Mehmet Şimşek

 

Açık konuşmak gerekirse pek ümidim yoktu.
Atlas Tarih Dergisi’nin 8 sene önce A. Filiz Salıcı imzasıyla (Sayı 14 Ağustos-Eylül 2012) kapağına taşıdığı “Tanıkları ve unutulan mezar taşlarıyla Sevda Tepesi’ne adını veren aşk” haberinde Belkıs Hanım ve Vahit Bey in Boğaziçi Kandilli Mezarlığı’nda bulunan kabirleri için ‘kaybolmaya yüz tutmuş’ ibaresi düşülmüştü. 8 yılın ardından mezarların kaybolması endişesini taşıyarak Kandilli Mezarlığı’na gittik.
Mezarlığın altıda bulunan yolun kenarındaki trikotaj atelyesinin kapısını çalıp, “Sevda Tepesi’nde hayatlarına son veren iki aşığın mezarı buradaymış, yerini biliyor musunuz?” diye sorduk.
Öyle ya destansı aşk yaşayan Vahit ve Belkıs’a “Boğaziçi güzelleri” dememişler miydi?
Gelin görün ki, mezarlığın yanıbaşında bulunan mahallede bunu bilen pek yok gibiydi...
Endişem iki kat arttı.
Kandilli Mezarlığı’nın bekçisi de yerinde yoktu üstelik. Demir kapı kilitli olduğundan ben, ulaştırma görevlimiz Muhsin Akkoyun ve kameraman arkadaşım Hamza sol taraftan tırmanarak mezarlığın içine daldık. Arkadaşlarıma çevreye radar gibi taramamız gerektiğini rica ettim. Önce üst tarafı boydan boya arşınladık. Tablo pek parlak değildi. Bu kez de mezarlığın alt tarafına indik ve boydan boya dikkatli bakışlarla ve ağır adımlarla ilerledik.
Maalesef yoktu.
“Vahit Bey ile Belkıs Hanım’ın mezarı kaybolmuş” diye başlık atmak da bir haberdi kuşkusuz.
Ancak var da biz görememişsek…

 



TAM “HAYDİ DÖNELİM” DEDİĞİMİZDE...

Muhsin Abi ‘Mehmet Bey her yere baktık’ demesi nezaketen ‘Haydi dönelim’ anlamına geliyordu. Mesaj alınmıştı; ancak son kez mezarlığı boydan boya kesen merdivenlerden dikkatli bir şekilde aşağı inmeyi denedim. Yukarıdan aşağıya inerken tam orta noktada sağ tarafa düşen o silindir adeta ‘Biz buradayız’ diye fısıldtıyordu.
Ve evet tastamam öyleydi. Silindir mezar taşında “1931'DE ÖLDÜLER” yazısını görünce kendimi sevinir halde yakaladığım için utandığımı söylesem yeridir.
Hızlı bir şekilde mezarların bulunduğu yere döndük. Silindir mezar taşının sağ ve solunda simetrik duran yassı betonların birinde “Vahit Emin” yazıyordu. Diğerinin ise üstünü kurumuş yapraklar ve toprak kümesi kaplamıştı. Hemen kopardığım kuru bir dal parçasıyla ismi kaybolmuş mezar taşını topraklardan temizlediğimde “Belkıs Safer” yazısı önümüze çıkıverdi. Muhsin Abi ve Hamza heyecanını gizleyemedi.

Boğaziçi tepelerindeki Kandilli Mezarlığı'nda bulunan Vahit Bey ile Belkıs Hanım'ın tam ortasında bulunan silindir sütununda '3 Temmuz 1931'de Öldüler' yazıyor...

YAKIŞIKLI GENÇLE GÜZEL BİR KIZ...

