Haftanın Kitapları
Biyografiden öyküye, araştırmadan romana, anıdan şiire bu hafta da pek çok kitap okurla buluştu. İşte yeni çıkan kitaplar arasından sizin için seçtiklerimiz...
KARA EYLÜL
(Sandro Veronesi)
Strega Ödüllü yazar Sandro Veronesi'den 'Kara Eylül’ Can Yayınları'ndan çıktı. Kitap bir yaz mevsimini, bir kuşağın hafızasını ve büyümenin kaçınılmaz hüznünü incelikle anlatıyor... 1972 yazı. Gigio Bellandi’nin çocuklukla gençlik arasında salındığı, dünyaya ilk kez başka gözlerle bakmaya başladığı yaz. Toscana kıyılarında geçen uzun günler, deniz, plaklar, spor müsabakaları, ilk heyecanlar ve adı konulmamış duygular... Gigio’nun çocuklukla arasındaki mesafe her geçen gün biraz daha açılırken, Münih’te yaşanan ve tarihe Kara Eylül olarak geçen trajedi de dünyanın masumiyetine ağır bir gölge düşürmek üzeredir. O yazdan sonra hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktır.
SELİMİYE
(Reha Günay)
Prof. Dr. Reha Günay tarafından kaleme alınan “Selimiye” Stoneline Yayınları'ndan çıktı. “Selimiye”, yalnızca Mimar Sinan’ın ustalık eserini anlatan bir çalışma olmanın ötesine geçerek, Osmanlı mimarlığının en önemli yapıtlarından birinin ardındaki tasarım düşüncesini ve mühendislik dehasını mercek altına alıyor. Yarım asrı aşan bir ilginin ve 12 yıllık yoğun bir araştırma sürecinin ürünü olan kitapta Selimiye Camisi; tarihsel ve bölgesel konumu, banisi II. Selim’in Edirne ile ilişkisi, Mimar Sinan’ın Selimiye’ye uzanan mimarlık yolculuğu ve Osmanlı cami mimarisindeki gelişim süreci içinde ele alınıyor. Yapının Ayasofya ile kurduğu mimari diyalog, inşa aşamaları, taşıyıcı sistemi, mekân organizasyonu, bezemeleri ve malzeme kullanımı ayrı bölümler halinde inceleniyor. Özellikle yapının strüktürel kurgusunu açıklamak amacıyla çok sayıda analizleri destekleyen çizimler hazırlandı.
ALTIN POST
(Cemal Ünlü)
Bir zamanlar denize açılan kahramanların peşinde olduğu şeydi Altın Post. Yüzyıllar sonra aynı denizde bu kez 1500 yıldır yurt edindikleri Sümela Meryem Ana Manastırı’ndan ayrılmak zorunda kalan keşişler sessiz bir yolculuğa çıkar. Bu efsanevi serüvende keşişlerin aradıkları ne bir hazine ne de bir zaferdir. Onların yolculuğu yalnızca göçün değil, bir hafızanın da hikâyesine dönüşür... Mübadeleyle değişen yaşamlar arasında Keşiş Dimitri bambaşka bir kaderin eşiğinde bulur kendini. Sırtında taşıdığı coğrafyayla birlikte Konstantinopolis’te yeniden bir yaşam kurmaya çalışır. Ancak sisler içinde terk edilmişliğiyle baş başa kalan manastır, bölgenin söylenceleriyle birlikte anılarda yaşamayı sürdürecektir. Karadeniz’in kadim mitleriyle tarihin büyük kırılmalarından birini her kahramanın kendi “Altın Post”unu aradığı bir anlatıda buluşturan Cemal Ünlü, Yapı Kredi Yayınları'dan çıkan kitapta okuru zamanın ve coğrafyanın sınırlarını aşan bambaşka bir yolculuğa çıkarıyor...
