Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
  • Habertürk Android Uygulaması
  • Habertürk iPhone Uygulaması
  • Habertürk Huawei Uygulaması

SHOW TV'nin AY Yapım imzalı fenomen dizisi 'Çukur'un senaryosunu Gökhan Horzum yazarken yönetmenliğini Sinan Öztürk üstleniyor. 'Çukur'un kadrosunda; Aras Bulut İynemli, Perihan Savaş, Erkan Kolçak Köstendil, Rıza Kocaoğlu, Necip Memili, Damla Sönmez, Kubilay Aka, Burak Dakak, Hare Sürel, Kadir Çermik, Genco Özak, İrem Altuğ, Boncuk Yılmaz, Mustafa Kırantepe, Ece Yaşar, Cem Uslu, Aytaç Uşun, Ferit Kaya, İlkay Akdağlı gibi başarılı oyuncular yer alıyor.

Müfit Kayacan, 'Cumali Amca' karakterini canlandırdığı 'Çukur'a gösterilen ilginin temelinde dizide özlemi duyulan değerlerin bulunması olduğunu dile getirdi. Kayacan, Habertürk'e verdiği röportajda 'Çukur'un başarısının alamet-i farikâlarından, tiyatro çalışmalarına, mühendislik öğrenimi görmesine rağmen neden oyuncu olduğundan, bir oyuncunun hangi özelliklere sahip olmasına kadar birçok konuda çarpıcı açıklamalarda bulundu.

'DİZİNİN BAŞARISI ORTADAYDI'

'Çukur'un kadrosuna dahil olma sürecinizi anlatabilir misiniz? Dizinin hangi özellikleri sizi teklifi kabul etmeye yönlendirdi?
Tabii ki bu meslekte olan pek çok oyuncu gibi ben de teklifi heyecanla karşıladım. Çünkü dizinin başarısı ortadaydı. Klasik bir deyişle 'hiçbir başarı rastlantı değildir' diye düşünüyorum. Ay Yapım projelerindeki sistemli başarının katkısından tutun da çok güçlü senaryo ekibi ve seçkin oyuncu kadrosu diziyi neredeyse efsane projelerin arasına dahil ediyor. Tüm bunların yanı sıra beni çeken bir diğer sebep de teklif edilen rolün daha önce oynadığım karakterlerden farklı oluşuydu. Genelde birbirinden çok farklı karakterleri oynamayı, onlara hayat vermeyi seven bir oyuncuyum. Böyle de bir dileğim vardı. Fazla içten dilemiş olmalıyım ki tam da dilediğim gibi oldu. Burada Kerem Çatay, Yamaç Okur, sevgili yönetmenimiz ve ilgili karar verici kadronun da teveccühlerini ya da güvenlerini belirtmem gerekiyor. Onlara şükranlarımı sunuyorum. 

'DİZİDE ÖZLEMİNİ DUYDUĞUMUZ DEĞERLER VAR'

Sizce 'Çukur'un 4 sezondur böylesine ilgi görmesinin alamet-i farikâsı nedir?
Bir kere senaryo matematiği çok doğru. Yerli bir hikâyeyi evrensel bir dille anlatıyor. Bizim insanımızın duygularına derin bir noktadan dokunuyor. İnsanımızın karşılanmayan ihtiyaçlarını ve duygularını dillendiriyor. Dizide özlemini duyduğumuz değerler var. Büyük bir aile olmak, hak aramak, cesaret, inandığın değerler için mücadele etmek, kenetlenmek, doğru duruş sergilemek ve zorlukları birlikte aşmak. Öte yandan bu duyguları güçlü bir reji ve güçlü oyuncularla hayata geçirirken diziyle bütünleşen öyküyü kuvvetlendiren müzikleri başarının alamet-i farikâları olarak sayılabilir. Yanı sıra yine Ay Yapım'ın bu sektöre ilişkin çağdaş uygulamalarını, tüm set ekibinin özenle seçilmiş olmasını belirtmek gerekiyor sanıyorum.