Şimdi gelin bundan 89 sene öncesine gidelim ve daha önce ‘Çamlık Tepe’, ‘Ömür Tepe’ gibi isimlerle anılan Kıbrıslı Yalısı’na ait koruluğun nasıl ‘Sevda Tepesi’ne döndüğüne bakalım.
Cumhuriyetin ilk yıllarındayız.
Vahit ailenin tek çocuğu. Babası Emin Efendi Kurtuluş Savaşı gazilerinden, madalya sahibi. Savaşta İstanbul'dan Anadolu'ya silah kaçıranlardan...
Harbiyeden yeni mezun olan süvari teğmeni Vahit yakışıklı bir genç. Belkıs Safer de varlıklı ailenin iki çocuğundan biri. 20-22 yaşlarında uzun boylu, yeşil gözlü dünyalar güzeli bir kız. Amerikan Kız Koleji'nden yeni mezun olmuş ve Felemenk Bahrisefid Bankası'na daktilo kadrosunda çalışıyor. İki genç boyu boyuna huyu huyuna misali birbirine çok yakışıyor.

İstanbul'da boğazın en güzel yerinde bulunan Sevda Tepesi, Suudi Kralı'nın mülkleri arasında

ÖMÜR TEPESİ'NDE AŞKIN ZİRVESİ

Vahit Bey ve Belkıs Hanım'ın aşkı Boğaziçi'nde destanımsı bir hâl almış. Boğaz vapurunda kumrular gibi arzı endam eden genç çifti görenler birbirini dürtüp, hayranlıkla onlara bakmaktan kendilerini alamıyor. Vahit-Belkıs ikilisi her fırsatta Kandilli'deki meşhur Kıbrıslı Yalısı'nın arkasında bulunan korunun 'Çamlık Tepe' veya 'Ömür Tepe' denilen yerde soluğu alıyor.  Ve elbette zaman zaman küskünlükler, kırgınlıklar, ufak kaprisler de bu aşkın tuzu biberi oluyor...

AİLELERİN İÇİ ISINMAYINCA

Gelin görün ki, gençlerin ailesinin bu birlikteliğe Boğaziçi ahalisi kadar pek sıcak bakmadığı da bir gerçek.
Gazeteci Ünal Yiğitdinç'in "Sevda Tepesi - Acı ve Gerçek" isimli romanının önemli karakterlerinden Necdet Cemali'ye kulak veriyoruz:
- (...) Şunu da zikretmek istiyorumb. Anladığım kadarıyla, Vahit'le Belkıs Hanım'ın izdivacına, annesinin ve babasının karşı olmasının iki sebebi vardı: Birincisi, Belkıs'ın ailesini çok alafranga bulmaları. İkincisine gelince Nuriye Hanım'ın ahbapları, ya da akrabaları olan Bursa'da Mustantik Hafızın kızını Vahit'e almak istemesiydi. Bir de Bursa'da kundura mağazaları bulunan sağır Mehmet Bey'in kız kardeşinin Vahitle izdivasının çok önceden tasarlanmış olması gibi durumlar... Yani, ahde vefa... Bilinir mi, bilinmez..."

Nitekim Yiğitdinç romanın ilerleyen sayfalarında aynı minvalde Vahit'i şöyle konuşturuyor: 

"Pederimin ve validemin davranışları da bir tuhaf, her şeyi Belkıs'tan biliyorlar; ona da üzülüyorum... Suçlu olan kim? Sizin başınıza bu çorapları ören biziz, başa gelen çekilecek... Belkıs daha ne zamana kadar suçlanacak? Onu istemeyenlere adetâ gün doğdu... Onun için her şeyi unutmak, yürüyüp geçmek istiyorum... Akif, bu da hiç kolay değil... Sıkıntını, üzüntünü anlatmazsın diyorsun, bundan öte ne anlatılır? Anlattıkça azalacağı yerde, sanki çoğalıyor..."

Gazeteci-yazar Ünal Yiğitdinç...

"ROMANIMIN YÜZDE 85'İ GERÇEK TANIKLIKLARDAN OLUŞUYOR"

Sırası gelmişken belirtmeliyim ki, Ünal Yiğitdinç'le geçireceği küçük bir operasyon öncesi hasta yatağında kısa bir telefon görüşmesi yapma fırsatı buldum.  Kendisi olayların yüzde 85 oranında gerçeklere dayandığını, dönemin birinci dereceden tanıklıklarla görüşerek romanı kaleme aldığını söyledi.

