Habertürk
    Takipte Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        Yazar, yaşamak için yazmak zorundadır. Yazmak ve kelimeyi açıklamak için her an yazmalıdır. Doğal yoldan ölmesi ya da intihar etmesi durumunda, kendi soyundan gelenler, kendi oğlu yönetimin hedefi olacak; bu kez onlar aynı yaşamın içine girecektir. Tıpkı kendisinin, ataları yüzünden bu sıkıntılı, işkenceli yaşama tutsak olması gibi; Yazar, her an her yerde, her şey tarafından; örneğin, salonundaki çiçekten, banyodaki ayna ve havluya, odasının duvarlarından sokaktaki insanlara, komşularına, ağaçlara, fırtınaya kadar her şey tarafından izlenmektedir.

        Ancak, yazar, kendisinden evrensel, yaşamı kurtaracak bir görev gibi istenirken aslında yönetimin gerçek amacını bilmektedir; çünkü bu kelime kendisindedir ve her şeye bu kelimenin içinden bakmaktadır.

        Tek çözümü vardır. Kaybolmak. Yaşayıp yaşamadığı bilinemeyeceği için hem soyunu kurtaracak hem de belki böyle bir kelimenin varlığını başkalarına düşündürecektir.

        Birinci bölüm yazarın bu savruk, dil ve gramere özentisiz, özellikle bozuk yazılarından oluşur.

        İkinci bölüm ise yazarın kayboluş sürecini klasik bir tren yolculuğu benzetmesi içinde anlatır. Yazarın bulunduğu kompartımana gelenler, aslında kitabın ilk bölümünde, arada yer almış kişiler; kısaca kendi çocukluğu, yetişkinliği, babası, annesi, kendisidir. İlk bölümde yer alan yazıların bulunduğu zarf, işte bu yolculukta eline geçecektir.

        Böylece her şey en başa dönmüş, yazar/yolcu kendi yazdığı yazılarla tekrar karşılaşmıştır. Yazılar, yine benzer şekilde; bir yolculuk sırasında başka bir kişinin eline geçecek, bu kişi de yazıları yine bir tren istasyonuna bırakacaktır: Kitabın girişinde yer alan açıklama Nejat Soyer’in, bu yazıların olduğu zarfı bir tren istasyonunda bulduğunu, kendisinin yazmadığını itiraf etmektedir. Her şey başlangıca dönmüştür.

        Anlatı boyunca yazar hariç tutulursa, tanıdık bir tek kahraman yer alır: Bir sivrisinek. Sivrisinek de belki yazarın -insanın- kendisi, belki de Tanrı’dır.

        YAZAR HAKKINDA

        1949’da doğdu. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü’nde, Devlet Güzel Sanatlar Akademisi Resim Bölümü’nde (bugün: Mimar Sinan Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi) öğrenim gördü. Ortaokul-lise yıllarında “Eflatun” adlı edebiyat dergisinde şiir ve düz yazıları yayımlandı. Daha sonra (1975-1980) Yeni Ufuklar dergisinde denemeleri, Yeni Ortam, Politika gazetelerinde, Milliyet Sanat ve Hürriyet Gösteri dergilerinde sanat eleştirileri yer aldı. Bu yıllarda, özellikle Vedat Günyol, Hulki Aktunç ve Onat Kutlar’ın edebiyat alanında çok katkısı ve teşviki oldu. Egemen Berköz, Selim İleri, Doğan Hızlan, Kürşat Başar ile de tanıştı, dergi ve gazeteler için birlikte çalıştı. Milliyet Sanat Dergisi Deneme yarışmasında bir de ödül kazandı.

        1980’den itibaren kısa öykü ve roman çalışmalarına öncelik verdi ama bunların hiç birini yayınlatmadı. Bu dönemde yazdıklarını “Yayınlanmayacak Yazılar” adıyla biriktiriyordu, ama çoğunu saklamıyordu.

        "Tutanak"ı yazmaya 1989 sonlarında başladı. O yıllardaki adı “Suçlama!” olan bu romanın bölümleri de dağınık, farklı defter ve kâğıtlardaydı. 2003’te, 2005 ve 2007’de aynı metinleri tekrar yazdı, bozdu, sildi, dağıttı… 2011’de son haline getirdiği ana metinde 2012’de yine bazı eklemeler ve eksiltmeler yaptı.

        1970-2010 yılları arasında -askerlik yılları hariç- reklam yazarı, yaratıcı bölüm başkanı olarak ulusal ve uluslararası reklam ajanslarında çalıştı.

        GÜNÜN ÖNEMLİ MANŞETLERİ