HABERTURK.COM

Marka Konferansı'nda Prenses ve yazar Kenize Mourad, duygu dolu konuşmasına “Dedemin sarayına hoş geldiniz” diyerek başladı.

Dedesi V. Murat’ın 28 yıl boyunca Çırağan Sarayı’nda esir tutulduğunu hatırlatan Mourad, şöyle konuştu: “Benim büyükannem de buraya mahkum olarak geldi 6 yaşında. Benim için o kadar duygusal ki. Güzel bir saray ama geçmişte de ne olduğunu bilmek lazım. Dedem 28 yıl boyunca hiç dışarı çıkmadı, çok hassas bir insandı. Her ne kadar babası öldürüldüğünde şok geçirdiği için bir psikolojik rahatsızlığı olsa da kızları dans edebilsin diye neşeli canlı müzikler bestelerdi. Piyano için yapılmış çok iyi besteleri vardır.”

Mourad, Çırağan Sarayı’nı ilk gördüğünde tamamen harabe halinde olduğunu söyleyerek “Sonrasında çok güzel bir mimariye sahip oldu. Burada kaldığımda havuzda yüzerken saraya bakıp ağladım çünkü ben güzel vakit geçirirken ailemin burada yaşadıklarını düşündüm” dedi.

İSTANBUL’DA KİTAP YAZACAK

Mourad, Türkiye’nin iki ayağı olduğunu ve bu iki ayağa da ihtiyacı bulunduğunu dile getirerek “Hem Osmanlı hem Kemalist olmak mümkün. Her ikisi de değerli. Geçmişini bilmeyen insanların psikolojik olarak iyi bir durumda olmayacağını söyleyebiliriz. 600 yıllık imparatorluğun torunu olduklarını bilmek önemli.” Yeni kitap projesinin müjdesini de MARKA Konferansı’nda veren Mourad, “İstanbul’a taşınıp yeni kitabım için araştırma yapmayı düşünüyorum” diye konuştu.

Dekoratör Ayşe Torfilli Somer, Balçiçek Pamir ile oturumunda kainat güzeli seçilen anneannesi Kerima Halis Ece ve yarattığı etkiyi anlattı. Torfilli, “Kainat güzelinin torunu olmak çok güzel bir his. Anneannem çok güzeldi ama bu yarışmayı güzellik yarışması olarak görmedi. Mili görev idi. Karanlık bir devirden çıkan çağdaş genç Türkiye Cumhuriyeti’ni temsil etmekti. Bu bir propagandaydı aslında” diye konuştu.

‘İstanbul’dan dünya liglerine’ başlıklı oturumda Zeynep Yalım Uzun ve John Carney, Oylum Talu’nun sorularını yanıtladı. Uzun, Beko’nun hikayesinin Koç topluluğunun Türkiye’den dünya markası çıkarma hayaliyle başladığını vurgulayarak, 140’ın üzerinde ülkede satılan Avrupa’nın 2, İngiltere’nin 1 numaralı markası olduğunu kaydetti. John Carney de Barcelona ile yaptıkları ‘Eat like a pro’ kampanyasıyla Beko’nun 1 milyon ‘hastag’e ulaştığında Unicef’e 1 milyon Euro bağış yaptığını dile getirdi.

İSTANBUL’UN SEMTLERİ

Komedyen ve yazar Kaan Sekban, ‘Beyaz yakalının intikamı’ başlıklı oturumda Sani Şener, Agah Uğur, Ahmet Dördüncü’yü sorularıyla terletti, katılımcılara eğlenceli anlar yaşattı.

Sekban’ın “İşinizin hayatın odağında olduğu, bayram ziyaretinde bile konuyu TAV’ın büyümesine getiren biri gibi görünüyorsunuz” sözlerine karşılık Şener önce “It’s not hokus pokus. It’s all about focus” diyerek işine çok odaklı olduğunu hobileri olmadığını sadece çalıştığını kaydetti. İşe odaklanmasının renksiz hayat olmadığını çok renkli olduğunu belirten Şener’e karşılık Agah Uğur, “Sani 20 yıllık dostum Sani etrafındaki herkesin hobisidir. Onunla beraber olun yeter” dedi.

