Kanalizasyondan al haberi
Kerem Akça, bu hafta vizyona giren filmleri değerlendirdi
KEREM AKÇA / keremakca@haberturk.com
5 EYLÜL FİLMLERİ
Çizgi romanı, animasyon dizileri, filmleri, oyuncakları ve video oyunu ile kısa sürede fenomene dönüşen ‘Ninja Kaplumbağalar’ın dördüncü sinema filmi, bir ‘yeni sürüm’ (‘reboot’) peşinde. Başroldeki kadın karakterin rolünün güçlendirilip Megan Fox’a emanet edilmesi ve macera damarının teknolojik aksiyona kaymasıyla hatırlanacak bir eser karşımızdaki. 2014 mamulü “Ninja Kaplumbağalar”, ‘Transformers’ sonrası görsel efektlerin yönetmenliğin temeline dönüşmesine tutunan blockbuster örneklerinden.
İlk olarak 1984’te Kevin Eastman-Peter Laird imzasıyla Mirage Stüdyoları’ndan çıkan bir çizgi romandı ‘Ninja Kaplumbağalar’. 1987’de animasyon dizisine dönüşmesiyle yolu açıldı. Kısa sürede oyuncaklarıyla dönemin çocuklarını etkisi altına aldı, 1989’da ise bir video oyununa dönüştü. 1990’da New Line’ın başlattığı film serisi önemli bir adımdı.
MICHEL BAY MAMULÜ ‘NİNJA KAPLUMBAĞALAR’
Steve Barron’ın yönettiği ilk sinema uyarlaması “Ninja Kaplumbağalar” (“Teenage Mutant Ninja Turtles”), daha çok camp (bilinçli bayağılık estetiği) özellikleriyle kahramanların hayranlarını memnun etti. 80’lerin fantastik sinema şartlarından beslendi. 13.5 milyon dolarlık bütçesiyle dünya çapında 200 milyon dolarlık bir hasılata ulaştı ve iki devam filmiyle perde yolculuğunu sürdürdü. 2000’lerde animasyon dizileri derken 2007’de Kevin Munroe’nun Japon Imagi Animasyon Stüdyosu’nun imzasıyla çektiği “Ninja Kaplumbağalar” (“TMNT”) adlı, The Weinstein Company’nin dağıttığı fena olmayan bir bilgisayar animasyonu geldi.
Bu eser gişesini üçe katlanmasına karşın ‘seri’ye dönüşemedi. Yeni sürüm için ise Michael Bay’in başında olduğu Platinum Dunes’un hamlesini beklemek gerekiyordu. Paramount, fantastiğin beslendiği kaynakların fazlalaştığı, kitlesini genişlettiği bir dönemde böylesi bir projeyi programına almayı uygun buldu. Çok karlı bir hamle idi bu. Bir ayda bütçesinin neredeyse yüzde 50 üzerine koydu. Kısa sürede 2016 için devam filmi çalışmaları başladı.
NİNJALIK MÜESSESESİ VE MEGAN FOX GERÇEĞİ
Doğrusunu söylemek gerekirse bu yeni ‘Ninja Kaplumbağalar’ 125 milyon dolarla mucizeler yaratmıyor. Megan Fox’un can verdiği April O’Neill ise kabuk değiştirip bir TV muhabirine dönüşüyor. Onun Foot Clan’in peşine düşmesi bir tarafa Vern ile duygusal etkileşime girmesi gözlerden kaçmıyor. Bu yan öykü, sanki kadın seyirciyi de çekmek için planlanmış. ‘Transformers’ serisinde Michael Bay’in ‘blockbuster’ çatısı adına uyguladığı stratejilerden biri…
Meselenin özü, ninjutsu’da usta bir farenin, humanoid tanımıyla sarılıp büyümesinin uzantıları… Kendisine bırakılan kaplumbağaların mutasyona uğramasıyla, onlara ünlü İtalyan ressamların (Leonardo, Raphael, Michelangelo, Donatello) adını veren bu lider Splinter olarak biliniyor. Kanalizasyonda, herkesin çöplüğünü, dışkısını, pisliğini bıraktığı yerden bir kahraman ekibi doğuyor. Öte yandan Shredder’ın da bir tehdit oluşturması ile mücadele başlıyor. Kanalizasyonda oluşan çete, aslında gangster filmi kültürüyle akraba, ama chanbara filmi (Japon samuray filmi), ninja filmi ve yakuza filmiyle (Japon gangster filmi) bağ kuruyor. Bir parantez açmak gerekirse, günümüzün Uzakdoğu’yla ilişkide akla gelen Hong Kong’un kung fu ve wuxia kavramları canlanmıyor. ‘Karate Kid’in (‘The Karate Kid’) tuttuğu döneme bir pencere açılıyor.
