Cemal Kaşıkçı'nın vahşi şekilde öldürülmesinin arkasında Veliaht Prens Muhammed bin Selman’ın paranoyasının ve umarsızlığının beslenmesine yardımcı olan, Suudi Kraliyet ailesi içindeki bir güç mücadelesi yatmakta. Neticede saray çevresindeki bu hiddet The Washington Post yazarının öldürülmesine ve parçalara ayrılmasına neden oldu.

Aile içi düşmanlığın ilk sahnesi Ocak 2015’te Riyad’daki bir VIP hastane odasında Kral Abdullah ölüm döşeğinde yatarken başladı. O dönemde hastanede olan bir Suudi’ye göre Abdullah’ın oğulları ve aile üyeleri ailenin parasını kontrol etme ve ailede Abdullah kanadından olanların güçlü pozisyonlarını sürdürmek umuduyla selef olan Kral Selman'ı, Kral Abdullah'ın öldüğü konusunda bilgilendirmeyi ertelediler.

Takip eden yıllarda Suudi ailesi içindeki katliam komploları “Game of Thrones” dizisindeki komplolara benziyordu. Kraliyet ailesinin en güçlü iki grubu güç için mücadele ederken bu mücadelenin kapsamı ABD, Çin, İsviçre ve diğer ülkelere kadar uzandı. Gerilim artarken yeni kralın gözde oğlu Muhammed bin Selman’ın çevresindeki Kraliyet zümresi, bir casusluk filminin sahnesinde olduğu gibi, Ağustos 2016’daki küstah bir operasyonla Pekin’de ailenin Abdullah tarafının bir üyesini kaçırmaya bile teşebbüs etti.

Muhammed bin Selman düşman olarak gördüğü bu kişilere karşı giderek daha kaygılı ve saldırgan hale geldi. ABD’li ve Suudi uzmanlara göre 2017 ilkbaharından başlayarak Suudi istihbaratından bir ekip, Kraliyet ailesinin kontrolü altında, ülke dışında ve içindeki muhalifleri kaçırmaya dönük operasyonları organize etti. Gözaltına alınanlar gizli yerlerde tutuldu. Suudiler, söz konusu kişileri konuşturmak için hüsnü tabirle gelişmiş sert sorgu teknikleri kullandı. Bu durum, neticede The Washington Post Küresel Makaleler köşe yazarı Kaşıkçı’yı 2 Ekim’de İstanbul’daki Suudi Başkonsolosluğuna girdiğinde yutan hiddet girdabının ve hukuksuzluğun açıklanmasına yardımcı oluyor.

İstihbarat bulgularını gözden geçiren ABD’li ve Suudi uzmanlara göre sonuç şu: Kaşıkçı, Riyad’daki Krallık eşrafı tarafından gönderilen, 18 ay önce organize edilmiş, hızlı harekete geçme kabiliyetine sahip bir ekip tarafından katledildi. Kaşıkçı’nın kışkırtıcı gazeteciliğinin yanı sıra Katar ve Türkiye ile bağları; İstanbul’da ortadan kaybolmasından üç ay sonrasına kadar ABD istihbaratı tarafından anlaşılmayan, Temmuz 2018’deki “onu geri getirin” emrini veren ve giderek otokratik hale gelen Veliaht Prens’i rahatsız ediyordu.

ABD bu öldürücü savaşı yakından izledi. Başkan Trump’ın damadı ve danışmanı olan Jared Kushner, Muhammed bin Selman’ın yakın bir rehberi oldu. Kushner özel bir gezide Ekim 2017’de Muhammed bin Selman’ı ziyaret etti, iki isim de görüşmenin detayları hakkında bilgi vermedi ancak Kraliyet ailesi içerisindeki entrikaları konuşmuş olmaları muhtemeldir. Kushner’in ziyaretinden bir hafta sonra 4 Kasım’da Muhammed bin Selman, 200’den fazla Suudi Prens’i ve iş adamını tutuklayıp onları Ritz-Carlton Oteli’nde tutarak iç darbe anlamına gelebilecek bir hamle yaptı. Bu tutuklamaların planlaması Muhammed bin Selman’ın Kraliyet eşrafı içerisindeki en yakın sırdaşları tarafından yapıldı.