'SONUNUN NEREYE BAĞLANACAĞINI BEN DE MERAK EDİYORUM'

Canlandırdığınız 'Amca' karakterini analiz edebilir misiniz? Fenomen olan bir dizinin kadrosuna sonradan dahil olmanın belli zorlukları olduğunu düşünüyorum. Öyle midir? Eğer öyleyse o zorlukları nasıl bertaraf ettiniz?
Tabii ki bu şekilde kendini ispatlamış, fenomen olmuş, fanları oluşmuş bu kadar çok sevilen ve ritmini bulmuş bir öyküye sıfırdan, sonradan hem de çatışmanın odağında bir karakterle katılmak hiçbir oyuncu için kolay olmasa gerek. Bu tedirgin edici bir giriş. En azından benim için öyle oldu. Çünkü sosyal medyadan takip ettiğim kadarıyla genelde bu karakterin kimliğine dair yüksek bir beklenti vardı. Tabii ki kıyaslamalar, beklentinin yüksekliği oranında söz konusuydu. Sanıyorum bunların altından bir şekilde kalkmayı başardım. Karaktere gelecek olursak; amca bir kere yoğun bir öfkeyi barındıran ve yaşamdan alacağı olduğunu düşünen bir adam. Haksızlığa uğradığını düşünüyor. Öfkesi bilhassa kardeşine (İdris) yönelik. "Ben mezarda da olsa hakkımı alırım'" düşüncesinde...
Çok acılar çekmiş ama öfkesini yaşam tecrübesiyle, aklıyla, stratejik zekâsıyla yönetmeyi bilmiş biri. Tabii yaşadıklarının izlerinin derinlikleri de bir taraftan davranışlarına yön veriyor. Karakterin senaryoda ayrıntılı işleniş biçiminin yazım gücü de bana rehber oluyor. Sonunun nereye bağlanacağını ben de merak ediyorum ama amcaya hayat vermek, onunla dizinin finaline yürümek gerçekten beni çok heyecanlandırıyor, keyiflendiriyor. Karakteri oynarken tüm bu zorluklarla nasıl ilişki kurduğuma dair şu notları da önemli buluyorum. Bu süreçte yönetmenlerimin ve oyuncu arkadaşlarımın büyük destekleri oldu; beni sevgiyle kabullendiler. 4 yıldır gerçekten kelimenin tam anlamıyla aile olmuş bir yaşantıya beni de büyük bir anlayışla, sabırla ve sevgiyle kabul ettiler ve rolün altından kalkma yolunda bana samimi destekleri oldu. Onlara şükranlarımı sunmak istiyorum.

'SANATA YATKINLIK DOĞUŞTAN. BUNA İNANIYORUM'

Endüstri mühendisliği öğrenimi görmenize rağmen oyunculuğa yöneldiniz. Sizi mühendislik öğrenimi görmeye yönlendiren etmenler nelerdi? Ne oldu da oyunculuğa yöneldiniz?
Asıl mesleğim mühendislik. Hep şunu da söylüyoruz meslek seçimi özellikle benim gibi 70li yıllarda üniversite sınavına girip mesleğe yönelenler için bugüne kıyasla oldukça farklıydı. Keşke daha bilinçli olsaydım ve konservatuvarda oyunculuk eğitimi alsaydım. Ama bizim ülkemiz maalesef bu konuda biraz şanssız. En azından benim jenerasyon için böyle çünkü biz 20 - 30 seçenekten puanınız nereye denk düşerse o mesleğe yöneldiğimiz yıllarda üniversite eğitimi gördük. Ama sanata yatkınlık doğuştan. Buna inanıyorum. Çünkü sanata yatkın doğmamış bir bireyin ne kadar eğitim verirseniz verin bir yerden öte geçemeyeceğini düşünüyorum. Ki bu tüm meslekler için de geçerli olabilir. Çünkü bu işi çok sevmeniz yönelmenizi de getiriyor galiba. Doğduğum ve ilkokul sonuna kadar büyüdüğüm Kalkan'ın bir köyünde çocuk aklımla sinema filmlerini büyük bir heyecanla seyrettiğimde kendimden geçerdim. Şarkı söylemeyi, resim çizmeyi severdim. Ekmeklerin içindeki hamurlardan küçük heykelcikler yapardım, anneannem kızardı hatta günah diye. Şapka, tavşan, ördek figürleri yaptığımı anımsıyorum. Yani doğuştan böyle bir yatkınlık çok önemli.

