Küresel sanat kasabası
Ali Esad Göksel, dünyanın en önemli çağdaş sanat fuarlarından biri olan Art Basel'e dair gözlemlerini yazdı...
Basel’deyiz kendi halinde irice bir “orta Avrupa kasabası”. Şu sanat panayırı nereden çıktı? Burada gizli, saklı yok. Her şey aleni. Ya sansasyon boyutu? Olmaz mı, nicelik ve niteliğin çizdiği bir dizi sansasyon patlaması devrede
ALİ ESAD GÖKSEL / HT CUMARTESİ
Andy Warhol, son yüzyılın önde gelen pop-kültür-sanatçıaktörlerinden biri. Laf çok kalabalık oldu. Farkındayım. Ama Warhol ile ilgili bir çerçeve deneyince böyle çatmak gerekiyor. Her an sahnede olan şöhretin tarihe geçen bir öngörüsü var: Yaşadığımız yüzyılda “herkesin 15 dakikalığına meşhur olacağı” kelamı...
Basel’deyim. Alman ve Fransız coğrafyalarının ortasına yerleşmiş ortaçağ şehri dolup dolup taşıyor. Aklıma Warhol’un falı takılıyor. Ne diye sırf insanlar için söylenmiş olsun ki? Alın size Basel: Kendi halinde irice bir “orta Avrupa kasabası”. Tamam çok para ve çok umur görmüş. Ama ölçeği. Hızlı yürüdünüz mü eski şehir 30 dakikada bitiveriyor. Ya şu sanat panayırı! Nereden çıktı? Cüzdanı kalın Basel eşrafı, kendini iyice güvende hissedip şu monoton hayatın biraz dışına çıkmalıyız diye hamle yapmış olmalı. 43 yıl önce üç kafadar galeri sahibinin başlattıkları sanat fuarı günümüz dünyasının en önde gelen koordinatlarından.
65 BİN SANATSEVER
Bugün 3 gün süren dev bir fuardan söz ediyoruz. 65 bin sanatsever dolaşıyor. Sanatsever dediğimiz zaman sakın ha çulsuz öğrenci tayfası sanmayasınız. Elbette onlar da var. Zaten onlar tuz biber. Üstelik geleceğin aktör ve aktristleri onlar. Ama gelin romantizmi bir kenara koyup işin aslına bakalım. Ortada dünya çapında bir nüfuzticaret ve sansasyon oyunu var. Nasıl yani? Anlatalım. 36 ülkeden 300 galeri var burada. Eteklerindeki taşları dökmedeler. Elbette çok merak edilen şeyi öğrenmek istiyorum. Kaç eser, kaç paraya el değiştirdi? Çünkü Art Basel bir ticaret. Ama baştan demiştik. Bir de “nüfuz” var: Bugünün dünyasında kaç uluslararası sanatçınız, kaç müzeniz, kaç galeriniz varsa, o kadar varsınız: O kadar saygı görüyorsunuz. O kadar etkili olabiliyorsunuz. “Kültür emperyalizmini” sakın ha nostaljik bir tabir sanmayasınız. Bugünün gerçek savaşları kültür ve sanat kulvarındaki nüfuz yarışları. Etkin olanlar son sözleri söyleyenler. Bir de biat edenler, takipçiler var.
NÜFUZ PATLAMASI
İşte Art Basel bu nüfuz yarışlarının projektör altına geldiği anlardan. Burada gizli, saklı yok. Her şey aleni. Ya sansasyon boyutu? Olmaz mı nicelik ve niteliğin çizdiği bir dizi sansasyon patlaması devrede: Neredeyse herkes koşa koşa Malborough Galerisi’ne gitmekte. Neden? Neden olacak. 1.5 metreye 1.5 metre bir tabloyu tavaf etmeye. Degrade bir turuncu, açık-koyu lekeler halinde yerleşmiş. Mark Rothko’nun yarım asır önce yaptığı bir resim. Önünde bir bant var. Yaklaşma orada dur, tarifi için. Ayrıca yetmemiş, bir de güvenlik elemanları var. Resmi kıyafetli. Pazarlamanın nelere kadir olduğunu iyice hissedesiniz diye.
Şimdi sıkı durun. Tablo satılmış. 75 milyon Amerikan dolarına. Galerinin yöneticisiyle tanışıyoruz. Profesör Renton. Goldsmiths College’ın küratörlük bölümü yöneticisi. Tipik bir İngiliz hümoru ile “Kalabalık alakadan memnunuz, çözmeye çalışıyoruz” diye eğleniyor...
Saltık Galatalı’yla konuşuyoruz. Akbank Private Banking, Türkiye’de çağdaş sanata desteğini net olarak sergileyebilen kurumlardan. Bu yıl altıncı yıldönümünü kutlayacaklar, Contemporary Art Istanbul’un yanında duruyor ana sponsor-destekçi olarak boy gösteriyorlar. Zaten Art Basel’e tam kadro olarak yaptıkları çıkarma da anlamlı. Müdür Galatalı’ya geçtiğimiz ay New York’ta 125 milyon dolara satılan “Çığlık Tablosu” ve ressamı Munch’ü soruyorum: “Bunun için bana kredi verir miydin?”
Kibar bir adam: “Haydi, git işine” demiyor. Kurumsal değerlendirmeler konusunda ihtisaslaşan Amerikan bankalarının bu tarz kredileri Birleşik Devletler sınırları içinde kullandırdığını anlatıyor. Tüh kaçırdık Çığlık’ı. “Peki” diye meraklanıyorum. “Bir fon yapsanız, sanat eserleri alsak, ‘fon-daş’ olsak... Çığlık İstanbul’da sergilenir. Satılana kadar prestij, sonra da para kazanırız.” Galatalı bu kez, “Niye olmasın” diye yanıtlıyor: “BDDK’dan izin almamız gerekiyor, sonra yapılabilir!”
PARA SANAT PRESTİJ
Masanın köşesinde bir alt üçgen kurmuşuz. Nursuna Memecan iktidarın milletvekili, Ali Güreli Contemporary Art İstanbul’un ağababası. Hemen ortalıyorum! “Türkiye’nin bu sahalara inmesi çok çok önemli.” Devletimiz tekstilciyi, turizmciyi seviyor, öpüyor. Sanat ve sanatçıya neler yapılmalı ki, biz Art Basel’de olalım, Art Basel de Contemporary Art İstanbul’da olsun. Hemen şunu anlıyorum, devlet baba ile dans etmenin ilk kuralı fevkalade edepli olmak. Ali Güreli, “Biz şimdiye kadar para istemedik ki” deyiveriyor. İktidarın “muhalif kürtaj sesli” milletvekilinin yüzüne afacan bir “Netekim, bunu da biz yaparız’’ ifadesi yerleşiyor.
Basel Sanat Müzesi Lokantası bahçesinde içimi umut kaplıyor. Şarabımdan bir yudum alıp Piedmonte’ye uzanıyorum. Gaja Barbaresco 1999 beni pespembe bir kulvara atıyor: “Sanatçılarımız uluslararası fuarlarda. Devletimiz onları itip kakmadan vazgeçmiş. Yargılamıyor. Kassel, Venedik, Basel ve Seul’de başarıdan başarıya koşuyorlar. Galerilerimiz muazzam bir sinerji doğurmuşlar. Daha ne olsun. Tebrikleri kabul ediyorum.” Şarabımdan bir yudum daha alıyorum...