Ritz-Carlton darbesindeki listede Muhammed bin Selman’ın en önde gelen düşmanlarının başında merhum Kral’ın hırslı oğlu, daha önce Muhammed bin Selman’ın sapkın kararları konusunda duyduğu endişeyi Amerikalı ve Çinli muhataplarına ileten Prens Turki bin Abdullah vardı. Turki halen esaret altında ve onun en üst düzey askeri yardımcısı Tümgeneral Ali el Kahtani geçen yıl Ritz-Carlton’da tutulurken gözaltında hayatını kaybetti.

TAHT KAVGALARI

Saray entrikası medyada yer alan haberlere göre önceki yıl akciğer kanseri teşhisi konulan Kral Abdullah’ın sağlık durumu 2015 Ocak ayının başlarında kötüleşti. Kral, Rawdat Khuraim’deki çöl inzivasından oğulları ve saray görevlilerinin eşliğinde Riyad’daki Suudi Ulusal Muhafız hastanesinin VIP bölümüne getirildi. Saray Divanı Kral’ın ölümcül hastalığını gizli tutmaya çalışırken bir yandan yerine kimin geçeceğini tartıştı. Bu tartışmalarda Abdullah’ın oğlu, Ulusal Muhafızların başı Mutaib’in kral olabileceği ihtimali vardı.

Dönemin Veliaht Prens’i olan Selman 23 Ocak’ta hastaneye gelip “Kardeşim nerede?” diye sorduğunda kendisine Kraliyet Divanı Başkanı ve aile fonlarının koruyucusu Halit el Tuwaijri tarafından bilgi verildi. O zaman hastanede olan ve isminin açıklanmasını istemeyen bir Suudi’ye göre Abdullah çoktan ölmüştü. Selman gerçeği öğrendiğinde öfkelendi. Yeni kral, artık görevden alınmış olan Kraliyet Divanı Başkanı’nı tokatlarken yüksek sesli bağrışmalar hastane koridorlarında yankılandı. Tuwaijri, Kasım 2017’de tutuklandı ve Ritz-Carlton’a götürüldü. Suudi kaynaklar Abdullah’ın hükümdarlığında usulsüz olarak cebine attığı yüksek miktardaki parayı geri ödemesinin ardından şu anda ev hapsinde tutuluyor.

Abdullah klanına danışmanlık yapan bir Suudi iş adamı olan Tarık Obaid, "Khalid el Tuwaijri, Kral Abdullah’ın oğullarına çok zarar veriyordu" dedi.

Taht mücadelesi yaklaşırken Kraliyet ailesinin üyeleri çoktan birbirleri hakkında casusluk yapmaya başlamıştı. Abdullah’ın oğullarından biri pek çok üst düzey prensin telefonlarına böcek konulduğunu söyledi. Abdullah’ın ekibi telefonlara doğrudan erişmeye gerek kalmadan 90 metre çapında bir alanda telefon numaralarının kime ait olduğunu tespit edebilen Çin yapımı bir aygıt da aldı. Bu aygıtlar kül tablalarına saklandı ve diğer parçalar da siyasi komploları ve dedikoduları açığa çıkarmak için Riyad’daki saraylara dağıtıldı.

Kral Salman ve oğlu Muhammed bin Selman’ın ilk aylarda iktidarının pekiştirilmesine yardımcı olan kişilerden biri de saray eşrafının hırslı bir üyesi olan avukat ve eski Hava Kuvvetleri üyesi Suud el Kahtani’ydi. Selman’ın ekibi ilk başlarda Kahtani’den emin değildi çünkü 2000’lerin başından bu yana Kraliyet Divanında Tuwaijri’nin asistanlarından bir olarak çalışıyordu. Saraydan bir kişi, Selman’ın ilk günlerinde Kahtani’nin sorgulandığını ve dövüldüğünü söyledi. Ancak kısa bir süre sonra Muhammed bin Selman’a sadakatini ziyadesiyle kanıtladı.

