Habertürk
    Takipte Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
        Haberler Kültür-Sanat

        Bazı yönetmenler stilleriyle, temalarıyla ve sinemaya yaklaşımlarıyla kabul görürler. Buna paralel olarak da onların her filmini aynı merak ile bekleyen bir kitle oluşur. İşte yaklaşık 20 senedir, David Fincher, Yavuz Turgul ve François Ozon da birbirinden farklı bakış açılarıyla bu isimlerin arasında yer alıyorlar. Onların son filmleri “Sosyal Ağ”, “Av Mevsimi” ve “Yuva” ise hayranlarını memnun edecek cinsten eserler. İzlemeyenler veya tekrar izlemek isteyenler için hatırlatalım, her üç filmin de DVD’leri Türkiye’de raflara girdi.

        Yavuz Turgul, David Fincher ve François Ozon. Aslında bu üç ismi yan yana anmak bir hayli zor. Ancak ‘yönetmen garantisi’ dediğimiz şeyin karşılığını vermeleriyle birlikte bu olay kolaylaşıyor. Zira her biri de yeni eserlerinin kariyerlerinin gidişatını inkar etmeyen filmlerle çıkageliyorlar. Bu bağlamda da kendilerine ‘gerçek bir ... filmi’ ibaresini bir kez daha yakıştırmamıza olanak tanıyorlar.

        Yeşilçam melodramı dokulu polisiye

        “Av Mevsimi”, belki bir polisiye. Ancak temeline baktığımızda Yavuz Turgul’un toplumun içinden karakterlerin hikayesini anlatıp bir mozaik çıkardığı ‘drama’larını hatırlatıyor. Yeşilçam melodramlarını modernize eden sinemasının farklı bir türevini sunuyor adeta.

        Buradaki polis karakterleri, çömezi de tecrübelisi de dahil olmak üzere gerçek anlamda bir Turgul işi dramanın malzemeleriler aslında. Alegorik bir toplum portresi çıkartmaya yarıyorlar. Mesele de ‘zengin sömürüsü ile körelen hayatlar’a kadar gidiyor. “Av Mevsimi”, dünya sinemasında polisiyenin ‘suçlu kim?’ izleğinin çok uzağında durarak ‘bağımsız ruh’la üretilen işleri getiriyor akla.

        Gençlik filmlerine farklı şekil vermek için yola çıkmış

        “Sosyal Ağ”ın (“The Social Network”, 2010) ise yine David Fincher filmografisinde çok uygun bir konuma oturması, sinemacının ‘bozucu’ anlayışını devreye soktuğu bir film olmasıyla doğru orantılı. Gençlik filmlerinin o klişe tiplerini, ezik, yakışıklı, güzel sarışın gibi kartonlaşmış karakterlerini elinin tersiyle iten, bunun yanında klasik Amerikan sinemasının da tempolu dünyasının dışında duran bir eser.

        Bu bağlamda diyalog odaklı akması ve karanlık olması bir yana, yönetmenin karakterlerini bu ‘Wall Street’vari dünyadaki dolandırıcılık hikayesine yerleştirirken, planları açı-karşı tekniğini bozarak kurması esaslı amacını ortaya koyuyor. Fincher tempoyu sürekli düşürürken, kurgu geleneklerini yıkmak ve gençlik filmine farklı bir şekil vermek için yola çıkmış burada da.

        “Yuva”ya (“Le Refuge”, 2009) geldiğimizde soğukkanlı ve minimalize edilmiş bir ‘hamile kadın hikayesi’ izliyoruz. Eşinin ölümünden sonra bir erkek arkadaşı ile ‘yuva’da ikamet etmek durumunda kalan bir karakterin hikayesi en kısa tanımıyla bu. Söylediğimize yaklaşırken devreye soktuklarıyla soğukkanlı, duygu sömürüsüz ve felsefi noktalara gidiyor. Böylece Ozon’un minimalist dünyasını bize bütün hatlarıyla anlatmış oluyor. Her üç eser de gerçek birer yönetmen filmiler uzun lafın kısası...

        Türkiye’de ilk kez DVD’de!

        Francis Veber’in 1998’de sinemaya soktuğu “Salaklar Sofrası” (“Le Diner de Cons”), Fransa’da durum komedisi geleneğinden üreyen eserlerin kalitesini belirlemişti. Vodvil etkisi ve becerikli oyuncular ise bu konuda ana hedef noktasına dönüştü sonradan ulusal sinemanın popüler kolunda. 2010 tarihli Amerikan yeniden çevriminin de Türkçesi “Salaklar Sofrası” (“Dinner for Schmucks”) olarak seçilmiş. Yönetmenlik koltuğunda ‘Zor Baba’ (Meet the Parents) ve ‘Avanak Ajan’ (Austin Powers) serilerinin müsebbibi Jay Roach var.

        Yönetmenin becerisiyle, vodvil esintili yapının sinema filmine çevrilmesi konusunda fazla sıkıntı yaşanmadığı söylenebilir. Mekan sayısının fazlalaştırılması ve olay örgüsünün değiştirilmesi bu duruma destek vermiş. Bu bağlamda da Steve Carell’ın ‘salak’ ama dengeli salak, Rudd’ın da iş adamı tipleri yerli yerine oturmuş. Ancak bu doğrultuda sadece belli anlarda mizah yaratma çabası sonuç veriyor. Filmde genel bir tempo ve espri yazma sorunu mevcut. Yine de 2010 model “Salaklar Sofrası”nın ülkemizde vizyona girmeden önce DVD’sine ulaşmamız sevindirici. Aynı durum soygun filmi “Son Vurgun” (“Takers”, 2010) için de geçerli.

        John Luessenhop’un aslında video klip estetiğiyle çektiği ama buna çok fazla sınıf atlatamadığı yapıt için ‘B filmi’ güdüsünden seslendiği söylenebilir. “Ocean’s Eleven” (2001), “İtalyan İşi” (“The Italian Job”, 2003) gibi filmlerle yarışacak düzeyde de değil belki. Ama Matt Dillon, Jay Hernandez, Paul Walker, Zoe Saldanha, Hayden Christensen gibi oyuncuların varlığı ve temposuyla izletiyor, onu kabul etmek lazım.

        Kerem Akça’nın Önerdiği 15 DVD:

        1-Umberto D.

        2-Scott Pilgrim vs. the World

        3-Şeytan’ın Belkemiği (El Espinazo del Diablo)

        4-Merdiven Altındakiler (People Under the Stairs)

        5-Köpekler (Straw Dogs)

        6-Sosyal Ağ (The Social Network)

        7-Paranormal Activity 2

        8-Alacakaranlık Efsanesi: Tutulma (Twilight Saga: The Eclipse)

        9-Av Mevsimi

        10-Yuva (Le Refuge)

        11-Borsa: Para Asla Uyumaz (Wall Street: Money Never Sleeps)

        12-Yedek Polisler (The Other Guys)

        13-Zorlu Görev (Get him to the Greek)

        14-Yentl

        15-İlk Aşk (Flipped)

        Not: Liste, son 2 ayda çıkan DVD’lerden oluşturulmuştur. Her hafta güncellenecektir.

        keremakca@haberturk.com

        GÜNÜN ÖNEMLİ MANŞETLERİ