'İYİ Kİ BUGÜN BU İŞİ SEVDAYLA YAPIYORUM'

Mühendislik öğrenimi gören birçok oyuncu bulunuyor. Mühendisliğin temel taşı matematik ve fen bilimleri. Görsel sanatların temel taşı ise duygu... Kavramsal olarak birbirine zıt olmasına rağmen sizce mühendislik öğrenimi gören oyuncuların başarılı olmasındaki ana etmen nedir?
Aslında yaşama dair her şey oyunculuğu bir şekilde besliyor. Ama mühendis olmanın sağ lop sol lop ilişkisinden de bakacak olursak, doğrudan ya da dolaylı biçimde sanatçının tartım, denge duygusunu, oyuncu zekâsını pek çok anlamda olumlu yönde etkilediğini düşünüyorum. Sanırım bunun için doktorlarımızdan, mimarlarımızdan ve diğer disiplinlerden de mesleklerinin yanı sıra sanatın çeşitli alanlarında seçkin başarılara uzanmış kişileri tanıyoruz. Ne mutlu ki geç de olsa tiyatroyla bir şekilde tanıştım. İyi ki bugün bu işi bu sevdayla yapıyorum.

'YENİ BİR YOLCULUĞA ADIM ATMAK RİSKLİYDİ'

Oyunculuğa başladıktan sonra TV'ye 20, sinemaya ise 23 yıl sonra geçiş yaptınız. Bu kadar geç geçiş yapmış olmanızın nedeni nedir?
Bu aslında İstanbul dışındaki illerde yaşayan pek çok oyuncu için bir problemi de işaret eden soru. Bu işin merkezi tereddütsüz İstanbul. Dolayısıyla burada görünür olmak, burada rüşdünü ispat etmek, burada bilinmek ve projelere dahil edilmek zaman alıyor. Örneğin ömrümün büyük bir kısmı özellikle mesleki anlamda tiyatroda Antalya'da geçti. Çok önemli uluslararası festivaller dahil pek çok başarılara ev sahipliği eden kentte gerçekten bir tiyatroyu var eden emeklerdi. Bununla beraber oyunculukla ilgili herkes gibi İstanbul aklımın bir köşesinde daima bulunuyordu, fakat mevcut düzeni bırakarak yeni bir yolculuğa adım atmak riskliydi. Şu an bunu yapan çok genç arkadaşları görüyorum ama onların öyküleri her zaman başarı öyküsü olmuyor. Çünkü bu bir tarafıyla da hüsranları, hayal kırıklıklarını da barındırıyor. Keşke başka türlü bir yöntem bir sistem olsa ama maalesef çoğu kez işiniz şansa kalıyor. Şans anlamında da bir anektodu belirtmeyi önemli buluyorum. Araç muayene videosu diye bilinen Tayfun Talipoğlu ile, sevgili dostum nur içinde yatsın, çektiğimiz bir tanıtım videosunun bir şekilde sosyal medyada görünür olması ve oradaki karakterin oyuncu olduğunun öğrenilmesinden sonra bu durum benim tanıtım kartım gibi oldu. Pek çok projeyle beni buluşturdu. Bunlara örnek verecek olursak Emin Alper ile ki gurur duyduğum uluslararası festivallerde yer alan filmlere taşıdı beni. 'Bartu Ben' dizisinde, Tolga Karaçelik ve Bartu Küçükçağlayan aynı anda bu videoyu görerek oradaki karaktere işte budur deyip beni çağırmaları enteresandır. Oradaki performanslarınız da sektördeki tanınırlığınızı diğer işlere sürükleyip götürüyor. Bu işin şans kısmı ama yanı sıra mutlaka yetkin bir menajeriniz ya da bağlı bulunduğunuz güvenilir bir ajansınız olmak zorunda. Bu anlamda Black Listt ailemi de sevgi ve minnetle anmak istiyorum.