YÖNETMENİN YAKLAŞIMI
Hem genç, hem mutantlaşmış, hem ninjalıkta usta tiplemelerle karşılaşıyoruz. Onların sevecenliği, insancıllığı, haylazlığı ve iyimserliği bize tesir ediyor. Jonathan Liebesman “Teksas Katliamı: Başlangıç” (“The Texas Chain Saw Massacre: The Beginning”, 2006), “Ölüm Odası” (“The Killing Room”, 2009) ve “Dünya İstilası: Los Angeles Savaşı”da (“Battle Los Angeles”, 2011) sallanan hareketli kameradan medet uman yaklaşımını buraya taşımıyor. “Titanların Öfkesi”nin (“Wrath of the Titans”, 2012) memuriyet çizgisine yaklaşıyor.
Vinç-dolly kaydırmalarının genel plan egzersizine hava çekimlerinin de eklenmesi, açı-karşı açı tekniğini doyurucu bir devamlılık kurgusuna malzeme yapıyor. Shalhoub’un ses verdiği Shredder dikkat çekici, Leonardo’nun Knoxville’le neler yaptığı ise tartışmalı. Serinin dördüncü filmi “Ninja Kaplumbağalar”ın (“Teenage Mutant Ninja Turtles”, 2014) akılda kalan tema müziğini tercih etmemesi nostalji yapmak isteyenleri hayal kırıklığına uğratacaktır.
KEYİFLİ BİR YENİ SÜRÜM DENEMESİ
Ama daha ziyade Japon kültürüne yatkın düello sahnelerinde ‘robot teknolojisi’ne kayarken, ‘humanoid-cyborg’ çatışmasıyla ilerlemek ‘Transformers’ geleneğinden gelen bir efektlerle idare etme arzusunu getiriyor. Film, serinin içinde önemli bir yere oturmuyor, ama uzamayan süresiyle eğlencelik bir blockbuster süreci vaat ediyor. Yeni sürüm olarak belli bir saygıyı hak ediyor. En azından ‘yeniden çevrim’ gibi itici bir formata dahil olmuyor.
Böylece ‘Ninja Kaplumbağalar’, 80’lerde aynı dönemde popüler olduğu ‘He-Man’, ‘Afacan Dennis’ (‘Dennis the Menace’), ‘Richie Rich’, ‘Alvin ve Sincaplar’ (‘Alvin and the Chipmunks’), ‘Şirinler’ (‘The Smurfs’) ve ‘Transformers’ gibi iki boyutlu animasyon dizilerinin (kaynakları çizgi roman veya oyuncağa dayansa da) çocukları ilgilendirme özelliğinin ötesine geçmeye çalışıyor. Üstelik hem bunların ilk üçünün ‘popüler olmuş hemen kurmaca film üretelim’ düşüncesine, hem de son üçünün günümüzde tutturmasına ayak uyduran, her dönemde başvurulan bir kaynağa dönüşüyor.
