Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
        Haberler Gündem Medya Yarışmalar Ekranda Görmediğiniz Survivor

        NAZENİN TOKUŞOĞLU

        GAZETE HABERTURK- HT PAZAR

        Survivor... Bu kelimenin bire bir Türkçe karşılığı yok ama “Hayatta kalma mücadelesi veren kişi” herhalde doğru olur... Dünyanın bir ucunda bunu yapmaya çalışan 4 Türk var, adada 95 gün boyunca “Oh bugün de doydum” değil “Oh bugün de bir şey yedim“ diyen. Biliyorsunuz, onlarlaydım. Nihat, Hasan, Anıl ve Begüm’le Survivor adasında ekranda görmediğiniz şeyler yaşadım.

        Evet, bu bir yarışma ve katılanların başına silah dayamıyorlar. Evet, en heyecanlı yerinde araya reklam giriyor. Evet, sonunda ödül var. Ama bu gerçekten dünyanın en zor yarışması. Gördüğüm, dünyanın en zor şartlarında gerçek bir hayatta kalma savaşı. Ve işte o savaşın bir günlük perde arkası.

        06:00

        Deli Roberto’yla Dominik müzikleri eşliğinde (45 dakikalık yere 15 dakikada varmasıyla nam salmış, teknelerin korkulu rüyası mercan kayalıklarının yerlerini ezberlemiş biri) kaldığım otelin önünden yokluklar bölgesine doğru yola çıktım. Ne akla hizmetse kahvaltı etmedim. Herhalde onlar gibi hissetmek istedim. Aslında benim yaşam mücadelem Roberto’nun çılgınlıklarına alışamaya çalışarak başladı. “Korkuyorsan üzerine git” derler, aldım elinden dümeni...

        06:45

        Adaya vardığımızda yarışmacıların üçü hâlâ uyuyordu. Bir Hasan kalkmış. Daha doğrusu diğerleri uyuduğu için hamakta takılıyordu. Beni görünce çok şaşırdı. Ev sahibi edasıyla önce ağaç evinin son durumunu gösterdi. Tam “Hasan ben aç geldim” diyecektim “Mönüde sadece hindistancevizi var, aç mısın” diye sordu. Hasan’la kütük koltuklara oturduk. Palayı eline aldı. İlk izlediğimde eli palalı kara sakallı ve kaslı Hasan figürü korkutucuydu. Artık Hasan’a alıştım. Hayretle Hasan, pala ve hindistancevizi arasındaki ölüm kalım savaşını izledim. Yerliler bile palayı onun gibi kullanamıyor. “Nereden baksan sabah, öğle, akşam 3 kereden 90 günde 270 kere yaptım bunu. Uzmanlaştım” dedi. Bu sırada Anıl uyandı. Ama şanssız bir gün: Hindistancevizi ekşimiş. Ona inanmadım... 0 Sonra Nihat aramıza katıldı. “Uyanıp karşımda seni görünce, ödül oyunu kazandım zannettim” dedi. Doğrusu aşırı özgüven gerektiren bir iltifattı... “Sizinle kalabilirim, alt tarafı hindistan cevizini beşe böleceğiz” dedim. Nihat’ın beklenmedik cevabıyla sarsıldım: “O zaman kalma.” Şakaymış... Ardından Begüm Prenses de uyanınca sofra tamamlandı. Her şey güzel, hoştu. Ta ki konu gecenin bilançosuna gelene kadar...

        Nihat: Çok yılan vardı gece, bir de sabaha karşı yüzüme düşen kertenkeleyi havaya atıp şut çekince yine yüzüme düştü.

        Anıl: Asıl fareler sinir etti, tepemdeki bayağı ağırdı.

        Begüm: Isırdı mı gezindi mi?

        Anıl: Gezindi, attım aşağı...

        Kural 1: Senden deneyimli birini dinleyeceksin

        08:00

        Duş zamanı. Duş deniz demek. Kötü anılardan fiziksel olarak da kurtulmak için... En çok bunu sevdim. O da Hasan zıplayana kadar. Yengeç ısırdı. Olay anını ve kaçan suçluyu gören bir gazeteci olarak yine de denizin tadını çıkardım. “Sizi de ısırdı mı” diye sordum diğerlerine. Hepsini ısırmış ama bu o kadar önemli bir detay değil. Deniz onlar için tam bir nimet. “Duş, serinleme, sohbet ve yemek” demek...