Uğur, çalışanlarından daha çok kazanıyorsa daha çok çalışması gerektiğine göre yaşadığını kaydederken Dördüncü, erken çıkmak isteyen çalışanlarına yönelik “Kesinlikle olumlu karşılarım ve karşılamak gerekir. Toplantı, hastaneye gideceği zaman izin aldığında idari izin olarak gönderirim. Önemli olan etkinlik kalan zaman içinde işini tamamlaması gerekir” dedi. Şener, Sekban’ın “Bir semt olsaydınız hangisi olurdunuz” sorusunu Dördüncü Kadıköy, Uğur Nişantaşı, Şener Mahmutpaşa diyerek yanıtladı.

SİYASET MÜŞTERİSİ KORKULARIYLA SATIN ALIYOR

20 yıl önce ilk MARKA Konferansı’nın açış konuşmasını yapan Cem Boyner, 20 yıl sonra yeniden konferansta gazeteci Elif Ergu’nun sorularını yanıtladı. Boyner, Yeni Demokrasi Hareketi ile yaşadığı siyaset deneyime ilişkin “Buradan bugün bakınca temel fıkrası gibi geliyor ama o zamanlar Türkiye’nin ciddi tehditleri problemleri ve potansiyeli vardı. Biz de hayaller kurduk ama satamadık malı. YDH o açıdan derdini anlatamamış bir marka olarak hafızalarda duruyor” diye konuştu.

“Çok da şey yapmamak lazım” sözüne işaret eden Boyner, “Tüm fikirler icatlar itirazdan doğmuştur. Toplumsal doğrulara otoritelerin doğrularına uyum gösterip ses çıkarmayayım deyince toplumun içindeki sorgulayıcı enerji azınlıkta kalıyorsa senin toplumunun dünya toplumlar aleminde heyecan getirecek şansı yok aslında. Eyvallah toplumuyuz bunu kaldırıp itirazın doğru bir şey olduğunu normal bir şey olduğunu anlatmak lazım” dedi.

Beymen’deki ayrılığın duygusal olarak darbe olduğunu ancak düğünde değil boşanırken centilmen olmak gerektiğini kaydeden Boyner, kimsenin zarar görmediği bir şekilde bu ortaklığın bitmesinin mutluluğunun darbe duygusunu dengelediğini belirtti.

Bayer Ülke Müdürü Tayfun Günay, ‘Gündelik Sağlığın Dönüştürülmesi’ sunumunda artık sağlığımızı korumaya hastalanmamaya çalıştığımızı belirterek tedaviyi değil önleyici uygulamaları konuştuğumuzu kaydetti.

Şişecam Cam Ev Eşyası Grubu Başkanı Cemil Tokel, BJ Cunningham ile yaptığı oturumda Atatürk’ün Şişecam’ın kuruluşuna ilişkin anekdotla başladığı konuşmasında kurumun DNA’sını Atatürk ve cumhuriyet oluştuğunu kaydetti. Şişecam’da 30’lu yıllardan beri hiç kadın eşitsizliği ile karşılaşmadıklarını her zaman eşit işe eşit ücret verdiklerini ve yönetim kademelerinde kadınların daima temsil edildiğini vurgulayan Tokel, Paşabahçe’yi dünyanın tüm yemek masalarına sokmayı hedeflediklerini kaydetti.

Cem Mirap “Yeme, içme ve eğlencede yeni trendler” başlıklı sunumunda gastronomideki yeni trendin yiyecek alışkanlıkları ve sağlık ilişkisi olduğunu vurguladı. Mirap, şöyle konuştu: “Veganlık, glütensiz beslenme kararları modern insanın baktıkları. Sürekli diyet halindeyiz. Restoran müşterisinin bakışı kararlarımızı da menüleri de etkiliyor. Bu sadece menülerde değil dekorasyona kadar etkileyen bir süreç. Vegan veya glütensiz seçenekler menünde yoksa oyunun çok gerisinde kalmış oluyorsunuz.”