HER ZAMANKİ O ÖLDÜRME ARZUSU
(Camilla Barnes)
Elli yıllık bir evlilikte artık hiçbir tartışma yeni değildir. Söylenecek sözler ezberlenmiş, kırgınlıklar yerleşmiş, alışkanlıklar ise karakterlerin ayrılmaz parçası olmuştur. Ama bütün bunların altında kopmayan bir sevgi bağı vardır... Camilla Barnes Ayrıntı Yayınları'ndan çıkan kitabı yazarken kendi ezberlerinden, kendi ailesinden ilham alıyor. Emekli bir felsefe profesörü olan babası, lafını hiç sakınmayan annesi ve yıllarını onları gözlemlemekle geçirmiş kızları. Kızlarının ebeveynleriyle ilgili iğneli yorumlarına, yalnızca okurun erişebildiği, annenin gençlik yıllarından kalan mektuplar eşlik ediyor. Bunlar aracılığıyla okur hem karakterlerin arasındaki sevgi bağına hem de belki herkesin zaman zaman yaşadığı “her zamanki o öldürme arzusu”na şahit oluyor... Yıllarını tiyatroya vermiş, sahnenin oyunculuk dışında her aşamasında rol almış Camilla Barnes’ın edebiyat dünyasına adım attığı ilk romanı. Tiyatro tecrübesiyle edebiyatı birleştirdiği bu çıkış kitabında okur bazen kendisini bir tiyatro oyunu izliyormuş gibi hissederken bazen de durup 50 yıllık bir evliliğin portresine bakma fırsatı buluyor.
ANNIE BOT
(Sierra Greer)
Çağdaş bilimkurgunun son yıllardaki en dikkat çekici romanlarından Annie Bot, Sierra Greer imzasıyla April Yayıncılık tarafından okurlarla buluşturuluyor. Romanın merkezinde "Bir varlığı sevmek üzere programlamak mümkünse, onun sizi sevmeyi bırakmasına da izin verecek misiniz?" sorusu yer alıyor. Sierra Greer, yakın geleceğin teknolojik kâbusunu insanlığın en eski iktidar ilişkilerinden birinin içine yerleştiriyor. Annie Bot, arzu ile tahakküm, şefkat ile sahiplik, aşk ile zorbalık arasındaki sınırı kurcalayan, kadınlık ve erkekliğin nasıl inşa edildiğini sorgulayan psikolojik ve politik bir roman...
HEGEL'İN ETİK DÜŞÜNCESİ
(Allen W. Wood)
VakıfBank Kültür Yayınları (VBKY), Allen W. Wood’un kaleme aldığı “Hegel’in Etik Düşüncesi” adlı kitabı okurlarla buluşturuyor. Wood’a göre Hegel’in felsefesi, modern insanın parçalanmış deneyimine sunduğu yanıt bakımından bugün de önemini koruyor. İnsan, ancak başkalarıyla kurduğu tanınma ilişkileri içinde kendisini gerçekleştirebilir; aile, sivil toplum ve devlet ise bu özgürlüğün somutlaştığı alanlardır. Bu doğrultuda Hegel’in etiği, yalnızca bireysel ödevleri değil, insanın tarihsel ve kurumsal bir varlık olarak kendini gerçekleştirme imkânlarını da ele alır. Tanınma kuramından mülkiyet, ceza, vicdan, yoksulluk ve modern devlet sorunlarına uzanan geniş bir çerçeve sunan kitap, Hegel’in düşüncesinin çağdaş etik ve politik felsefeyle ilişkisini tartışıyor. “Hegel’in Etik Düşüncesi”, Hegel üzerine çalışan araştırmacıların yanı sıra özgürlük fikrinin toplumsal boyutunu anlamak isteyen okurlar için de kapsamlı bir başvuru kaynağı niteliği taşıyor.