90’lardaki üç sinema filminin ardından, 2000’lerde de ‘Ninja Kaplumbağalar’ için bir sinema filmi, bir de sinema animasyonu denendi. Hiçbir çizgi film ekibi, bu ekip kadar şanslı olmamıştı. Zaten ‘Cowabunga!’ gücüne kim karşı çıkabilir ki?
FİLMİN NOTU: 5
Künye:
Ninja Kaplumbağalar (Teenage Mutant Ninja Turtles)
Yönetmen: Jonathan Liebesman
Oyuncular: Megan Fox, Will Arnett, William Fichtner, Whoopi Goldberg, Johnny Knoxville (seslendirme), Tony Shalhoub (seslendirme)
Süre: 101 dk.
Yapım yılı: 2014
TERÖR POLİTİKALARININ İŞARET ETTİĞİ ADAM
Casusluk romanlarıyla bilinen John Le Carré’nin dokuzuncu perde uyarlaması “İnsan Avı”, yarı Çeçen yarı Rus bir teröristin peşinde alıyor soluğu. “Centilmen” ve “Kontrol”da köşeye sıkışmış, yalnız karakterlerin sıkıntılarını resmetme yetisiyle dikkat çeken Anton Corbijn, bu sefer 11 Eylül sonrasında oluşan dini önyargıyı masaya yatırıyor. Yedi ay önce hüzünlü bir şekilde yitirdiğimiz Philip Seymour Hoffman ise geriye bir kalıcı performans daha bırakıyor.
2001’den bu yana ‘insan avı’ ve ‘İslamofobi’ bir yaşam biçimine dönüştü. Bunun arkasını alışkanlık yaratan ‘Müslüman terörist’ tamlamasıyla doldurabiliriz. Bu konuda sayısız eser izledik. Ama hiçbiri Jerzy Skolimowski’nin “Ölümüne Kaçış”ı (“Essential Killing”, 2010) kadar etkili olamadı. “Incendiary” (2008), “Kapalı Devre” (“Closed Circuit”, 2013) gibi İngiltere’den çıkan masum, Amerikan emperyalizmine, Batı sömürgeciliğine batmamış örnekler bu konuda bir şekilde iz bıraktı.
YİNE YALNIZLIKTAN MUSTARİP BİR KARAKTER
“İnsan Avı” (“The Most Wanted Man”, 2014), ünlü casusluk romanı yazarı John Le Carré’nin 2008 tarihli eserinden yola çıkıyor. Orada Guantanamo ve Afganistan’da işkence görmüş, Taliban ve El Kaide’yle ilişkili Türk asıllı Alman Murat Kurnaz’ın gerçek hikayesinden esinlenilmişti. Öykü kökeninden biraz kopsa da, ‘Hıristiyan-Müslüman çatışması’ ve ‘Batı bilincinin düşman tanımı’ üzerinden ilerliyor.
Bu metne “Kontrol”de (“Control”, 2007) Joy Division’ın solisti Ian Curtis’in ve “Centilmen”de (“The American”, 2010) İtalyan kasabasına düşen bir tetikçinin iletişimsizliğini perdeye taşıyan bir yönetmenin gözünden bakıyoruz. Anton Corbijn, Hollanda asıllı olmasına karşın İngilizce projelerde becerikli bir işçi ve yazılı kaynakları seviyor. Özellikle de yalnızlığı en geniş formatta 2.35:1’de yansıtırken, fotoğrafları, çerçeveleri dramatik yapının önüne geçirmesiyle ‘yapıbozucu’ kavramını devreye sokuyor. Avrupa sinemasının ‘sanat’ anlayışından besleniyor. Steve McQueen ve David Fincher gibi yönetmenlerin gelenekleriyle akrabalık kuruyor.
ULUSLARARASI BİR KADRO
Yönetmen, biyografik film ile casusluk geriliminin ardından bu kez ‘casuslu’ bir terör geriliminin peşine takılıyor. Tek fark çok sevdiği görüntü yönetmeni Martin Ruhe’nin yerine kendi işini yapan usta Benoit Delhomme’un gelmesi. Günther Bachmann, uluslararası bir istihbarat teşkilatının gizli anti-terör biriminde görevli bir casus aslında.