'SÜRECİN HEP LOKOMOTİFLİĞİNİ YAPMIŞ OLMAKLA ÖVÜNÜRÜM'

38 yıllık kariyerinizdeki çalışmalarınıza baktığınız zaman neler hissediyorsunuz?
Ben bu sorular için de teşekkür ediyorum. Bunca emekten sonra bazen bunların muhasebesini yapmak ya da bunun soruluyor olması da insana iyi bir duygu veriyor, teşekkür ediyorum röportaj için. Tabii 38 yıl dile kolay ben 25 yaşındayken Antalya Belediyesi'nde bir amatör çalışmanın içine dahil oldum. Kesintilerle giden, amatör, iddiasız bir çabaydı o çalışmalar. Bir diksiyon kursuyla başladım ve gönlümü 1983'te düşürdüm bu sevdaya. O yıldan sonra bu sevda bende çok hızlı büyüdü. Bir yangına döndü dolayısıyla doğuştan da var olduğuna inandığım pek çok özelliğimle birleşti ve o tiyatroyu bugün ülkenin saygın belediyelerdeki şehir tiyatrolarından biri noktasına taşıyan yolculuğu başlattı. Sürecin hep lokomotifliğini yapmış olmakla övünürüm, gurur duyarım. Dolayısıyla 1983'ten bugüne kadar bu tiyatro sürekli gelişerek, kurumsallaşarak, kendini yenileyerek devam etti.

'ELBETTE BEN DE BU TİYATRONUN BAŞINDA 25 YIL BİR DİKTATÖR GİBİ YER ALMADIM'

Kurucularından olduğunuz Antalya Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları'nın 25 yıl genel sanat yönetmenliğini yaptınız. Göreve başlarken mutlaka hayaller kurup planlar yapmışsınızdır. Hayallerinizi ne ölçüde gerçekleştirebildiniz, planlarınızı ne ölçüde hayata geçirebildiniz? Türkiye'deki şehir tiyatrolarında sizden başka 25 yıl boyunca genel sanat yönetmenliği yapan başka bir meslektaşınızın olup olmadığını bilmiyorum. Açıkçası sizden başkasını duymadım. Bu görevi 25 yıl icra etmek için özel donanımlara sahip olmanız gerekir. Bize o donanımlarınızdan söz edebilir misiniz?
Aslında kurumsallaşmasını 38 yıl önce tamamlamış bir şehir tiyatrosu değil söz ettiğimiz. Elbette ben de bu tiyatronun başında 25 yıl bir diktatör gibi yer almadım. 38 yıl önce amatör bir tiyatro olarak başlayan bu sürecin özellikle ilk yıllarında bir yol gösterici, toparlayıcı ve canıyla kanıyla öncülük edici bir ağabeylik diye adlandırılabilir emeklerim. Tabii ki sonraki yıllarda yönetmeliğiyle gerekli kurumsal nitelikleriyle önce bir belediye tiyatrosuna dönüşmesine, bir müdürlük yapısı edinmesine önemli emekler verdim. Yönetmelik gereği sanat yönetmenlerinin seçimle belirlendiği yıllarda da görevim yol arkadaşlarımın ortak kararıyla belirlenmiştir. Belediyelerde çok sık değişen yönetimlerle her 5 yılda (eskiden 4 yıldaydı) seçimle yeni gelen yönetimin sanata bakışı değişse bile o tiyatronun kalması gerekiyordu. Bu nedenle yönetmenliğini, oyunculuğunu ve idari sorumluluklarını da yürüterek önce müdürlük daha sonra büyükşehir olduğunda kültür daire başkanlığı görevi yaparak her bakımdan tiyatroyu hep koruyan, geliştiren ve bir çınar ağacı gibi Antalya Belediyesi'nin Karaalioğlu Parkı köşesinde kentli için bir uğrak yeri, bir tiyatro merkezi haline gelmesine öncülük eden bir anlayışı benimsedim. Son on yılında yer almadığım tiyatromuz bu süreçte genç arkadaşlarımın öncülüğünde şehir tiyatrosu kurumsallaşmasını tamamladı. Sanırım süreci bugüne getiren katkılarımı, sınırsız özveri, derin bir tutku, gelişime açıklık ve doğuştan geldiğine inandığım yeteneklerime borçluyum.