Sarayın Araştırmalar ve Medya Çalışmaları Merkezinin Başkanı olarak Kahtani Muhammed bin Selman’ın potansiyel rakipleri ve darbe planlayıcılarıyla ilgili şüphelerini besledi. Kahtani, ayrıca Veliaht Prens adına kullanmak için siber silahlar toplamaya başladı. Haziran 2015’te gizli siber araçlar elde etmek için “Hacking Team” adlı, hakkında çok az şey bilinen bir İtalyan grupla temasa geçti. 29 Haziran 2015’te Kahtani Hacking Team’in başkanına şu mesajı gönderdi: ""Suudi Kraliyet Divanı (Kraliyet Ofisi) sizinle üretken bir iş birliği içinde olmaktan ve uzun ve stratejik bir ortaklık geliştirmekten memnuniyet duyacaktır."

Suudi ve ABD’li soruşturmacılar Muhammed bin Selman’ın enformasyonla bağlantılı operasyonlarının yöneticisi olarak Kahtani’nin Kaşıkçı cinayetine yardım ettiği sonucuna vardı.

KRALİYET SİYASETİ

Kral Selman’ın ekibi iktidardaki ilk haftalarından bu yana dik başlı bir aile siyaseti sergilemeye başladı. 2015 Ocak ayının sonunda bir Kraliyet kararnamesiyle Abdullah’ın iki oğlu Mekke ve Medine valiliklerinden alındı. Tasviye edilmeleri asla iyileşmeyen yaralar açtı. O zaman 29 yaşında olan Muhammed bin Selman Savunma Bakanlığına getirildi; güçlü eski İçişleri Bakanı’nın uysal oğlu ve CIA’nın favorisi Muhammed bin Nayef, mütavazı eski istihbarat şefi veliaht prensin altında veliaht prens yardımcısı olarak atandı.

Selman ve Muahmmed bin Selman Nisan 2015’te kontrollerini daha da sıkılaştırdı. Muqrin veliaht prenslikten azledildi ve yerine Muhammed bin Nayef getirildi. Geçişlerle ilgili bilgisi olan bir Suudi’ye göre Kral, Muqrin’e diğer gönül almaların yanı sıra Solandge adında 85 metre uzunluğunda lüks bir yat hediye etti. Muhammed bin Selman resmi olarak taht sırasına katılarak veliaht prens yardımcısı oldu.

Henüz 30’larına gelmemiş olmasına rağmen Muhammed bin Selman, ilk yıllarında hafta sonları sıkça yatına konuk olan Birleşik Arap Emirlikleri veliaht prens yardımcısı Muhammed bin Zayed ve BAE üst düzey istihbarat yetkilisi Şeyh Tahnoon tarafından cesaretlendirilen sinsi bir prens olmuştu. Muhammed bin Selman, ilk günlerinde, istediği bir mülkün kendisine transferini engelleyen bir kadastro memuruna uyarı mahiyetinde bir mermi göndermiş olarak Riyad’da sinirli bir tip olarak ün yapmıştı.

Muhammed bin Selman, Krallığı modernleştirme arzusunu dile getirdi. Fakat Abdullah’ın oğulları, Muhammed bin Nayef gibi düşmanları ve kontrol altına alınamayan gazeteci Kaşıkçı’nın yarattığı tehdit konusunda paranoya içerisindeydi. 

Eylül 2015’te görülen iki uyarı işareti, gözlemcileri Muhammed bin Selman’ın 2016 yılında yazdığı bir köşe yazısının başlığında olduğu gibi “Krallıkta sıçrama yaratabilecek ya da onu uçuruma sürükleyebilecek bir Suudi prensi” olduğunu yönünde alarma geçirmiş olmalı. Amerika’nın Riyad Büyükelçisi Büyükelçi Joseph Westphal, Eylül 2015’te Muhammed bin Nayef’i görme planıyla Cidde’ye gitti fakat havaalanından geri çevrildi ve onun yerine kimin gerçek patron olduğunun açıkça gösterilmesi için Muhammed bin Selman’ı görmeye gönderildi. Aynı ay uzun yıllardır istihbarat yetkilisi olan Suudi Saad el Jabri özel bir görüşme için Washington’da CIA Direktörü John Brennan’ı ziyaret etti. Muhammed bin Nayef’in yakın danışmanı Jabri Selman’a ziyaretten söz etmemişti ve ülkesine geri döndüğünde işine son verildi. Şu anda sürgünde yaşıyor. 