Hoffman’ın ona yükledikleri de bizi bir göçmen avukatı (Rachel McAdams), bir bankacı (Willem Dafoe), bir Amerikan diplomatı (Robin Wright Penn) ve bir toplumsever Müslümanın dahil olduğu gerilim damarıyla yüzleştiriyor. Hedef ise Almanya’daki Müslüman camiasının arasına sızmak... Bu noktadan sonra işin içine Derya Alabora (Leyla) ve oğlu Melik’in (Tamer Yiğit) dahil olması işi daha da karmaşık hale getiriyor. Onlar yarı Çeçen yarı Rus ama fazlasıyla Müslüman teröristi evlerinde saklıyor.
BELİRSİZLİK VE YALNIZLIK
Corbijn, genel anlamda başroldeki Alman karakterin uluslararası operasyonunu ele alırken, onun yalnızlık şiirine odaklanmaya çalışıyor. Çok sevdiği geleneksel türlerin içindeki karamsar öykülerden, modern sinemaya uygun parçalardan birini daha çıkarıyor. Ama bunu yaparken kameranın başındaki kişinin değişmesi, bir anlayış farkı getiriyor. Elde tutulan kameranın zaman zaman Paul Greengrass geleneğine geçiş yapması hiç çekici değil.
Öte yandan sonbahar yitikliği yüklenen puslu havanın ve gri renk tonunun tesir ettiği Hamburg atmosferi, ötekileştirilen teröristin peşine düşme aşamasında sıkıntılı Hoffman’ı karenin bir tarafına yerleştirince film gaza basıyor. Fakat bu, “Kontrol”daki Sam Riley veya “Centilmen”deki George Clooney kadar baskın durmuyor. ‘Locked-down shot’lardan da destek alan reji, iyi planlanmış ezgilerle dikkat çekiyor. Sessizlik istemiyor. Ama Corbijn’in sevdiği belirsizlikle mücadeleyi zeki finalde de hissettiriyor.
LE CARRE UYARLAMALARI ARASINDA SIRITIYOR
“İnsan Avı”, belli anlarıyla takdir edilebilir. Amerika’nın teröre açtığı savaşta ‘Rendition’ kolu üzerine tüyler ürperten bir yorum daha olarak da anılabilir. Batıcılığın faşist ve ırkçı dışavurumunu sunduğu söylenebilir. Kafa karışıklığını anlatmaya meyleden sinematografisiyle de aslında ‘masum ve arada kalmış bir casus’un izini de sürüyor.
Ama Le Carré’nin “Utanç Duvarında Casusluk” (“The Spy Who Came in From the Cold”, 1965), “Casus Kim” (“The Deadly Affair”, 1966), “Casuslar Mücadelesi” (“The Looking Glass War”, 1969), “Köstebek” (“Tinker Tailer Soldier Spy”, 2011) gibi uyarlamalarının altında kalıyor. Hıristiyan-Müslüman çekişmesinde öteki tarafın tanımını yaparken biraz fazla ‘yukarıdan’ bakıyor. Amerikan sinemasından fazla farkı kalmıyor. Avustralyalı senarist Andrew Bovell (Ana Kokkinos filmleri ve “Lantana”da çalışmıştı.) ise etkili olamıyor.
FİLMİN NOTU: 5.5
Künye:
İnsan Avı (A Most Wanted Man)
Yönetmen: Anton Corbijn
Oyuncular: Philip Seymour Hoffman, Rachel McAdams, Grigoriy Dobrygin, Derya Alabora, Tamer Yiğit, Nina Hoss, Daniel Brühl
Süre: 118 dk.