        09:15

        Begüm’ün ağrısı vardı. Anıl ve Hasan’la ormanın derinliklerini keşfetmek için yürüyüşe çıktık. Bu sırada Nihat ateş başı sohbetlerini çok merak ettiğimi duyunca “Siz gezerken ben de ateşi yakarım” dedi. Denizi arkamıza aldık. Anıl yengeç ve yılan deliklerini gösterirken hayatımın geri kalanını sağlam geçireyim diye ikisi arasındaki farkı anlattı. “Yılan daha dik ve etrafı temiz, yengeç deliği daha yatay ve etrafındaki kumlar dairesel çizgiler halinde. Biraz daha yürürsek sinekler saldıracak. Birkaç tanesini gördüm...” Bu arada ben hamakları kestirmiştim gözüme. Bu hamakların bir anlamı var. Hasan’la Anıl anlatırken gözlerim dolacaktı. Hasan anlattı: “Bu ağaçları özellikle seçtik. Bu açılarla kurduğumuzda üç kişi içe doğru yatıp diğer ikisini görebiliyor.” Anıl tamamladı: “O zaman kendimizi yalnız hissetmiyoruz. Bir kişi eksilince bile yeni bir düzen kurmak zorundasın adada.” Size anlamlı gelmeyebilir ama onlar için çok şey demek.

        Kural 2: Adada tek başına takılmak değil diğerleriyle iyi geçinmek makbul

        12:30

        Yarışmanın belki de en sembolik görüntülerinden biri ateş başı sohbetleri. Genelde akşamları yakıyorlardı ama beni kırmadılar, o gün erken tutuşturdular. Hasan dedi ki “Ateş bizim televizyonumuz, TV seyreder gibi ateşi seyrediyoruz. Sessizlik olduğunda herkes kendi hayaline dalıyor. Herkes aynı televizyona bakıyor ama başka film izliyor.” Nihat “Bir de gece farklı hayvanlar geliyor, onları kaçırmak için de işe yarıyor” diye ekledi.

        Kural 3: Ateşin önemini anlamak için ıssız adaya düşmeyi beklemeyin

        13:30

        Ateşin başında sohbet harlanıca, yaptığımın bir röportaj olduğu daha bir anlaşıldı.

        - Peki belki basit bir soru ama bu 3 ayda neler değişti hayatınızda, mesela İstanbul’a döndüğünüzde artık ne olmayacaksınız, ne yapmayacaksınız?

        Nihat: Basit bir soru değil bence.

        Hasan: Hepimizin ortak noktası bu soru, amacımız bunu göstermek. Hayvanlarla mücadele, sıcak, açlık... 38 yaşımdayım ama en büyük tecrübem oldu. Her şey “İstanbul’da olsaydık böyle olurdu” diye karşılaştırmaya götürdü bizi.

        Begüm: En çok özlem hissiyle başa çıkmaya çalıştım. Aileme ne kadar az vakit ayırdığımı fark ettim. Arkadaşlarıma ailemden daha fazla önem vermişim. Herkes bir şekilde yatakta yatar, en azından yastıkla uyur. Biz aylarca yerde yattık. Bir de hırsımı ve bunun bana nasıl zarar verebileceğini gördüm.

        Anıl: Hayata dair çok şey edindim. İstanbul’da yiyordum, kalan kalıyordu. Burada tek pirinç tanesi yere düşünce aldım, yedim. 22 yaşımdayım, en gençleriyim ama olgunlaşmış döneceğim.

        Nihat: Hayatımda en korktuğum anı, annemi kaybetme korkusunu yaşadım. Hep iz bırakacak. Kızımı çok özledim, sevdiklerimi aslında ne kadar çok sevdiğimi anladım. Yemek yerken daha ciddi olacağım, her lokmanın kıymetini bileceğim. İnsanları iyi tanıdığımı zannederdim, meğer tanımıyormuşum. Yine de hayata pozitif bakacağım. Geldiğim için çok mutluyum.

        Peki yarışma sonrası? Siz en geçimli finalistlersiniz. O kadar da değil mi diyorsunuz, yoksa dönünce görüşecek misiniz?

