Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
        Haberler Kültür-Sanat Sinema ‘O gece’ hayal kırıklığı yaşayan 11 oyuncu
        7

        MERYL STREEP
        (Şüphe - 2009)

        Meryl Streep gibi bir oyuncu ile ‘Oscar’da hayal kırıklığı’ başlığı pek yan yana gelmiyor gibi görünebilir. Sonuçta, 3 kez kazandığı bir ödülden söz ediyoruz. Ama adaylık sayısını şöyle bir akla getirdiğimizde, Streep’in de pekâlâ kendine göre bazı hayal kırıklıkları yaşayabileceğini düşünebiliriz. Özellikle de ‘Şüphe’ (Doubt) gibi bir filmde kariyerinizin harika performanslarından birini çıkardıysanız ve 1983’de kazandığınız ikinci Akademi Ödülü’nden sonra 10 kez aday olup, her seferinde eliniz boş döndüyseniz… Özetle, o yıl Meryl Streep’in yılı olabilirdi. SAG ödülünü de kazanmıştı ama ödül ‘The Reader’ filmiyle Kate Winslet’e gitti. Kazandığı ilk Oscar için Winslet’i canı gönülden alkışlayanlar arasında kuşkusuz Streep de vardı. Asıl hayal kırıkılığı yaşayanlar ise Streep’in, Katherine Hepburn’ün 4 Oscar’lık rekorunu kırmasını isteyenler oldu.

        8

        DENZEL WASHINGTON
        (Fences - 2017)

        Oscar’a ilk kez 1988’de ‘Cry Freedom’ ile yardımcı oyuncu kategorisinde aday olmuş, iki yıl sonra ‘Glory’ ile aynı kategoride ödül heykelciğini kazanmayı başarmıştı. 12 yıl sonra ‘Training Day’ ile en iyi erkek oyuncu Oscar’ını alıp evine götürdüğünde tarihe geçmişti. Ama kariyerinin en verimli çağında Oscar defterini kapatması elbette düşünülemezdi. 15 yıl sonra yönetmenliğini yaptığı ‘Fences’ ile erkek oyuncu dalının yine en güçlü adaylarından biriydi. Asıl favori ‘Manchester by the Sea’ ile Casey Affleck gibi görünüyordu ama o gece taciz iddiaları nedeniyle Affleck’in kaybetmesini isteyen çok kişi vardı. Wahington’un SAG ödülünü kazanması, Affleck karşıtlarını daha da umutlandırıyordu. Ne var ki, Affleck, Altın Küre ve BAFTA’dan sonra Oscar’ı da kazandı. O gece taciz iddiaları nedeniyle onu alkışlamayan ve Washington’un kaybetmesine üzülen çok kişi vardı.

        9

        DANIEL DAY-LEWIS
        (New York Çeteleri - 2003)

        Daniel Day-Lewis gibi şöhretle arası pek iyi olmayan efsane bir oyuncunun Oscar alamadığı için çok üzülmeyeceği kesin… Kaldı ki, 1990’da henüz ilk adaylığında en iyi erkek oyuncu dalında Akademi Ödülü’ne ulaşmıştı. 2003 yılının da kesin favorisiydi. Martin Scorsese’nin ‘New York Çeteleri’ filmindeki performansı öylesine iyiydi ki kimse bir başkasının aradan sıyrılabileceğine inanmıyordu. Sadece SAG’ı değil, BAFTA’yı da kazanmıştı ve o gece salona gelenlerin çoğu onun ikinci Akademi Ödülü’nü alkışlayacağını düşünüyordu. Ne var ki, ödül ‘Piyanist’ filmiyle Adrien Brody’ye gitti… Gerçek bir sürprizdi ve Brody’nin şaşkınlığı, sevinci görülmeye değerdi. Sonraki yıllarda 2 Oscar daha kazanacak Day-Lewis için değil ama onun kazanması gerektiğini düşünenler için gerçek bir hayal kırıklığıydı.

        10

        JODIE FOSTER
        (Nell - 1995)

        1977’de 15 yaşında aday olduğu Oscar’ı, ikinci adaylığında 1989 yılındaki ‘Sanık’ filmindeki performansıyla kazanmıştı. Üç yıl sonra ‘Kuzuların Sessizliği’yle ikinci Oscar’ın gelmesine de kimse şaşırmadı. Çünkü o yıl da favoriydi… Üç yıl sonra ‘Nell’ ile yeniden aday olduğunda ‘Aynı kategoride üçüncü Oscar geliyor mu acaba?’ diye düşünenlerin sayısı az değildi. Özellikle de o yıl ilk kez verilen SAG ödülünü kazandığında…. Sonuçta, daha önce kazandığı iki Akademi ödülünün rahatlığıyla katıldı ödül törenine. Çoğu kişinin tahmin ettiği gibi Oscar’ı ‘Blue Sky’ ile Jessica Lange kazandı. Foster de onu alkışladı ama 6 yıl içinde aynı kategoride 3 Oscar kazanarak tarihe geçme fırsatını da kaçırmış oldu.

        11

        RUSSELL CROWE
        (Akıl Oyunları - 2002)

        İkibinli yılların başında adından en çok söz ettiren oyunculardan biriydi. Yeni Zelanda doğumlu aktör, 2000 yılında ‘The Insider’ ile aday olduğu Oscar’ı hemen ertesi yıl 2001’de ‘Gladyatör’le kazandı. 2002’de dahi matematikçi John Forbes Nash Jr.’ı canlandırdığı ‘Akıl Oyunları’ (A Beautiful Mind) ile en iyi erkek oyuncu kategorisinde yeniden adaydı. Aynı kategoride üç yıl üst üste aday olma başarısı bir yana, başta eleştirmenler olmak üzere çoğu kişi Crowe’un ‘Akıl Oyunları’ndaki performansını ‘Gladyatör’e göre daha iyi buluyordu. Kaldı ki, ‘Gladyatör’le Oscar aldığı yıl SAG, Altın Küre ve BAFTA ödüllerinden eli boş dönmüştü. 2002’de ise tam tersi olmuş John Nash performansıyla Altın Küre, SAG ve BAFTA ödüllerini kazanmıştı. Sırada sadece Oscar kalmıştı. İki yıl üst üste Oscar kazananlar kulübüne katılmasına kesin gözüyle bakan çok kişi vardı. ‘Training Day’ gibi bir aksiyon filmiyle aday olması nedeniyle Denzel Washington’a şans verenlerin sayısı azdı ama kazanan o oldu… Russell Crowe da Oscar defterini o geceden sonra bir daha açamadı…

        GÜNÜN ÖNEMLİ MANŞETLERİ