Yapım yılı: 2014
GÖRME ENGELLİ, ÇIPLAK VE YARATICI
2006 tarihli “Tekrar”ın (“Reprise”) senaristi Eskil Vogt ilk yönetmenlik denemesinde, görme engelini sömürmeden modern ve düşündürücü bir filme imza atıyor. Kadın olmanın, görememe sorununun, yaratıcılık sancılarının ve telepatik güçlerin yol açtığı ‘ötekileşme’ durumuna dikkat çekiyor. Sevgisiz İskandinav toplumunu düşünmeye davet ediyor.
Görme engelli insanların sinemada sömürülmesine, dışlanmasına alışığız. Ama yakın zamanda bu konudaki ‘sığ bakış’ı yıkan modern ve medeni eserler izledik. “Körlük” (“Blindness”, 2008) ve “Hayallerin Ötesinde” (“Imagine”, 2012) gibi zeki filmler görme duyusunu kaybeden kişilerin gözünden yaratıcı bir görsel doku üretmişti. Birincisi gözümüzü kör edecek beyazlıkta bir renk kullanımına başvurarak, ikincisi duyusal bir estetiği stil müptelası Leone’nin aygıtlarıyla harmanlayarak…
Burada ise Eskil Vogt, bunların izinden gitmiyor. Görmemenin acısını çeken insanların psikolojisine, öznel bir bakış açısıyla odaklanmıyor. Aksine ‘körlük’ün yarattığı yıkımı çoktan kabullenmiş özgüven dolu bir karakterin ‘yaratıcılık sancısı’nı, farklı katmanlarla ele alıyor. Açılışta Ingrid’in duyusal evreninden yansıtılan boş ev görüntülerinin ardından görünmeyen noktadan onun sevgilisinin internet pornosuyla etkileşimini görüyoruz.
ÇIPLAKLIK-YAZARLIK-GÖRME ENGELİ ÜÇGENİNDE
Bunlardan biri sükunet, diğeri yıldırma peşinde. Filmin de zaten hedefi ikili karşıtlıklar arasında soğukkanlı, esnek bir duruş sergileyerek ‘özgün bir ton’ tutturmak. Yönetmenin araya planlar atıp lineer akışı yerle bir ederek aslında senaristliğini yaptığı Joachim Trier’nin “Tekrar”ını hatırlattığı kesin. Ama zamanla kendini aşmış, rahat, çıplak dolaşmaktan ve görme engelli olmaktan gocunmayan bir senaristin zihninden geçenlere kayıyoruz. Ingrid, sevgilisini kontrol etme arzusu bir tarafa, iletişimsiz Norveç doğasına çok şey katan Ellen Dorrit Petersen’in cüretkarlığından ve özgüveninden besleniyor. Görme engeli de çıplaklık da onun için bir ‘mahremiyet’ten çıkıp, göz önünde olan gerçekliğe dönüşüyor.
Beyazlık sakinliği desteklerken, ana karakterin soyunup sokakları gözetlemesi, telepatik güçleriyle birilerini kör etmesi ve sevgilisinin yaşamını bozması değerli. Vogt, çıplaklık-yazarlık-körlük üçgeninden bir model oluşturmaya çalışıyor. Yaratıcılık dönemi sancılarını, kendi kendini tatmin edecek seviyeye gelen tiplemenin kıskançlık ve yalnızlık krizleriyle yorumluyor.
SEYİRCİNİN PEŞİNİ BIRAKMIYOR
1.85:1’de öznel bir bakışla, mizaha da kayan bir yaklaşım izliyoruz. Görme engelinin sömürülme düşüncesi aklımızdan bile geçmezken, bu konudaki klişe ve kolaycı numaralar kullanılmıyor. Sanki yönetmen bu defonun konformist insanlara zarar vermediğini söylüyor. Beyazın üzerine gidip öznelliği abartmazken, bu dönemde üretilen görme engeli ile ilgili filmlerin, modern dille imtihanını karşımıza çıkarıyor.