        Begüm: Kesinlikle görüşeceğiz.

        Hasan: Görüşeceğimiz yerler bile belli.

        Nihat: Heybeliada’ya gideceğiz birlikte. 5-6 kişi var sözleştiğimiz. Ama herkesin başımızın üstünde yeri var, gelebilirler. Şöyle bir kendimize geldikten sonra güzel bir sofra kuracağız.

        Anıl: 90 gün bir arada kalıp da sonra buradaki insanların birbirinin arkasından konuşacağını zannetmiyorum.

        Hasan: Şöyle bir şey söyleyebilirim...

        Nihat, Anıl, Begüm: Eyvaaaah...

        N’oldu?

        Nihat: “Şöyle bir şey söyleyebilirim” diye başladığında söyleyecekleri pek bitmiyor.

        Hasan: Yok vallahi kısa bu sefer. Burada geçinilmesi zor insanlar kendi kendilerini eledi. Kalan arkadaşlar paylaşmayı seven ve kendi benlikleriyle var olanlardı. Ufak tefek tartışmalar oldu ama o da normal yani. Bu bir oyun ama biz bu oyunun esiri değiliz. Survivor hayatta kalmak demek ve biz hayatta kalmanın ilk koşulunun diğerimiz olduğunu gördük.

        15:15

        Roberto bizi o günkü yarışmanın yapılacağı adaya götürdü. 200-300 metre ötede son oyunun hazırlıkları yapılıyordu. Ve yarışmacılar onlar için ayrılmış çadırlı bölgede, emektar kahverengi battaniyelerinin üzerinde son kez dinleniyorlardı. Birazdan zor bir yarış için yola çıkacaklardı. Nihat’ın battaniyesinin kenarına iliştim...

        Nasılsın?

        Nihat: İyiyim. Biraz yorgunum aslında, fena bir stres var oyun öncesinde, hepimizde oluyor. Biraz dinlenmeye çalışıyoruz. Nasıl bir oyun olduğunu düşünüp ne yapabiliriz ona bakıyoruz. Ama genelde oyunların hepsi eğlenceli olduğu için bir şekilde yorgunluk da gidiyor.

        Bütün gün sadece hindistancevizi yiyip su içtiğini gördüm. Bu zorlu oyunlarda insanın başı falan dönmüyor mu Allah aşkına?

        Nihat: Dönüyor, dönmez mi! Oyun sonrasını düşünüp hayaller kurarak oynuyoruz. Çok işe yarıyor.

        Peki İstanbul hayalleri... Sen bu dörtlü arasında tek ünlü olandın.

        Şimdi hepsinin yolu çok açık. Mesleğim oyunculuk. En büyük hayalim güzel, içime sinen bir sinema filminde yer almak. İnşallah olur

        16:00

        Anıl Tetik, 19 yaşında motosikletle tanışmış, 6 ay sonra da Türkiye şampiyonu olmuş. Adrenalin yüklemesi bu yarışmayla başlamamış yani. Ailesini karşısına alan Anıl, yarışlara katılabilmek için 4 ayda 23 kilo vermiş. Son olarak Doğu Avrupa pist şampiyonasında 3’te 3 yapmış. Şimdi bambaşka yollar var önünde. Gerçekten Allah özenerek yaratmış kendisini... Anıl’la dünyanın en güzel sahillerinden birinde yürüyüş yaparak biraz hayaller dünyasına daldım...

        Anıl’cığım, hadi hayal kuralım...

        Anıl: Nasıl bir hayal kuralım? Döndüğümüzde neler olacak mesela...

        Bir kere sen ünlü olacaksın, hatta oldun. Kızlar sana hasta. Buraya gelirken en çok seninle ilgili soru aldım. “Anıl nasıl, çok mu yakışıklı, oradan Anıl’la ilgili mesaj at, saçları gerçek sarı mı”... Evet gerçek sarı ve çok yakışıklı... Değil mi?

        Anıl: Çok teşekkür ederim. Gerçekten beni mi soruyorlar? Buradan çıkınca inşallah her şey güzel olacak diye düşünüyorum. Böyle sevgilerin olması, insanların beğenmesi...

        Ne, sevgililer mi?

        Anıl: Yok sevgilerin...