HİZMETÇİ VE PROFESÖR
(Yoko Ogawa)
Uluslararası Booker Ödülü finalisti Yoko Ogawa’dan 16 dile çevrilip pek çok büyük edebiyat ödülüne layık görülün sıradışı romanı 'Hizmetçi ve Profesör' Domingo Yayınevi'nden çıktı... Saygın bir matematik profesörü geçirdiği talihsiz trafik kazasıyla kısa süreli hafızasını kaybeder. Hâlâ eskisi kadar parlak bir zihne sahip olsa da yeni anıları belleğinde yalnızca seksen dakika kalmaktadır. Her yeni sabaha dününü unutmuş halde başlar; akıp giden zamanla arasındaki tek bağ, takım elbisesine iliştirilmiş notlar, en sadık arkadaşlarıysa sayılardır. Profesör’e yardımcı olması için tutulan genç Hizmetçi ve onun beyzbol hayranı on yaşındaki oğlu, kısa sürede yaşlı adamın sayıların ardında saklı dünyasına dahil olurlar. Profesör onlara, bir ayakkabı numarasından bir beyzbolcunun forma numarasına kadar, gündelik hayatta denk geldikleri sayılar arasındaki tuhaf, neredeyse duygusal bağları gösterirken, Hizmetçi ve oğlu da onun seksen dakikalık dünyasını hiç ummadığı biçimde genişletir. Yoko Ogawa’dan yaşamanın ne demek olduğuna ve aile dediğimiz garip denkleme dair büyüleyici ve iç ısıtan bir hikâye.
MENGELEZ
(Murat Tuncel)
Kitapları ondan fazla dilde yayımlanan Murat Tuncel Kanon Kitap'tan çıkan eserdeki öykülerde, hayatlarını yoksunluklar ve ağır çalışma koşulları içinde sürdüren insanlara yakından bakıyor. Ekmeğini topraktan çıkaranlar, bir işin ucundan tutunabilmek için şehirde savrulanlar, yaşadıkları haksızlıkları çoğu zaman içine atanlar, yine de alışkanlıklarına, sevgilerine ve birbirlerinden öğrendikleri dayanma biçimlerine tutunuyorlar. Bu insanlar acıları büyütüp bir gösteriye dönüştürmeden yaşıyorlar; gündelik konuşmaların, türkülerin, küçük sevinçlerin ve bir türlü dinmeyen kaygıların arasında kendilerine hep bir umut arıyorlar... Mengelez keten sapının sert kabuğunu kırıp içindeki lifi ortaya çıkarırken bu öyküler de sıradan görünen hayatların içinde birikmiş emeği, incinmişliği ve insanın bütün güçlüklere rağmen yaşama katılma isteğini görünür kılıyor.
BİRİM
(Ninni Holmqvist)
Ninni Holmqvist'in Athena Yayınları'ndan çıkan tüyler ürpertici distopik romanı, çok da uzak olmayan bir gelecekte, elli yaşın üzerindeki bekar ve çocuksuz kadınların ve altmış yaşın üzerindeki bekar ve çocuksuz erkeklerin "Birim" adı verilen bir emeklilik topluluğuna gönderildiği bir toplumu tasvir ediyor. Bu kişilere, güzel bahçeler ve son teknoloji tesislerle çevrili lüks daireler tahsis ediliyor; kendileriyle aynı durumda olan diğer insanlarla birlikte, özenle hazırlanmış gurme yemekler sunuluyor. Burası cennet gibi bir yer, ancak bir sorun var: "gözden çıkarılabilir" olarak bilinen sakinler, son bağışa kadar organlarını tek tek bağışlamak zorunda. Dorrit Weger, Birim'e geldiğinde bu kadere boyun eğiyor ve son günlerinde sadece huzur arıyor. Ancak kısa süre sonra âşık oluyor ve bu beklenmedik, imkânsız mutluluk, geleceği belirsizliğe sürüklüyor.
