş uçar mı?

ALTAYLI: Siz burada tank paletle ilgili yanlış bir şey söylediniz, diyemez misiniz arkadaşlarım yanlış yönlerdirdi...

AKŞENER: Ben söylersem sorumlusu benim. Grup konuşması için çok ciddi çalışma yapıyoruz biz.

ALTAYLI: Diyorsunuz ki Davutoğlu sorumlu olduğu kadar Erdoğan da sorumludur.

AKŞENER: Tabii tabii birlikte iş görüldü. Ben İçişleri Bakanlığı yaptım. Gezide bir milletvekili dedi ki, 'Siz bakanken beni tutuklattınız, öğrenciydim' dedi. Şaşırdım. Bir Çin gezisinde dedi bana bunu. Çok meşhur siyasetçi. 1983 tarihindeymiş. O tarihte ben üniversitede asistandım. Dolayısıyla 90'lar denildiğinde belli konularda irite olunmuş alanlar vardır. Tekrar söylüyorum, 95 seçimlerinde milletvekili seçildim, 97 Haziran sonuna kadar İçişleri Bakanlığı yaptım. Sonuç itibarıyla ben elimi yıkayıp çıkamam. Doğru Yol Partisi'nde eğri doğru ne varsa hepimiz sorumluyuz demektir, ondan kaçamayız.

"FETÖ KONUSUNDA ÇAĞIRILIRSAM HARİKA OLACAK"

ALTAYLI: EYT meselesini nasıl görüyorsunuz?

AKŞENER: EYT'lerle ilgili farklı bilgiler var. Farklı farklı EYT'liler var. Emekli olmuşlar, maaş almıyorlar, yaşlarından dolayı işe giremiyorlar. Perişan bir durum var. Herşeye para bulunuyor. Saray mutfağına harcıyorsunuz, uçaklardan bahsediliyor. İş bulsalar anlayacağız, iş yok, güç yok. Sigorta primlerini ödemişler. Sonuç itibarıyla bu insanlar açlığa mahkum edilmiş durumda. Buraya bir sonuç üretmek lazım. MHP'nin seçim beyannamesinde EYT vardı. Sonra 24 Haziran seçimlerinde biz aldık devam ettirdik. Ani seçim sözkonusu olacaksa... Sayın Erdoğan şu anda siyasi kimliğini göremiyor. Onlar çözemezse de biz çözeceğiz. Eski İçişleri Bakanı olduğum için emniyet mensuplarının durumlarından, sözleşmeli askeri personelden bilgi alıyorum. 3600 Ek Gösterge meselesini ilk söyleyenim. Sayın Erdoğan el attı sonunda el fatih aoldu. Vatandaşın fakirliğinin, açlığının önüne geçmek lazım. İnanamazsınız sahayı.

ALTAYLI: Size o gezide soranın Selahattin Demirtaş mı oldu diye soruyorlar.

AKŞENER: İznini almadığım için kim olduğunu söyleyemem.

ALTAYLI: Sağlık sorunları var, inşallah özgürlüğüne kavuşur. Tamam yargılansın, cezası varsa alsın.

AKŞENER: Ben dedim ki, ya Cumhurbaşkanı adayı yapmayacaksını, ya da benzer şartlarda yarışmasını sağlayacaksınız. O kadar çirkin kullanıldı ki. İnsanların haksızlık karşısında ağzını açabileceği ortamı ortadan kaldırdılar. Ben PKK'lı oldum, anlatılamaz bir durum. 90'ların her türlü işinin sorumlusu ilan edildim. Böyle bir sahtekarlık var Türkiye'de.

ALTAYLI: Hem PKK ile mücadelenin sorumlusu ilan edildiniz hem de PKK'lı ilan edildiniz.

AKŞENER: Ben Denizli'de 'merhaba teröristler' dedim. Çünkü domattesten, patates satıcısına 'terörist' temişti Erdoğan. Erdoğan 'o hanım milletvekili değil, kaçacak yolu yok hapse attıracağım' dedi. Ben çantamı aldım, 'buyur' dedim. Sonra ne oldu? 4 yıl önce tek tek kişilik bir soruşturma. 4 yıl boyunca tek kişi için yaptığınız soruşturmada o ilgil ikişinin dilekçesi alınmaz mı? Her gün dilekçe veriyorum. Ne HTS kayıtlarına bakıldı. Sayın Erdoğan 'Bunu hapse attıracağım' dedikten sonra 4 yıl beni ifadeye çağırmamışlar, adım atılmamış. Sonuç itibarıyla yargı reformu yapıldı. Yargı reformunun içinde iddianamelerle ilgili bir süre olmalıydı. 4 senedir iddianamesi olmayan... FETÖ'cülük konusunu söyleyen arkadaşlarımız troldür. FETÖ'cüleri bu iktidarın içinden arasınlar. Ben bazen ironi yapmak için canım sıkıldıkça arkadaşlarıma FETÖ meselesiyle ilgili araştırma önergesi verdiriyorum. Siyasi ayağı, parasal kaynaklar için verildi. Her seferinde büyük ve küçük ortak tarafından reddediliyor. Meclis'te FETÖ komisyonu kuruldu. Beni tanık olarak çağırmaya kalkmışlar. Bir milletvekili 'sakın onu çağırmayın' diyor. Çağırma metni kargoya verilmiş, kargodan alınmış. Çağırılırsam harika olacak. Aynaya baksınlar görsünler.