'GENE BENZER EMEKLERİ VERENLERE DE SELAM OLSUN'

Sosyal sorumluluk projeleri kapsamında Antalya ve çevresindeki köylerde ve hapishanelerde tiyatro oyunları sahnelediniz. O etkinlikler içinde sizi en çok etkileyeni ne oldu?
Bu süreç içerisinde pek çok oyuncu yetişti. Pek çok kurslar, tiyatroyu sevdirip bölgeye tanıtıp yaygınlaştırma adına çok önemli emekler oldu. Uygun oyunlarla düzenli olarak yaz köy turneleri, antik mekânlara ve bölgeye turneler. Liseler arası tiyatro şenliğinin başlatılması ve kurumsallaştırılması. Yanı sıra cezaevlerinde mahkumlar ile oyunlar sahneye koydum. Sağlık çalışanlarıyla Antalya Atatürk Devlet Hastanesi'nde 5 yılın üzerinde kesintisiz oyunlar sahneledik. 50 yaş üstü, özellikle merkeze uzak dezavantajlı bölge kadınlarının başlangıçta kendi öykülerini oyunlaştırarak temel eğitimler üzerinden kendilerini sahnede ifade etmeleri yönünde atılan adımlar. Toplum merkezlerinde yetişkinlere, özellikle kadınlara yönelik tiyatro çalışmalarını burada saymak istiyorum. Bir diğeri de doğduğum büyüdüğüm ve Patara'ya 10 dakika mesafedeki Kaş'a bağlı Yeşilköy'de dokuz yıldır devam eden köy seyirlik oyunlar buluşmasını arkadaşlarımla, köydeki hemşerilerimle kurumsal ve devamlı bir hale getirdik. Ahmet Gülhan sanatçı ağabeyimi bu uğraşın içinde bize katıldığı için anmakta yarar görüyorum. Geçtiğimiz yıl 'Patara Yılı'ydı. Malum Patara'da 1500 yıl sonra restore edilip ayağa kalkan tiyatrodaki ilk oyun, gene benim köylülerimin sahnede oldukları 'Kanlı Nigar' oyunuydu. Bunlar benim 38 yıllık amatör ruhla aşkla aklıma gelen çalışmalarımdan bazıları. Keşke her tiyatro emekçisi benzer emekleri verseydi ülkemiz bugün çok daha sanatın yaygın olduğu bir noktaya taşınırdı diye düşünüyorum. Gene benzer emekleri verenlere de selam olsun.

'38 YAŞINDA VEFAT EDEN ÇOCUKLARIMIZIN ABLASI. MANEVİ KIZIMIZ'

Geçtiğimiz yıl Alev Aslangiray'ın vefatıyla büyük bir üzüntü yaşadınız. Alev Hanım'ın vefatı sizi nasıl etkiledi?
Bu söyleşinin içerisindeki en zor soru. Alev Aslangiray, eşimle birlikte acısını derin bir yara olarak yüreğimizde taşıdığımız, hiç unutmayacağımız; 38 yaşında vefat eden, çocuklarımızın ablası, manevi kızımız. Pırıl pırıl iki üniversite bitiren canımızın çok talihsiz vefatı. Her ölüm acı her ölüm erken. Özellikle genç ölüm çok yürek yarası ancak ölümün şekli de bizi ayrıca kahreden, acıtan, çaresiz bırakan bir öyküyü içeriyor maalesef...

'ÖMÜR KISA SANAT SONSUZ. YAŞASIN SANAT'