Abdullah aşiretinin üyeleri Muhammed bin Selman’ın bir zamanlar kendilerine ait olan olan iktidarın aygıtlarına el koyuşunu izlediler. Brennan ve Obama yönetiminin diğer üyelerinin Muhammed bin Selman konusunda rahatsızlık duyduklarını bilen Abdullah’ın oğulları ABD-Suudi ilişkilerinin yeni dinamikleri hakkında bilgi toplamak amacıyla Washington’da önde gelen bir stratejik danışmanlık firmasından hizmet aldılar. 

Görüşmeler Muhammed bin Selman’ın hayal etmiş olabileceği gibi gizli bir komploydu. Mayıs 2016’da Prens Turki bin Abdullah ve en yakın danışmanı Suudi iş adamı Obaid eski CIA ve Dışişleri Bakanlığı yetkilileriyle Georgetown’da Four Seasons Hotel’de bir dizi görüşmelerde bulundular. Onlara askeri danışman ve Turki ve merhum Kral Abdullah’ın diğer oğullarının koruması olan, Riyad’daki Ritz Carlton Oteli’nde zorla tutulurken ölen Orgeneral Ali el Kahtani eşlik etti. 

Muhammed bin Selman Haziran 2016’da Washington’a giderek Başkan Barack Obama ve diğer yetkililerle bir araya geldi. O zamana kadar yönetim, Kraliyet ailesi içerisinde -hatta Veliaht Prens ile yardımcısı ihtilaf halindeyken- artan gerginliklere titizlikle tarafsız kalmıştı. Fakat Obama, Muhammed bin Selman’ın reform gündeminde yer alan vizyon ve enerjiden etkilenmişti ve haziran ayındaki ziyaretin ardından ABD aceleci reformcuya doğru eğilim göstermeye başladı. 

BİR GÜÇ MÜCADELESİ

Abdullah aşireti özellikle Asya’daki bazı önemli dış bağlantıları yeniden ele geçirdi. 2016’da bu bağlantılar Muhammed bin Selman’ın gündemine giderek daha fazla girdi. 

Obaid, Temmuz 2016’da Turki bin Abdullah’ın Hangzhou’da yapılacak G20 toplantısından önce eylül ayında Şangay’da düzenlenecek Uluslararası Finans Forumuna (UFF) katılımının hazırlıklarını yapmak üzere Şangay’a gitti. Muhammed bin Selman’ın G20’ye katılacak olması nedeniyle Turki’nin UFF’ye katılma planı Suudiler arası düşmanlığın bir işaretiydi. Obaid, Bund bölgesinde Peninsula otelde bir suit tuttu ve yanındaki oda Orgeneral Ali el Kahtani’ndi. Bundan sonra bazı şeyler tuhaflaşmaya başladı. Bu olaylar zinciri bazı Suudi, İsviçreli ve Amerikan kaynakları tarafından aktarıldı. 

Obaid, önemli bir iş ortaklığında Turki’nin temsilcisiydi. Turki, örgütün internet sitesine göre yöneticiliğini MIT’de eğitim almış Shan Li’nin yaptığı, Silk Road Finance Corp. (SRFC) adlı kalkınma fonuna en az 10 milyon dolar yatırımda bulunmayı kabul etmişti. Silk Road (İpek Yolu) girişiminin arkasındaki Çinli güç ise 1998-2013 yıllarında Çin Kalkınma Bankası'nın genel müdürlüğünü yapan ve babasının Çin Komünist Partisi'nin kurucularından biri olduğu söylenen üst kademe liderlerden Chen Yuan’dı. 

Obaid, Turki’nin yatırımının koşullarını tartışmak için 2016 yılı Ağustos ayı başlarında Pekin’e gittiğinde belki de şatafatlı Park Hyatt Hotel’in gördüğü en önemli kişiydi. Obaid Silk Road Finance Başkanı John Thornton tarafından kendisi ve Li ile akşam yemeğine davet edilmişti. Thornton aynı zamanda New York’tan bir yatırım bankeri Michael Klein’i de davet etmişti. Klein’in o dönemlerde Saudi Aramco’nun bazı hisse senetlerini halka arz yöntemiyle 100 milyar dolar kadar artırma planı düşük petrol fiyatları yüzünden bütçe daralmasıyla karşı karşıya olan bir ülkede nakit artışı sağlamak için konusunda Muhammed bin Selman’ın önemli bir danışmanı olduğu söylentisi dolaşıyordu Klein bu anlaşmada Krallığı temsil etmedi, bu iş diğer bankacılara kaldı. Klein, Obaid ile kısa bir görüşmede bulundu ve daha sonra sözcüsü ve Thornton’a göre orayı terk etti. 