Mirap, “Bir restoranın sürdürülebilirlikle ilişkisi çok zor bir ilişki. Yeni jenerasyonun önem verdiği bir şey sürdürülebilirlik ve restoranlar da bu konulara çok dikkat ediyorlar” dedi.

Çırağan Palace Kempinski İstanbul Genel Müdürü Ralph Radtke, ‘Zaman ötesinde bir marka olmanın sırrı’ başlıklı oturumda BJ Cunningham’ın sorularını yanıtladı. Kempinski’nin dünyanın en eski lüks oteller zinciri olduğunu belirterek her zaman bir aile gibi yaşadıklarını kaydetti. Radtke, Çırağan Sarayı’nın ise çok önemli bir tarihi olduğunu ve bunun hem halka hem saraya karşı büyük bir sorumluluk getirdiğini vurguladı.

Kısa içerik üreticisi Mina Saygı ve Narod Çetinkaya ile dizileri Aynen Aynen’in yıldızı Nilperi Şahinkaya fikrin doğuş hikayesini anlattı.

MUTLULUK VE NEŞEYE İHTİYACIMIZ VAR

Mehmet Gürs, doğduğumuzdan ölüme kadar yemek yemek zorunda olduğumuzu kaydederek “Yediklerimiz yaşatır ya da öldürür. Ne yiyorsak oyuz. O yüzden hayatımızın merkezinde. Seçtiğimiz yemeğe göre bir yerdeki üreticiyi yaşatır ya da yok edebilirsiniz. Dünyayı değiştirmek gibi bir derdim var bunu yemekle yapmak benim işim olduğu için” dedi. 5 yıldır “Yedi” adlı konferansları düzenlediklerini hatırlatan Gürs, eninde sonunda akıllarında ve merkezde dünyayı başka bir noktaya getirme çabası olduğunu belirtti. Gürs, tek bir insanla değişimin başlayacağına inandıklarını söyleyerek kendi lokantası mikla’nın da Anadolu mutfağı ile yola çıktığını kaydetti. İlişkide oldukları üreticilerin her birinin onlar için çok değerli iş ortağı olduğunu dile getiren Gürs, “Dünü yarına nasıl taşıyabileceğimizi düşünüyoruz. Şehrin içine iyi lokantalar sokarsan insanları mutlu edersin. En çok ihtiyacımız olan da mutluluk, neşe değil mi?” dedi.

YENİ ŞARKICILARA ZAHRA’DAN TAVSİYELER

Hindi Zahra, BJ Cunningham’ın sorularını yanıtladı. Çıkış şarkısı Beautiful Tango’yu 2008’de Myspace’e yüklediğini ve oradan keşfedilerek hikayesine başladığını belirten Zahra, manevi ustasının ağaç olduğunu kaydetti. Bir ağaca benzemek ağrıyı almak bir simyacı gibi kötü duyguları alıp güzel duygular vermenin önemine dikkat çeken Zahra, dünyanın ve insanoğlunun buna ihtiyacı olduğunu söyledi.

Zahra, yeni başlamak isteyenlere şu öğütleri verdi: “Yeni şarkıcılara tavsiyem bireyselliğini özgünlüğünü ön plana çıkar ve asla ben oldum deme, abartma kendini. Sanatsal özelliklerine yatırım yap, kendini zenginleştir ki seni göz ardı edemesinler. Farklı ol sadece kültürel anlamda değil kendi kişiliğinle farklı ol. Bu süreç çok uzun, 20 yaşımdan 30 yaşıma kadar çok çalıştım para kazandım ve bunu albüm çıkarırken harcadım.”