Habertürk
    Takipte Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
        Haberler Kültür-Sanat Takılın İstanbul'un en gizli müzesi

        Yüksek Kaldırım'dan Galata Köprüsü'ne doğru yürürken sağda, altında iki elektrikçi dükkanı bulunan kırmızı bir bina görürsünüz. Hırdavatçılar Çarşısı'nın Karaköy Meydanı sınırındaki bu bina da ticarethanelerle dolu diye düşünebilirsiniz. Ama değil...

        Burası, İstanbul'un belki en az bilinen ama en ilginç müzelerinden birisine ev sahipliği yapıyor: 500. Yıl Türk Musevileri Müzesi...

        Perçemli Sokak'taki 342 yıllık bina, 1671-1985 yılları arasında adı ''Gelin Perçemi'' anlamındaki Zülf-ü Arus'tan gelen Zülfaris Sinagogu olarak hizmet verdi. Sinagog, 25 Kasım 2001'de 500. Yıl Vakfı tarafından Türkiye Yahudileri'nin macerasını anlatan müzeye tahsis edildi.

        Müzenin kurucusu ve müdürü araştırmacı-yazar Naim Güleryüz, tarihi binayı, ''Belki Topkapı veya Louvre değil ama kendine özgü bir müze'' sözleriyle nitelendirdi.

        SİNAGOGUN MESCİDİNDE BİRLEŞEN KÜLTÜRLER

        Aslında bir çıkmaz olan Perçemli Sokak'ın sonuna kadar gitmedikçe, müzenin kapısını görmek mümkün değil. Müzenin ana kapısı küçük bir avluya açılıyor. Avluya girince, üzerinde, Tevrat'tan alınan ''Seni yerleştirdiğim şehrin barışını gözetecek ve Tanrı'ya bunun için yakaracaksın'' sözlerinin bulunduğu bir kapı karşınıza çıkıyor. Buradan, dar bir koridorla cemaatin kalabalık olmadığı günlerde, ana salon yerine ibadetin yapıldığı küçük salona ulaşılıyor.

        Bu bölümde sağda bir sandık duruyor. Bunun, ilk bakışta bir çeyiz sandığı olduğu anlaşılıyor. Sandığın arkasındaki duvarda Yahudi geleneklerine ait, çerçevelenmiş, güzel yazılı ve süslü iki ''evlilik sözleşmesi'' dikkati çekiyor.

        Yahudilik'te de tıpkı İslam dininde olduğu gibi boşanma hakkının erkekte olduğunu ve kadının hakkının sözleşmeyle korunduğunu anlatan Güleryüz'e göre bu, ''tarihin ilk sosyal güvenlik kanunu''...

        HAHAMBAŞININ İLK NİKAHI

        Aynı duvarda onlarca fotoğraf da asılı. Bu, bir nikah galerisi. Burada, Gaziantep'ten Edirne'ye kadar Türkiye'nin çeşitli kentlerindeki sinagoglarda 1876'dan 1976'ya kadar kıyılmış nikahlardan birer kare fotoğraf bulunuyor. Gelinler, damatlar, davetliler... Giysiler, saçlar, sakallar, bıyıklar her bir fotoğrafı, çekildiği tarihin ayrıca belirtilmesine gerek olmayacak kadar net bir şekilde zaman çizelgesinde bir yere koyuyor.

        Fotoğraflar arasında bir isim dikkati çekiyor: İsak Haleva. Bugünkü hahambaşı, 1964'de Neva Şalom Sinagogu'nda kıyılan nikahında...

        SOYKIRIM DEĞİL ONUR KÖŞESİ

        Etnografya Bölümü'nden sonra müzenin üst katına, eski sinagogun ana salonuna çıkılıyor. Büyük avizelerin aydınlattığı salonun girişinde sağ tarafta Albert Einstein'ın fotoğrafı görülüyor.

        Einstein'ın Türkiye Cumhuriyeti Başbakanlığı'na yazdığı ve Yahudi akademisyenlere kucak açılmasını isteyen mektubunun kopyası, Avrupa'daki çok sayıda Yahudi'ye verdikleri Türk pasaportuyla toplama kamplarına gitmekten kurtaran Türk diplomatlar ile Türkiye'ye gelip üniversitelerde önemli görevler üstlenmiş Alman ve Avusturya Yahudisi akademisyenler de fotoğraflarıyla bu köşede anılıyor. Ayrıca, Türk diplomatların Yahudilere sağladığı pasaportların kopyalarını burada görmek mümkün. Yahudilerin, tanınmaları için takmaya mecbur edildikleri sarı yıldızlardan bir örnek de müzede bulunuyor.

        MİNARE ŞEKLİNDEKİ HANUKA ŞAMDANI EN DEĞERLİ PARÇA

        Salonda Güleryüz'ün ''müzedeki en anlamlı objeler'' diye nitelediği ve ''altından daha değerli'' bulduğunu vurguladığı iki ''hanuka'' şamdanı yer alıyor.

        19. yüzyılda Yahudi bir zanaatkarın elinden çıktığı tahmin edilen şamdanlardan biri, minare biçiminde ve tepesinde ay-yıldız bulunuyor. Hanukalar da şamdanın çevresine şerefe şeklinde diziliyor.

        Güleryüz, bu şamdanların Yahudilerin Hanuka (Kandiller) Bayramı'nda ve diğer dini günlerde kullandıklarını söyledi.

        ''Bu şamdanlar, insanların, dinler arasında ayrım görmeden, Allah'ın birliğinde birleşmesinin en güzel sembolü'' diyen Güleryüz, başta Berlin Müzesi olmak üzere birçok müzenin bu şamdanları sergilemek üzere talep ettiğini ancak vermediklerini belirtti.

        İSTANBUL'DAKİ İLK MATBAANIN 1512 BASKISI KİTABI

        Müzedeki en eski obje, bir kitap. İspanya'dan Osmanlı'ya gelen Yahudilerin, 1493'te, İstanbul'daki ilk matbaayı kurduklarını anlatan Güleryüz, burada Kur'an-ı Kerim dışında her kitabın basılmasına izin verildiğini kaydetti.

        Vitrindeki kitap, 1512'de basılmış bir menkıbe külliyatı: Midrash Tehillim. Bu matbaada basılan ilk kitaplardan. Eser, Almanya'da bulunup satın alınarak, müzeye konulmuş.

        AA

        GÜNÜN ÖNEMLİ MANŞETLERİ