AKLIN ÇEKMECELERİ
(Mustafa Tatlı)
Hepimizin zihninde açılmayı bekleyen çekmeceler vardır...Zihnimiz sandığımız kadar düzenli bir yapı değildir. Derin, dağınık ve kimi zaman kilitli çekmecelerde en olmadık anlarda karşımıza çıkan anılarımız, korkularımız ve acılarımız gizlidir. Panik neden bir anda nefesimizi keser? Takıntılar neden bizi aynı düşüncelere ve davranışlara tekrar tekrar sürükler? Yas gerçekten bedeni felç edebilir mi? Aşk neden bazen en büyük iyileştirici, bazen de en derin yara olur? İnsan zihni kendini korumak için nasıl gerçeklikler yaratır? Psikiyatrist Dr. Mustafa Tatlı, Doğan Kitap'tan çıkan eserinde, psikolojik rahatsızlıklarla ilgili tüm merak edilenleri ve bilimsel bilgiyi sürükleyici vaka öyküleriyle buluşturarak insan zihninin en gizemli çekmecelerini aralıyor. Panik ataktan halüsinasyonlara, takıntılardan yeme bozukluğuna, özgüvenden özgür iradeye uzanan bu yolculukta, psikiyatrik tanıların ardındaki insanı tanıyacak, belki de kendi zihninizin sessizce açılan çekmeceleriyle karşılaşacaksınız.
EL FENERİ
(Susan Choi)
Bir yaz gecesi Louisa ile babası sahilde yürüyüşe çıktı. Sabaha karşı Louisa, sırılsıklam hâlde ve ölümün eşiğinde, kumsalda bulundu. Babasından geriye ise hiçbir iz kalmamıştı. Louisa henüz on yaşındaydı. Yıllar geçtikçe babasının kayboluşuyla ilgili hatırladıkları bulanıklaşmış, başka anılara karışmıştı. Onu gerçeğe ulaştıracak yol, yalnızca o geceye değil, Japonya işgali altında büyüyen ve ailesi Kuzey Kore'ye göç eden babasının geçmişine; Amerika'dan kaçıp dünyaya açılan annesinin gençliğine ve yıllar sonra hayatlarına yeniden giren üvey kardeşi Tobias'a uzanıyordu. Gün yüzüne çıkmamış sırlar ve yarım kalmış hikâyeler, Louisa'nın çocukluğunun çok öncesine dayanıyordu. Farklı eserleri Pulitzer ve Pen/Faulkner Ödülü'ne aday gösterilip ayrıca Ulusal Kitap Ödülü kazanan Susan Choi, İthaki Yayınları'ndan çıkan, 2025 Booker Ödülü ile 2026 Women's Prize Yılın Romanı finalisti olan El Feneri'nde, aile tarihi ile dünya tarihini ustalıkla buluşturup hafıza ve kimlik üzerine çok katmanlı bir yapıt ortaya koyuyor.
KANON MÜCADELESİ
(Yalçın Armağan)
Edebiyat alanı, metinlerin birbiriyle ilişkilendiği ve yazarların başka yazarları örnek alarak kendilerini kurduğu bir yapı gibi görülse de aynı zamanda tanınma ve kabul edilme uğraşının verildiği mücadeleyle de şekillenir. İletişim Yayınları'ndan çıkan ve bu daimi çatışmanın izini süren Kanon Mücadelesi’nde 1960’tan sonra şiir alanındaki “edebiyat savaşları” ele alınıyor. Nâzım Hikmet’in kitaplarının yeniden dolaşıma girdiği 1965’i bir milat kabul eden Yalçın Armağan, bu tarihten sonra İkinci Yeni ile Nâzım Hikmet’in kaderinin artık iç içe geçtiğini ve bunun kanon mücadelesini doğrudan belirlediğini iddia ediyor. 1980’lere gelindiğinde ise kanon ve tanınma mücadelesinin, merkez ve çeper ilişkilerini nasıl değiştirdiğini İlhan Berk, Asaf Hâlet Çelebi ve Gülten Akın gibi tekil örnekler üzerinden gösteriyor. Kanon Mücadelesi, 1960’tan 1990’lara uzanan nispeten kısa bir döneme odaklansa da ayrıntıları öne çıkararak Melih Cevdet Anday, Halkın Dostları, Cahit Zarifoğlu ve Turgut Uyar’a açılan hayli uzun bir yolun menzillerinde tek tek duruyor. Yöntemi, odaklandığı dönemin tarihsel etkilerini sunması, ayrıntıları ele alış biçimiyle görünenin ardındaki niyetlere ve endişelere işaret ederek farklı bir edebiyat tarihi anlatıyor.