Pandemi nedeniyle tiyatronun hızlıca dijitalleştiğini görüyoruz. Tiyatronun dijitalleşmesini nasıl yorumluyorsunuz? Dijitalleşme, sizce tiyatroyu nasıl etkiler?
Tabii ki hoş bir durum değil. Tiyatro seyirci ve oyuncunun yüz yüze bir arada alışveriş içinde olduğu bir illüzyonu, bir iletişimi gerekli kılıyor. Gücü buradan geliyor. Şu an dijital platformda sunulan oyunlar tabii ki gücünden çok şey kaybetmek durumunda ama ekonomik olarak pek çok tiyatro kapanma noktasına geldi. Çoğu oyuncu kişisel olarak bunalımlarda, psikolojik tarafı da var ekonomik tarafı da var. Bu problem sadece tiyatro sanatı ile sınırlı değil, intihar eden müzisyenlerin sayısını biliyorsunuz. Çok çok hüzünlü bir noktaya geldik bu hiç beklenmeyen salgın nedeniyle. O nedenle tiyatronun dijitalleşmesine böyle bir olağanüstü durumda baktığımızda gene de tiyatroyu ekrandan da olsa izliyor olmak, önemlidir. Bir gelir tarafı da var yaşamak zorunda, hayat devam ediyor. Tek dileğim herkes gibi bu günlerin çok yakın bir gelecekte anılarda kalması ve oyuncuların seyircilerle buluşması, tekrar eski günlere dönmesi. Bunun ne kadar kıymetli olduğunu şu an yüreğimizde hissediyoruz. Tekrar bu kavuşmanın, bu buluşmanın bir an önce gerçek olması, bunun dileği bile heyecanlandırıyor beni. Son söz olarak, ömür kısa, sanat sonsuz. Yaşasın sanat!

 

'BİR OYUNCU YETENEKLİ DOĞMUŞ OLMALI'

Oyunculuk size ne ifade ediyor? İyi bir oyuncunun olmazsa olmaz özellikleri nelerdir? Oyunculuk adına hayallerinizi ne ölçüde gerçekleştirebildiniz?
Oyunculuk kendimi var hissettiğim, mutlu olduğum ve iyi ki dediğim tutkum. Bir oyuncu yetenekli doğmuş olmalı. İyi insan, çalışkan, samimi ve gerçek olmalı. 35 yılı aşkın tiyatroda verilen emeklerin ve bundan önceki işlerde çalıştığım ki bunların hepsi gurur duyduğum önemli projelerdi orada da edindiğim tecrübelerin, çalıştığım yönetmenlerin, oyuncuların beni bugüne taşıdığı gerçeği tabii ki ortada. Bununla birlikte bir oyuncu hangi projeye dahil olursa olsun ya da hangi karakterle yürüme şansına sahip olursa olsun işine saygı, sevgi duyarak, samimiyetle, aşkla ve çok çalışarak oynamaya yönelmesi galiba gene çok önemli. Ben hem tiyatro sahnesinde hem kamera önünde bunları bir çocuğun oyun mutluluğuyla, sevinciyle, heyecanıyla kabullendim ve öyle yürümek için samimi gayretler gösterdim. En azından öyle düşünüyorum.
Tabii bu 38 yılın içerisinde de dediğim gibi son 10 yılda özellikle bunun son 6 yılında kamera önüne yöneldiğim zaman önemli sinema filmleri, önemli televizyon dizileri ve projeler yer aldı. 'Alef'den tutun 'Kız Kardeşler' filmi, 'Küçük Şeyler' filmi yani şöyle baktığım zaman gerçekten çok çok farklı performanslar. Hatta bunun yeni bir projede görünmediğim zaman mizahı yapılır olmuştu. Ne mutlu ki bugün, hayal ettiğim pek çok karakter ile gerek tiyatro sahnesi gerekse kamera önünde yolculuklar yaptım, bu tutkuyu sabır ve emekle bugünlere kadar getirdim, çok mutluyum.

'ÇUKUR'DA NELER OLACAK?
'Yamaç'a bir türlü engel olamayan 'Cumali Amca' ve 'Vartolu' arasında sonunda ipler gerilecek ve 'Vartolu', 'Yamaç'ı durdurmak için harekete geçecek. 'Cumali' ve 'Yamaç', sürpriz bir misafirin yardım isteğine karşılık verecek. İkiye bölünen mahalleli 'Yamaç' ve 'Vartolu'nun arkasında yer alırken aralarındaki aksiyon nefesleri kesecek. 'Cumali', kapısına bırakılan eski bir hediye sayesinde büyük mutluluk yaşarken, 'Akın' ve 'Yamaç' yüzleşmesi gözleri yaşartacak. Tüm aileyi bir araya getirmek isteyen 'Yamaç', bu hedefi için ilk hamlesini yapacak. 'Cumali Amca', 'Koçovalılar'dan birinin 'Yamaç'ın tarafında olduğunu öğrenecek ve bu bölümde 'Çukur'un ana karakterlerinden biri 'Çukur'a veda edecek.