Bir başyapıt ve ötesi
Kerem Akça, son iki ayda DVD'si çıkan filmleri değerlendirdi
KEREM AKÇA / keremakca@haberturk.com
Geçtiğimiz iki ayda çıkan DVD’lere bakış atınca korku başyapıtı “Ruhlar Bölgesi” ile Sokurov’un ustalığını barındıran “Faust” aradan sıyrılıyor. Peki ama geride kalanlar arasında ‘eğlenceli’ bir yolculuğa çıktığımızda nasıl anlarla karşılaşıyoruz?
James Wan’ın ruhlarla ilişkisi “Devil Doll”a (1964) mı dayanıyor ondan emin değilim. Ancak “Ruhlar Bölgesi”ndeki (“Insidious”, 2010) metafiziksel ruh filmi şablonu hem ‘Freddy’ hem de ‘Paranormal Activity’ hayranlarını memnun etti. Kısa sürede dingin atmosferden William Castle etkili yönetmenliğe kadar her şey bir karşılık buldu. Safkan korkuya olan açlıktan bir başyapıt ortaya çıktı.
“Ruh” (“The Pact”, 2011) gibi onun izini sürerken virajlarını keskin almayan bir eserin üremesi de aslında doğal gibi gözüküyor. Ama korku toplamında halen “Sokağın Sonundaki Ev” (“House at the End of the Street”, 2012) gibi eski model slasher filmlerini ‘kırsal kesim’e uyarlayan eserler de mevcutlar dahilinde. Benim tavsiyem daha ziyade “Çernobil’in Sırları” (“Chernobyl Diaries”, 2012) mutant filmine varan bir buluntu film gerçekliğinin tercih edilmesi aslında... Bu sene içinde ikincisi sinemalara uğrayacak “Ruhlar Bölgesi”ni ondan önce bir şekilde bulup izlemekte fayda var derim.
Onun geçip ilişkileri inceleyen filmlerle bağ kurduğumuzda ise “Bir Gün”ün (“One Day, 2011) hikaye kurgusunu bozarak işi günsel bölünmeye götürmesini keyifle izleyebiliyoruz. Ama “Aşkın Ömrü Üç Yıldır” (“L’Amour Dure Trois Ans”) gibi felsefesi de Fransa kaynaklı bir popüler romantik-komediyi ya da “Şimdi Gel de Gör Beni” (“Lola Versus”, 2012) da evlilikten cayan bir kadının cinsel arayışını da unutmadan notlarımız arasına yazalım.
‘Ted’i bırak kaç!
Elbette bu konuda Anne Hathaway, Louis Bourgoin ve Greta Gerwig gibi çekici ‘kadın’ları görüp ya da “Vücut”un (2011) kenarına yanaşıp ağzı sulanan bir ‘Ayı Teddy’ görmek mümkün olabilir. Seth MacFarlane’in ağzı bozuk ve fantastik eğilimli Alf tanımı “Ayı Teddy”de (“Ted”, 2012) bir serinin başlangıcını doğuruyor. Hem popüler hem hınzır olmayı beceren bir kimlikle çıkageliyor.
Filmin fantastik-komediler arasında klasikleşmesi ise an meselesi diyebiliriz. Tim Burton haylaz köpeği ‘Frankenweenie’ ile karşılaştığında ne tepki verir ondan emin değilim. Ama onu “Gergedan Mevsimi”nin (“Fasle Kargadan”, 2012) ya da “Esaret”in (“À moi seule”, 2011) kenarına bırakıp tecavüz, pedofili gibi kavramlarla boğuşurken bırakmak, ‘doğal sürece ayak uydurma’ adına bir gözlem sunabilir.
“Faust” ve “The Master”a koleksiyonluk DVD’ler
Tüm bunlar bir kenara sanki 2013’ün ilk 2.5 ayında çıkan 20’ye yakın DVD arasında en ustalıklı eser Aleksandr Sokurov’un bir üst oranda çekip tam ekrana sıkıştırdığı hipnotik “Faust”u (2012)... Her anından ustalık fışkıran bu yapıtın mono ses tasarımından gerçeküstücü ve anlamsız sekanslarına kadar şeytan-insan mücadelesi adına yaptıkları gerçekten eşsiz bana kalırsa...
