Yönetmen Ömer Faruk Sorak, ‘8 Saniye’ filminin kariyerinin en iyi filmi olduğunu söylüyor
Vizyona giren '8 Saniye' filminin yönetmeni Ömer Faruk Sorak, HT MAGAZİN'e konuştu
Mehmet ÇALIŞKAN / HT MAGAZİN
Ömer Faruk Sorak... TRT’de kameramandı. Hakkında ‘Deli’ denecek kadar risklere girip denenmemişi denemek, yapılmayanı yapmak gibi dürtüleri Sorak’ı kameramanlıktan önce görüntü yönetmenliğine, ardından da yönetmenliğe terfi ettirdi. Sinemadaki ilk işi görüntü yönetmenliğini yaptığı Türk sinemasında yeni bir devri başlatan ‘Vizontele’ oldu. Yönetmenliğe geçtiği ‘G.O.R.A’nın arkasından da ‘Sınav’, ‘Yahşi Batı’ ve ‘Aşk Tesadüfleri Sever’i çekti. Böylesine dolgun bir kariyere sahip Sorak, kendisinin en verimli, Türk sinemasının ise en bereketli olduğu bir dönemde 4 yıl boyunca sadece bir işe yoğunlaştı. ‘8 Saniye’. Almanya’da yaşayan Esra İnal’ın hayatından esinlenerek senaryolaştırılan film, bir kadının erkeklere emanet olmadan hayatını istediği gibi şekillendirme çabasıyla gelişen olayları hikâye ediniyor. Hani bazı filmler için ‘Anlatılamaz, izlenmesi gerekir’ denir ya. ‘8 Saniye’ işte o filmlerden. İnal’a başrollerde Fahri Yardım, Fırat Çelik, Don Miguel Ruiz ve Salih Kalyon eşlik ediyor.
■ Esra İnal’ın hikâyesinin neyi cezbetti de 4 yıl uğraşıp ‘8 Saniye’yi çektiniz?
‘Aşk Tesadüfleri Sever’in devamını çekip çekmeme konusunda fikir yürütüyorduk. Ne var ki ‘Deniz’ ölmüştü. ‘Deniz’ ile ‘Özgür’ün bir rüya ortamında buluşması yönünde düşünce oluşunca eşim İpek Sorak, rüya kontrolünden söz etti. Sonra bir gün Yılmaz Erdoğan’ın evinde rüya kontrolü üzerine sohbet ederken bir arkadaşımız eski sevgilisinin bu konuda uzman olduğunu ve atölye çalışmaları düzenlediğini söyledi. O kişi Esra İnal’dı. Sonra görüşmek için yaşadığı Almanya’ya gittik. Esra, hayat hikâyesini anlatırken bütün olayları yeniden yaşıyordu. Öyle etkileyici bir yaşamı vardı ki... Rüya kontrolünü bir başka hikâyenin içine yerleştirmektense Esra’nın hayatını filme çekmeye karar verdim. Filmin adı da Esra’nın atölye çalışmalarına verdiği ‘8 Saniye’den geliyor.
‘ALMANLAR BU FİLME OLDUKÇA İNANDI’
■ Esra İnal’ın hayatını bire bir mi çektiniz?
Hayat hikâyesini aldık, içindeki bazı durumları, karakterleri birleştirdik, değiştirdik. Çünkü ailesinin hassas noktaları vardı. Esra’nın yaşadıklarıyla kurguyu harmanladık. Senaryoyu bitirmemiz 2.5 yıl sürdü. 6 ay da ön prodüksiyon çalışmasıyla geçti. Yüksek bütçeli bir film olduğu için Almanya’dan ortak bulduk. Alman ortağımız Barefoot Films, ‘8 Saniye’ye oldukça inandı ve ‘Biz zaten Türkiye ve Almanya arasında köprü kurmak istiyorduk. Bu film köprünün birinci ayağı oldu’ dediler. Bu durum karşısında biz de oldukça heyecanlandık.
■ ‘Esra’yı neden profesyonel bir oyuncu değil de Esra İnal’ın kendisi canlandırdı?
Profesyonel oyunculuk tabii ki değerli ve önemli ama Esra’nın kendisini canlandırması ortaya canlı kanlı bir iş çıkmasına neden oldu. Bunun yanı sıra rutin olandan bir tane daha yapmak yerine riske girerek daha önce yapılmamışı yapmak, denenmemişi deneyerek başarmak benim için daha değerli. İş hayatıma hep bu şekilde yön verdim. Kameramanken bazen ‘Deli’ denecek kadar yeni şeyleri denemişliğim var. Karşılığında da ‘Bunu ilk sen denedin, başardın’ı duyardım. Böyle bir misyona sahip olmanın mutluluğunu yaşıyorum. Esra’nın hayatını kendisinin canlandırması konusunda bu misyonun beni tetiklediğini söyleyebilirim. Bu arada o mikrop Esra’ya bulaştı. Esra, artık oyunculuk da yapacak.
■ Başrolde popüler bir oyuncunun olmayışı ticari bir risk değil mi?
Ben onu hiç düşünmedim, çünkü bu işe çok inandım. Bir filmi kurgularken ‘İzleyici olarak ben bu filmi sever miydim, bu filmi kendime satar mıydım?’ sorusuna ‘Evet’ cevabını alıyorsam işin ticari yönlerini pek düşünmüyorum. Yaptığım ve içine dahil olduğum işler aşağı yukarı böyle işlerdi. TRT geçmişimin verdiği Anadolu insanını bütün farklılıklarıyla derinlemesine tanıma şansına sahip olmamın yarattığı artılara da sahip olduğumu söyleyebilirim.
