Habertürk
    Takipte Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        Röportaj ve fotoğraflar: FUNDA DURU

        HABERTURK.COM

        Kendisini hiçbir sınıfa ait hissetmeyen, mesleğine aşık başarılı oyuncuyla dizi sektöründen, ailesinden ve bilinmeyenlerinden konuştuk.

        Önce kısaca seni tanıyalım…

        1967 Samsun doğumluyum. İzmir Dokuz Eylül Üniversitesi İşletme Fakültesi mezunuyum. Tiyatroya orta 2. sınıfta Karadeniz Belediyesi Ordu Tiyatrosu’nda başladım ve o günden bugüne bu süreç devam etti. Şimdi eşim ve oğlumla beraber huzurlu bir yaşantım var. Eşim de sanatın içinde, o da şehir tiyatroların da çalışıyor.

        “SANAT ÖZGÜRLÜKTÜR”

        Türkiye’de verilen oyunculuk ve tiyatro eğitimi hakkında ne düşünüyorsun, yeterli mi sence?

        Hiçbir tiyatro eğitimi yeterli değildir. Oyuncunun kendisini sürekli beslemesi gerekir. Devletin eğitim sistemi ile yürütülen bir tiyatro eğitimi bazı bürokratik problemlere takılıyor ve sınırları oluyor. Olanakları sınırlı oluyor. Oysa sanat özgürlüktür. Konservatuarı bitirip hiç sahneye çıkmadan, dizi sektörüne atılan arkadaşlarımız oluyor. Özel üniversiteleri daha deneysel ve yenilikçi buluyorum.

        “HİÇBİR SINIFIN ADAMI OLMADIM”

        Oyunculuğunu beslemek için neler yapıyorsun?

        İnsanlarla sohbet ediyorum. Ben hiçbir zaman bir sınıfın adamı olmadım. Röportajdan sonra Alaçatı’dan aldığımız komodini kuracağım, sonra anneme uğrayacağım, sonra tavla oynayacağım vs. Herkese dokunmayı seviyorum. İnsandan ve hayattan besleniyorum kısacası…

        Rollerine nasıl hazırlanıyorsun? Bir tekniğin var mı?

        Her karakterin içindeki Hakan’ı bulmaya çalışıyorum. Benim özelliklerimi de oynadığım karaktere yedirmeye çalışıyorum. Böylelikle karakterin daha samimi olacağını düşünüyorum.

        Maho’ya nasıl çalıştın? Çünkü sen Karadenizlisin ve doğu şiveli bir karakteri oynuyorsun.

        Kulağıma işlemiş zaten bir Karadeniz şivesi var onu aşıp bir de Urfa şivesini kullanmak çalışma gerektirdi. Birebir gırtlak çalışması yaptığım bir hocamız vardı. Urfa’nın yerel oyuncularının skeçlerini izledim bol bol. Bir de bazı sahnelerde ilk başlarda kendimi kaptırıp “da” dediğim oldu. Hakan’dan role bir şeyler eklerken böyle şeyler de olabiliyor tabii.

        “İŞİN TUTUP TUTMADIĞINI SOKAKTA ANLARSIN”

        Maho karakteri için nasıl tepkiler alıyorsun?

        Bir işin tutup tutmadığını zaten sokakta anlıyorsun ve ben de güzel tepkiler alıyorum. Maho başına sürekli abuk sabuk şeyler gelen bir karakter ve dolayısıyla komik bir karakter. Bu beni daha da vitrine çıkartıyor ve bu güzel bir şans. Maho’yu asıl oynatan Zeki Abi, onunla oynamak büyük keyif. Güzel bir şeyler yapabiliyorsam bunun büyük bir kısmı Zeki Abi sayesindedir.

        Dizi ne kadar sürecek…

        Umut ediyoruz bir 10 sene sürer (gülüyor). Ne kadar sürer bilmiyorum; ama sürdüğü kadar sürsün ben rolümden memnunum. Bazı diziler vardır bitsin artık dersin bazıları da vardır keşke bitmeseydi dersin. Aslında halk belirliyordizinin ne kadar süreceğini.

        Tiyatro mu, dizi mi, sinema mı?

        Tiyatro tabii ki; hiç düşünemeden.

        “TÜRKİYE’DEKİ STANDARTLAR DÜNYA’NIN ÇOK GERİSİNDE!”

        Tiyatroyla ilgili bir plan var mı bu sezon?

        Biz hayat için planlar yaparız ama günler geçer ve kader de bize güler. Ne plan yaparsan yap Türkiye’deki standartlar neyi gerektiriyorsa onu yapıyorsun. Çok şanslıyım yazar yönetmen arkadaşım Uğur Uludağ’ın kurduğu E.S.E.K. (Espri Standartları Enstitüsü Kurumu) var, zaten aktif olarak orada oyunculuk yapıyordum, bu sene inşallah bir oyunla döneceğiz seyircilerimize.

        Dizi sektöründeki çalışma şartları hakkında ne düşünüyorsun?