“Körlük”, Norveçli yönetmeninin “Yeniden Sev Beni”ye (“Reconstruction”, 2003) ilgisini net bir şekilde açığa çıkarmasa da, o tabanla ilişkisini akla getiriyor. Ama Ingrid’in bilinçaltında, içsel yolculukla, kurgu hamleleriyle ilerleyen bir gerilim duygusu çıkarıyor. Vogt, öznel parçaların tanımında ‘kararan ekran’ın bir kez yan karakter için kullanılması bir tarafa, aslında bu minvalde bir yapı kurmuyor. Klişelere sapmıyor. Fazlasıyla intikamcı bir kadın kimliğinden feminist okumalara açılıyor. Seks hayatının da, yazarlık hayatının körlükle baltalanmayacağı gerçeği, sanki ana fikre dönüşüp bizi koruma altına alıyor.
ESİN KAYNAKLARI ÇOK BELİRGİN DEĞİL
Film için en akla yatkın benzetmeyle, klasikleşen kadın ana karakterli yaratıcılık dönemi krizi filmi “Hayal ve Görüntü” (“Images”, 1972) ile “Blind”ın (2007) cinsel cüretkarlığını birleştiriyor denebilir. Öte yandan parapsikolojik polisiye başyapıtı “Laura Mars’ın Gözleri” (“The Eyes of Laura Mars”, 1978) ile bağ kurarken, görmek/bakmak arasındaki zıtlaşmayı, bakmak/düşünmekle değiştirmek de vizyon ister.
Böylece “Körlük” toplumda kadının rolünün baskınlığına dikkat çekiyor. Duyuların kaybolmasına odaklanan “Yeryüzündeki Son Aşk”ın (“Perfect Sense”, 2011) seviyesine ulaşamasa da yakın zamanda izlediğimiz “Hayallerin Ötesinde” gibi bu konuyla ilgili modern filmler arasına katılıyor.
FİLMİN NOTU: 6.7
Künye:
Körlük (Blind)
Yönetmen: Eskil Vogt
Oyuncular: Ellen Dorrit Petersen, Henrik Rafaelsen, Vera Vitali
Süre: 96 dk.
Yapım yılı: 2014
KEREM AKÇA’NIN VİZYON FİLMLERİ İÇİN YILDIZ TABLOSU
Attila Marcel: 4.2
Azazil: Düğüm: 2.6
Ben, Kendim ve Annem (Les Garçons et Guillaume, à Table! / Me, Myself and Mum): 3.5
Belalı Rehine (Life of Crime)
Betondaki Çatlaklar (Risse Im Beton): 4
Bizi Kötüden Koru (Deliver Us From Evil): 3.2
Cehennem Melekleri 3 (The Expendables 3): 2.3
Cin (Jinn): 6
Çakma Polisler (Let’s Be Cops): 3
Dehşet Kasabası (Aux Yeux Des Vivants / Among the Living): 5.5
Fırtınanın İçinde (Into The Storm): 2.7
Galaksinin Koruyucuları (Guardians of the Galaxy): 7.6
Günah Şehri: Uğruna Öldürülecek Kadın (Sin City: A Dame To Kill For): 7
Hafta Sonu (Weekend): 4
Herkül: Özgürlük Savaşçısı (Hercules): 2
İtalya Tatili (Walking on Sunshine): 6.1
Kahraman Şövalye Justin (Justin and The Knights of Valour): 2.9
Karabasan (The Babadook): 7
Kayıp Karıncalar Vadisi (Minuscule): 6.5
Keşke Burada Olsam (Wish I Was Here): 5.7
Liseli Polisler 2 (22 Jump Street): 4.7
Lucy: 3.9
Muska: 2.7
Sürpriz Damatlar (Qu'est-ce Qu'on A Fait Au Bon Dieu?): 2
Şef (Chef): 4.2
Toprağa Uzanan Eller: 3.1
Yatak Dersleri (A Coup Sûr): 2
Not: Yıldızlar, 10 üzerinden verilmektedir.