‘ALMANLAR BİZİ DİSİPLİNE ETTİ’
■ Profesyonel oyuncu olsa çekimler daha kısa sürede biter miydi?
Hayır, çekimlerin uzun sürmesinin nedeni Almanya’da, Türkiye’de ve Meksika’da çalışmamız. Bizim burada alıştığımız çalışma disiplinimizin dışında sabah 9 akşam 6 arasında çalışıp sonra paydos eden bir zihniyetle mücadele etmek gibi bir serüven de geçirdik. Almanların bu tavrı bize şunu gösterdi: ‘İnsanca çalışmanın formülü bu.’ Gece sahneleri çekilecekse mesai saati ona göre düzenleniyor. 12 saatin içinde planlı çalışarak da burada 18 saat içinde çalışılan her iş yapılabiliyor. Almanların çalışma şekli bizi de biraz disipline etmiş oldu.
■ Sizce kadın-erkek ayrımı yapılmasında kadınların rolü ne kadardır?
‘Kızım isyan ederek başına kötü bir şey geleceğine, bir şeyleri kabullensin. Başkası onun canını acıtacağına, ben onun canını acıtayım’ diyerek en büyük eziyeti belki de annelerinden gören kadınların ve onların doğurduğu erkeklerin yarattığı bir toplumun sonuçlarının ne olduğunu hâlâ görüyoruz. ‘Haydi aslan oğlum’ şeklinde büyütülen bu çocukların anne kavramını ve annenin bir çocuğun hayatındaki yeri ve önemini unutturacak kadar vahşileşmesi noktasına gelme sebebi, sadece o adamın suçu değil diye düşünüyorum. Kadın, bazen ‘Sırf sorun çıkmasın, sesim fazla çıkarsa o ses hiç de hoş olmayan yollarla susturulur’ diye bir şeyleri içine atıyor. Ömer Faruk Sorak’ın yeni filmi ‘8 Saniye’, Esra İnal’ın hayatından esinlenildi. Sorak, 4 yıl uğraştığı filmin kadınların erkeklere emanet olma konusundan yola çıkarak 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nün varlığının toplumun yüz karası olduğunu dile getirdi Mizah gücü yüksek Yılmaz Erdoğan ile Cem Yılmaz’ın yanında eğitim alacak kadar zaman geçirdim.
‘Oscar’ı isterim ama ‘Gönderin’ diyemem’
■ ‘8 Saniye’nin Türkiye’nin Oscar aday adayı olabilme olasılığı nedir?
Yaptığınız işin ödül almasını istemekle, ödülü hak ettiğini düşünmek arasında fark var. Her iyi iş yapan ve iyi iş yapmayı önemseyen insanlar ödüllendirilmeyi, tabii ki beklerler ve ister. Ama bu onların hak ettiklerini deklare edecekleri anlamına gelmez. Dolayısıyla takdir, böyle durumlarda bu yapılan işin önce yurtiçinde sonra yurtdışında Türkiye’yi temsil edip etmeyecek değere sahip olup olmadığının kararını veren kurulun inisiyatifindedir. Ben olsun isterim tabii ki ama olması gerekir demek çok yakışık almaz.
‘Yaptığım en iyi iş bu oldu’
■ Bu proje uğruna 4 yıldır film yapmıyorsunuz. Buna da çok para harcadınız. Değdi mi?
Tabii ki değdi. Bugüne kadar yaptığım en iyi iş oldu. Bu filme çok inandım, eşim İpek de çok inandı. Ben onun inancını hayata geçiren tarafım desem yeridir. ‘8 Saniye’, bizim işlerimizin çıtasını yükselten bir çalışma oldu.
■ ‘8 Saniye’ sizin hayatınıza yeni değerler kattı mı?
Elbette birçok değer kattı. ‘8 Saniye’, insanlara kırdıklarını, incittiklerini, üzdüklerini düşündürüp ‘Hep o mu hatalıydı? Benim hiç mi hatam yoktu?’ dedirtebilirse ne mutlu bana. Bunun yanı sıra kadınların aynanın karşısına geçip, ‘Sen bana emanetsin’ demelerini çok isterim.
‘Kadınlar kendilerine emanet edilmeli’
■ Filmde özetle altını çizdiğiniz değerler nedir?
İnsan ilişkilerini yeniden biçimlendirmenin gerektiğini anlatan yanıyla bana çok cazip geliyor. Örneğin 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nün varlığı aslında toplum için yüz karası bir durum. Ne demek yani. Doğada erkek ve dişi olarak kendini tanımlayan öğenin birinin birtakım haklara sahip olması için mücadele etmesi, bu mücadeleden de çoğu zaman yenik ayrılarak çoğu şeyi kabullenmesi gerçeği zaten yeterince insan onuruna aykırıdır. Zamanında siyahilerin birtakım haklara sahip olmak için mücadele etmesi gibi. Kadın, doğurganlık özelliği nedeniyle önce neredeyse tanrıçalaştırılmış sonra da günahkâr ilan edilip kendi başına bırakıldığında günah işlemesi muhtemel bir tür olarak görülmüş. Hatta bunu kadınların, kadınlara yaptığı ve hâlâ yapmakta olduğu bir dönem yaşanır hale gelmiş. Bence bu filmin beni etkileyici öğelerinden biri, doğru olanın kadının günah işleyebileceğini düşünüp ona buna emanet edilmesi değil kadının kendisine emanet edilmesi gerektiğinin altını kalın kalın çiziyor olması. Ömer