Teğmen Vahit Emin Bey'e ünlü İtalyan asıllı Amerikalı aktör Rudolf Valentino’ya benzediği için çevresi tarafından 'Valentino Vahit' olarak lakap takılıyor. Fotoğrafta ünlü aktör Rudolf Valentino görülüyor...

SONUN BAŞLANGICI O FOTOĞRAF MI?

Teğmen Vahit, dönemin Hollywood yıldızı Rudolp Valentino'ya çok benziyor. Gelgelelim , Valentino'nun çevirdiği son film, ünlü aktör hayatını kaybettiği için yarım kalıyor. Arkadaşları ABD'deki film şirketine Vahit'in fotoğrafını ekleyerek bir mektup yazıyor. Bu konuda bir diğer iddia da mektubu yazanların bizzat Belkıs Hanım'ın kolejden en yakın arkadaşları... Şirket fotoğrafı görüne Vahit'e 'Hemen Amerika'ya gel' çağrısı yapıyor. Fakat genç teğmen askerliği çok sevdiği için bu cazip teklifi reddediyor. Bu işin bir boyutu.
İddiaların bir başka boyutu ise yayılan fısıltılarla kulak veren Vahit, mektubu yazanın Belkıs olduğunu düşünüyor ilişkinin ilk kırılma anı burada yaşanıyor...

Belkıs Safer (sağda) Amerikan Kız Koleji'nde öğrenim yıllarında bir arkadaşıyla görülüyor (Foto: Atlas Dergisi)

PAŞA TORUNU BELKIS'A TALİP OLUNCA

Söylentiler yukarıdakilerle de sınırlı değil şüphesiz...
Belkıs ile Vahit aşkıyla ilgili yazılanlarla da rastladığımız iddialar, gazeteci Yiğitdinç'in romanından alıntıladığım şu paragrafla birebir örtüşüyor.
Şöyle konuşuyor romandaki Selim Bey, "Bir zamanlar Kıbrıslı Yalısı, Sadrazam Kıbrıslı Mehmet Emin Paşa'nındı ve Paşanın bir tek kızı vardı; kızının adı Atiy'ydi. Gün geldi Atiye Hanım evlendi ve zaman içinde dört çocuk annesi oldu.... Nazım, Azize, Refika ve Şevket... Refika Hanım, felsefeci İbrahim Etem Dirvana'yla izdivaç yaptı; onun da bu evlilikten dört çocuğu oldu.. Bolluk bereket, çocuklar el bebek gül bebek derken; Refika Hanım'ın büyük oğlu Emin otuz beşine vardı... Hayat sanki bir sinema şeridi... Eğer bana anlatılanlar doğruysa, Emin Dirvana da Belkıs'a görücü gönderenler arasındaydı (...)
Vahit bu haberle kıskançlık krizine girer...

 

(Fotoğraf: Atlas Dergisi)


Dönemin Cumhuriyet Gazetesi olayı 'bir aşk faciası' başlığıyla veriyor...




"ONLARI MESUT EDEBİLMEK İÇİN..."

Belkıs'ın annesi Nafia Safer Hanım'ın da izdivaca karşı olduğu söyleniyor. Nafia Hanım daha sonra gazetecilere "İki yavrunun mes'ut olmaları için elimden geldiği kadar çalıştım. Aralarında bazen gerginlikler olurdu... Kızımın tabiatını bildiğim için onu teselli eder, Vahit'e de tedbirler gösterirdim. Fakat Yarabbim... Böyle bir neticeyi kat'iyyen düşünmüyordum. Onları mes'ut etmek için elimden geldiği kadar çalışıyordum. Fakat hepsi boşmuş... Hepsi kaderin siyah eline, matemlere mahkum imiş" diyecektir.

MURADA ERMEDEN MİADIN DOLDUĞU AN...