Paul Thomas Anderson’ın yıllar sonra 70 mm’yi kullanarak çekip renklere dolgunluk getirdiği “The Master”ı (2012) da bu konuda bambaşka bir dönüşüm peşinde. Ancak itiraf edelim ki bu, çok yeni veya devrimci değil. Sadece dijital teknolojiyi hedef alıyor. Bu eserlerden birincisinin özel kitapçığıyla, ikincisinin de iki diskli versiyonun içinde daha önce görmediğimiz siyah-beyaz posteriyle koleksiyonluk hale getirildiğini ekleyelim. DVD piyasasında koleksiyoncuları da unutmayan Calinos Films’in bu ilk ve son vukuatı değil elbette!
Fida Film’den ‘blu-ray’ çağında ‘video kaset’ ya da ‘korsan DVD’ kafası
Yeşim Ustaoğlu’nun kültürel ve dopdolu ‘gençlik aşkı’ becerisi “Araf”ı (2012), Caner Erzincan’ın ilk film heyecanı barındıran “Mar”ı (2011), James Marsh’ın çarpıcı IRA filmi “Gölgede Dans”ı (“Shadow Dancer”, 2012), başarılı antolojik film “Havana’da 7 Gün”ü (“7 Días en La Habana”, 2012) ile seriyi destansı bir finalle taçlandıran “Alacakaranlık Efsanesi: Şafak Vakti – Bölüm 2” (“Twilight Saga: Breaking Dawn – Part II”, 2012) ise ‘arşivler’ için bir başka seçenek sunuyorlar. Raflarda her tür, eğilim, yaklaşım ve temasal durum üzerinden bir yolculuk vaat ediliyor orası kesin!
Ancak Fida Film’in son dönemde ‘2.35:1’ (son sinemaskop formatı) filmlerini ‘1.85:1’ formatında sıkıştırılmış çıkarmasını sürdürmesini anlamak mümkün değil.Bu stratejik demodeliğin blu-ray çağında hala video kaset ruhuyla hareket etmekten ne farkı var? Açıkçası bunu araştırmak lazım. Üstüne üstlük Summit gibi bir şirketin ağırlığında 90’larda büyük stüdyoların bazılarının o zamanki TV’ler sebebiyle yaptığı bu ‘teknik düşürme’nin nasıl bir amacı olabilir? Ondan da emin değilim. Umarım Fida Film’in yabancı filmlerini en kısa sürede gerçek formatında izleme şansına kavuşuruz. Yoksa ‘Alacakaranlık’ serisi gibi en çok iş yapan filmleri bile böylesi ‘dar format’larda deneyimleme ‘eziyet’ine katlanmak zorunda kalacağız. Böylece ‘korsan’ı desteklemekten hiçbir farkı olmayan bu durum ev videosu piyasasını yavaş yavaş uçuruma sürükleyecek. Elbette buna paralel olarak “Alacakaranlık Efsanesi: Şafak Vakti – Bölüm 2” başta olmak üzere formatı daraltılmış (2.35:1’den 1.85:1’e veya 1.85:1’den 1.33:1’e olması fark etmeksizin) DVD’lerin hiçbirini öneri listeme almadığımı da not düşmeliyim.
Kerem Akça’nın Önerdiği 15 DVD:
1-Ruhlar Bölgesi (Insidious)
2-Moonrise Kingdom
3-Şeytanın Evi (The House of the Devil)
4-Faust
5-The Master
6-Gergedan Mevsimi
7-Araf
8-Bir Gün (One Day)
9-Frankenweenie
10-Ayı Teddy (Ted)
11-Mar
12-Gözüm Üzerinizde (The Watch)
13-Gölgede Dans (Shadow Dancer)
14-Aşkın Ömrü Üç Yıldır (L’Amour Dure Trois Ans)
15-Havana’da 7 Gün
Not: Liste, son iki ayda çıkan DVD’lerden oluşturulmuştur. Her hafta güncellenecektir.