        Zaten annen bir süre bırakmaz seni. Hem annenizi ne kadar iyi tanıdığınızın ölçüldüğü bir yarışmada o kadar soru bildin. Gerçi ödül arabayı Begüm kazandı ama!

        Anıl: Tabii Begüm kız olduğu için doğal olarak anne kız ilişkisi daha yakın. Orada biraz eksik kaldım ama yine de bayağı soru bildim. Bu sevgiler beni gerçekten çok mutlu ediyor. İnşallah bu sevgiden, insanların o sıcak davranışlarından hiçbir zaman mahrum kalmayız.

        Nihat zaten ünlüydü. Hasan alışık, en azından kameralara, gösteri dünyasına. Begüm zaten model. Senin için bambaşka bir hayat olacak gibi. Korkuyor musun?

        Anıl: Korkum yok, böyle ağabeylerim olduğu sürece: Acun, Hasan, Nihat ve Alp ağabeyler gibi... Önümde hiçbir engel olmaz gibi geliyor. Hata yaparsam hemen uyarırlar. Onlar beni kardeş olarak görüyor. Beni her zaman yönlendireceklerdir diye düşünüyorum ki zaten konuşuyoruz da. Herkesin buraya girme sebebi farklı. Burada insan ilişkilerini olabildiğince aynı seviyede yürütmemiz gerekiyor. Bunu yaptığımı düşünüyorum. Her zaman insanlara saygı ve sevgi çerçevesinde bir yaşam sürdürmeye çalıştım. Burada nasılsam Türkiye’de de aynı olacağım. Bu denklem aynı şekilde devam edecek diye düşünüyorum. Benim bir lafım var “Hayırlısı olsun”... En başından beri bunu söyledim.

        Güzel laf, ben de çok severim.

        Anıl: Belki arkadaşlarım ya da ağabeylerim, çok kullanıyorsun bu lafı diye sinirleniyor ama benim hayat felsefem bu.

        Hep olacağına varıyor zaten...

        Anıl: Aynen, hayırlısı neyse o oluyor. Ben o kafadayım, buraya girişim de enteresan biliyorsun. İki kişi yarışmadan çekildi, ben yedeğin yedeğiydim. Şu kadarcık bir çantaya şortumu tişörtümü attım, 2 saat sonra uçağa bindim, direkt Dominik Cumhuriyeti‘ndeydim.

        Tekrar fiziğe dönmek istiyorum. Ailede göçmenlik falan var mı?

        Anıl: Babam Kırklarelili, annem Erzurumlu ama babamın babası Selanik göçmeni, göçmenlik var yani...

        Deden mi sarışın?

        Anıl: Tabii dedemden gelme sarışınlığım. Babam da küçükken sarışınmış ama sonradan esmerleşmiş. Renkli göz hem babam hem dedemden, o yüzden babama da benzetirler.

        Ne diyelim, inşallah karşına çıkan fırsatlar da görünüşünle aynı güzellikte olur...

        Anıl: Teşekkür ederim. İnşallah...

        Kural 4: Sevdiklerimizin değerini bir okyanus aşınca fark etmeyelim. Şimdi uzaktaysa telefonla, yanındaysa gözünün içine bakarak “Seni seviyorum” diyelim

        VEDA MEKTUBUM...

        Sonra yarışmaya geçildi. Kol gücü gerektiren bir yarışmada Hasan birinci oldu. Havada yavaş yavaş kararıyordu. Gece mi? Onlar fareli köylerine döndü, ben okyanus manzaralı, sıcak sulu otelime... Ama kendisini yalnız hisseden ben oldum o son gece. Yanlarında olmak istedim. Sinekleri, kertenkeleleri birlikte kovalayalım, ateşten televizyonumuzu seyrederken birbirimizin lafını keselim, sonra da aynı anda susalım ama aynı şeyi düşünelim... Bildiğiniz duygusala bağladım. Anıl hayallerin büyük, yolun açık olsun... Nihat güzel kalbindeki sinema projesi tez zamanda seni bulsun... Hasan hedefine herkesten önce var, herkesin ağabeyi olmaya devam et, sana çok yakışıyor... Ve Begüm, üç erkeğin yanında sürdürdüğün bu mücadele hayatın boyunca sana rast giden iş olarak geri dönsün...

        GÜNÜN ÖNEMLİ MANŞETLERİ