Gelelim takvimlerin 3 Temmuz 1931 gösterdiği o kara güne...
Gazeteci Yiğitdinç'le noktalayalım: 
"Her zaman gittikleri o kır kahvesinde, o gün nişan varmış. Köyden iki genç nişanlanıyorlarmış. İkindi sonrası oraya uğramışlar, sonra kendi yerlerine Sevda Tepesi'ne yürümüşler. Vahit Bey, kendi tabancasını değil de, babası Emin Bey'in tabancasını almış... Tabii bunlar sonradan öğrenilen ve söylenen şeyler. Birbirlerine yazdıkları mektupları küçük küçük yırtmışlar... Ne dediler, ne konuştular, kadere nasıl razı oldular? Vahit, Belkıs'ı kalbinden vurmuş, ceketini çıkarıp üstüne örtmüş, öbür kurşunu da kendisine...
Denilene göre, Vanökey'e giden bir sütçü kadın onları görmüş. Kandilli karakoluna koşmuş - o zaman öyle anlatmışlardı- Benim adım Hatice demiş, heyecandan korkudan zor konuşmuş. Tepede, patikanın arkasında selvi ağaçlarının altında, bir erkekle bir kadın kanlar içinde yatıyor demiş...

Vahit Emin Bey ile Belkıs Safer Hanım 89 seneden bu yana Kandilli Mezarlığı'nda yanyana toprağa verilmiş.

100 yıla yaklaşan sırları, bilinmezlikleri arkamızda bırakarak Kandilli Mezarlığı'ndan ayrılıyoruz...

 


VANİKÖYLÜ BELKIS'IN SON MEKTUBU

"Vahit:

İstiyordum ki sana karşı olan sevgimi anlayasın... Belki o zaman beni severdin. Biliyorum beni sevmedin... Bunu sen itiraf ettin. Senin söylediğin her şeye inandım. İnanıyorum. Fakat yalnız sende bir şey var; onu anlamak istiyorum. Biliyor musun bu nedir? Bu, beni sevmediğin... İsterim ki dünyada hiçbir şey senin bana karşı olan sevgine mani olmasın...
Ben kendimi sana çok yakın buluyorum, düşünüyorum, yakın olan her şey nihayet birleşiyor. Fakat bu olacak mı?.. İstiyorum ki sevgi, aşk acılığının tecrübesini benim üstümde göster sin... düşünüyorum, belki çok büyük günahım var. Eğer bu da seni sevmek ise beni bu günahı bile bile yapıyorum. Her günahkârın gideceği yer cehennem değil mi?... Ben oraya gitmeye çoktan razıyım. Senin için olduktan sonra... İsterim ki daima seninle beraber olayım... İyi biliyorum, babanla vaziyetini en ince noktasına kadar işitiyorum. Anlıyormu. Senin mevkiin çok fena... düşündük... Ve aileni bana tercih ettin... Hakkın var. Herkes ben değil... Sonra o gün telefon ettim. Bunları anlamak istiyorsan, irademe hakim olamadım. Herkesin neş'eli bir zamanında ben de senin sesini işitmek isterdim. Bunun bana ne kadar büyük bir şeye malolacağını biliyordum. Yalnız gururum kalmıştı. İşte onu da o gün öldürdüm. Bunları sana bizzat söylemek isterdim. Fakat kabil değil ki...
Eğer seni bilerek üzdümse beni affet... Çünkü sensiz yaşayamayacağımı anlıyorum. Beni sevdiğini söyle. Sana o kadar yakınım ki yavaşça eved dersen işitecek ve ölünceye kadar seni bekleyeceğim. Belkıs Safer."

RAPTİYE

Sevda Tepesi - Acı ve Gerçek, Ünal Yiğitdinç, Cinius Yayınları, 2019

 


EDİTÖRÜN NOTU: Bu haberi hazırlarken zaman darlığı içerisinde Kandilli Mezarlığı'ndaki çekim telaşıyla sehven "İki aşık burada canına kıydı" dendi. Oysa ki, Vahit Bey ile Belkıs Hanım, bu mezarlığın yanıbaşında bulunan Sevda Tepesi'nde hayatlarına son vermiş ve daha sonra yakınlarının ortak kararıyla burada toprağa verilmiştir. Düzeltirim. (M.Ş)