        Türkiye’deki standartlar dünya standartlarının çok gerisinde. Yapımcılar şartları iyi hale getirmeye çalışsalar da, çok uzun saatler çalışıyoruz. Bizim yapımcımız iyi, tecrübeli olduğu için çok zorlanmıyoruz. Ben aynı zamanda oyuncular sendikası yönetim kurulu üyesiyim. Sigortasız eleman çalıştıranları tespit etmeye çalışıyoruz ve SGK’ya haber veriyoruz. Kısacası standartları iyileştirmek ve dünya standartlarına yetişmek için çabalıyoruz.

        “REKLAM ARASINA DİZİ ÇEKİYORUZ”

        Dizi sürelerinin uzun olması sence ne kadar doğru?

        Bizim yaptığımız iş reklamların arasına dizi çekmek. Türkiye’deki mantığa göre televizyon bir reklam aracı, insanlar sürekli televizyonun başında kalsın diye bu reklamların arasına dizi çekiyoruz. Yani dizi ne kadar uzun olursa izleyici o kadar çok televizyonun başından ayrılmaz ve o kadar çok reklam izler.

        Televizyon izleyen biri misin?

        İşim dolayısıyla izleyen birisiyim. Bakıyorum hangi filmde kim ne yapmış, nasıl oynamış… Kendimce biriktiriyorum bütün bunları. Oyunculuğunu çok beğendiğim bir çocuğun telefonunu bulup, arayıp tebrik ettiğim olmuştur. Televizyon benim için sektörü takip ettiğim bir araç sadece.

        Oyunculuk dışında uğraştığın başka sanat dalları var mı ya da hobi?

        Oyunculuk hemen hemen bütün sanat dallarını içine alıyor; ama ben ikinci olarak müziği çok seviyorum. Klarnet çalmaya başladım. 48’inden sonra zor oluyor; ama girdik bir işe bakalım. Zeki ve disiplinliysen her işi yaparsın. Bu ara bir de motosiklete taktım; ama tamamen İstanbul trafiğinden sıyrılabilmek için.

        Biraz da TOÇEV (Tüvana Okuma İstekli Çocuk Eğitim Vakfı)’den bahsedelim...

        Aktif olarak çalışıyorum. Şu anda da yönetim kurulu üyesiyim. Projelerinde yer alıyorum, sunuculuklarını yapıyorum, onlar için ürünler satıyorum ve yeni projeler üretiyorum. Okul açılışlarında da aktif rol oynuyorum. En az yüz okulun açılışında köy köy dolanıp çalıştım.

        ALAÇATI’DA BİR NALBUR DÜKKANI

        Geri kalan yaşamını İstanbul’da mı geçirmek istiyorsun, yoksa senin de sahil kasabası hayallerin var mı?

        Alaçatı’da nalbur dükkanı açıp, yandaki pastanenin sahibiyle tavla oynamak istiyorum. Sonra da Alaçatı’da bir ilkokulda çocuklarla sene sonu müsameresi hazırlayıp, tiyatronun da bu şekilde içinde olmak istiyorum.

        Niye nalbur…

        Çünkü kreatif bir yanı yok. Çivi satıyorsun çekiç satıyorsun, bir şeyi pazarlamak zorunda değilsin. “Ne istiyorsun? “10 tane çivi.” “Al sana çivi.” Olay bu kadar basit… Kafan rahat...

        “ÜÇ AYRI YERDE GÖRDÜM VE ÜÇÜNDE DE KİM BU KIZ DEDİM”

        Son olarak biraz aile yaşantından konuşalım.

        Çiğdem’le 2002’den bu yana evliyiz, Derin 9 yaşında… Ben planlı bir adamım uyandığımda duştan sonra yapacaklarım bellidir. Hiç yapacak bir şeyim yoksa gardırobumdaki bütün eşyaları indirir, baştan katlar, yerleştiririm. Çiğdem plansız yaşamayı sever. Zaten aynı olsak birbirimizden sıkılırdık.

        Çiğdem’le nasıl tanıştın?

        Üç ayrı yerde gördüm ve üçünde de kim bu kız dedim. Birinde şarkı söylüyordu, birinde dans provasından gelmişti arkadaş ortamına, birinde de yine arkadaş ortamında birlikte tabu oynadık. Biraz da şuursuz bir dönemimdi herhalde (gülüyor). Yani üç seferinde de başka kişi zannetsem de ilgimi her seferinde çekmişti.

        Derin (oğlu) nasıl yaklaşıyor senin mesleğine?

        Eskiden televizyonda olmak daha acayipti. Şimdi 3 yaşındayken daha kendini doğum günü videosunu televizyonda izliyor çocuklar. Sadece onun okuluna gittiğimde arkadaşları bana ilgi gösterdiğine televizyona çıkmış olmanın etkisini o zaman anlıyor; ama şımarıklık durumu yok. Ona anlatamaya çalıştığımız bunun bir meslek olduğu. Benim tek farkım televizyonda görünüyor olmam. Bu benim insanlardan daha farklı daha özel olduğumu göstermiyor.

        GÜNÜN ÖNEMLİ MANŞETLERİ