Silk Road grubuyla yapılan Park Hyatt toplantısı sırasında Obaid, Suudi Aramco IPO’nun Batılı ifşa standartlarını uygulamaya koyarak Suudi Arabistan’ın ulusal güvenliği üzerinde çok güçlü bir etkisinin olabileceği ve Kraliyet ailesinin iktidardaki hakimiyetini zayıflatabileceği konusunda uyarıda bulundu zira Aramco uzun süredir Krallığın yönetilmesinde en önemli ayaklardan birisi olmuştu. Obaid, bunun yerine Çin’in Suudi petrolü karşılığında elindeki çok miktardaki ABD Hazine bonolarının bazılarını satacağı bir değiş tokuş anlaşması üzerinde Suudilerle çalışarak para toplaması gerektiğini söyledi.

Çinli yatırım şirketinin önünde Muhammed bin Salman’ın özelleştirme planlarını eleştirerek Obaid aslında Çinlilere, Abdullah ve daha önceki kralların istikrar ve güvenliği sağladıkları geleneksel Suudi sistemini desteklemeleri çağrısı yapıyordu.

Klein, bir sözcü aracılığıyla Obaid ile olan kısa görüşmesi sırasında ne bir petrol takas anlaşması ne de Suudi Aramco’nun özelleştirilmesini hiçbir şekilde görüşmediklerini söyledi. Thornton, Obaid’in petrol takası önerisi yaptığını hatırlıyor ancak orada kimin olduğunu hatırlamıyor. Thornton, telefonda gerçekleşen bir mülakatta, “Bunu ciddi bir fikir olarak ikinci kez düşünmedim" dedi. İsminin açıklanmamasını talep eden bir Silk Road şirketi yöneticisine göre Turki ve Obaid hiçbir zaman teşebbüste gerçek yatırımcı olmadılar.

Abdullah’ın klanının baş finans danışmanının Muhammed bin Salman’ın özelleştirme planını eleştirdiği haberi Riyad’a ulaşmış olabilir. Yaklaşık bir hafta sonra Obaid, tanımadığı Suudi numaralarından birçok kez aranmaya başladı ve bu aramalara yanıt vermedi. Konuyla ilgili bilgi sahibi bir kaynağa göre Obaid, en sonunda Genel İstihbarat Başkanlığı olarak bilinen Suudi istihbarat servisinin başındaki Halid Humaydan tarafından arandı. Kaynak, Humaydan’ın Kraliyet Divanının Obaid’in bir an evvel Suudi Arabistan’a dönmesini istediğini söylediğini ifade etti. Obaid, bunu ilk olarak patronu Prens Türki’ye danışması gerektiği yönünde yanıt verdi.

Konuyla ilgili bilgi sahibi bir kaynağa göre Turki, Humaydan’ı aradı ve Kral Selman’ın bizzat Obaid’in geri dönmesi emrini verip vermediğini sordu. Turki’nin, istihbarat şefine, “Şayet bunu Kral talep ettiyse ben şahsen Tarek’i şimdi eve göndereceğim" dediği söyleniyor. Ancak talebin “Divandan” geldiği belirtildi ve Turki’nin de Obaid’e Çin’de kalmasını tavsiye ettiği söyleniyor.

Bir kaynak, 21 Ağustos’ta Li’nin Obaid’i, Silk Road Finance şirketine şehir merkezindeki Yintai Merkezinde bir ofis bakması amacıyla Pekin’e davet ettiğini söyledi. Yintai Merkezi, yeni Park Hyatt Oteli’nin de içinde bulunduğu rağbet gören bir noktaydı. Li, seyahatte Obaid’in Silk Road teşebbüsünün mimarı olan Chen ile bir araya gelebileceğini söyledi.

25 Ağustos öğleden sonra Obaid, özel bir uçakla Şangay’dan Pekin’e uçtu. Uçak indiğinde havaalanının ücra bir noktasına park etti. Uçağın yakınına ise kuyruğunda “HZ-ATR” işareti olan başka bir uçak park etmişti. “HZ” ifadesi uçağı bir Suudi uçağı olarak tanımlıyordu. Daha sonra ne olduğu ise konu hakkında bilgilendirilen Suudi ve İsviçre kaynakları tarafından anlatıldı.

Obaid, uçağı terk etmesinin ardından 40’dan fazla sivil kıyafetli Çinli güvenlik görevlisi tarafından durduruldu. Arapça konuşan grubun liderinin Obaid’e şunları söylediği ifade ediliyor: "Biz Devlet Güvenlik Bakanlığındanız. İş birliği yapacak mısın?” Obaid’in çevresi sarıldı, kafası ve vücudu, bir torbayla o kadar sıkı sarıldı ki hiçbir şey göremiyor ve yardım olmadan hareket edemiyordu. Pekin’de bir sorgulama yerine götürüldü ve bir sandalyeye kelepçelendi.

Bir Çinli yetkili, Obaid’in geçtiğimiz  aylarda yapılan G20 Zirvesini engellemek için Pakistanlı militanların uygulayacağı bir planı organize eden bir terörist finansörü olduğunu öne sürdü. Obaid’i sorgulayan kişi, “Teröristleri nerede saklıyorsun? Pakistanlı milisleri nerede saklıyorsun?” diye sordu. Obaid, neden bahsettikleri hakkında hiçbir fikri olmadığını ve ellerindekinin yanlış adam olduğunu söyledi. Obaid, ıstıraplı ve uzun bir işkenceyle sorgulamaya maruz kaldı.

Neyse ki Devlet Güvenlik Bakanlığı teknikerleri, Obaid’in iPad’i ve cep telefonunu inceleliyordu ve eldeki bilgileri kendi kaynaklarının elindeki bilgilerle karşılaştırıyordu. Çinliler hızla bir hatanın yapıldığı sonucuna vardılar: Suudi yetkililer, Obaid’in terörist olarak tutuklanması ve Krallığa iade edilmesi için Obaid ile ilgili kendilerine yanlış bilgi vermişti.

Konuyla ilgili bilgi sahibi kaynaklara göre Devlet Güvenlik Bakanlığından üst düzey bir yetkili, Obaid’e, "Bak, bir hata oldu. Ülkenden birisi sen Pekin’e inmeden beş dakika önce bizi aradı ve senin G20 Zirvesini vuracak olan bir terörist finansörü olduğunu söyledi.” dedi ve Çinli yetkili şunları söyledi: “Ülkendeki iki güçlü prensin güç mücadelesinin ortasında kaldın.” 

Çinli istihbarat ajanları kandırılmış olmaktan ötürü kızgındı ve Obaid’in bir an evvel Şangay’a gidişini ayarlayıp Çin’de kaldığı süre boyunca onu korudular.

Bu esnada Obaid’i Pekin’de yakalamak isteyen Suudiler onu ellerinden kaçırdıkları için çok öfkeliydi. Abdullah’ın kabilesinin ajanını bulmak için Pekin’deki otellere casuslarını gönderdiler. Obaid Şangay’da Suudi istihbaratının başkan yardımcısı General Yusuf bin Ali İdrissi’den, Pekin’e dönüp kendisini almak üzere gönderilen Suudi uçağına binmesi yönünde talimat veren bir telefon alıyor. Obaid tavsiye almak için patronu Prens Turki’ye başvuruyor ve o da İdrissi’yi arıyor. Turki şöyle diyor: “Şayet Kral istiyorsa halledilir. Siz kimin adına konuşuyorsunuz?” İdrissi, Obaid’in Çin’den çıkarılması konusunda talimatı kimin verdiği konusunda muğlak konuşuyor. Obaid, bir hafta daha Devlet Güvenlik Bakanlığının yakın koruması altında Şangay’da kalmaya devam ediyor.

Zira Obaid’in İsviçre pasaportu var ve ayrıca Şangay’daki İsviçre Konsolosluğunun koruması altında bulunuyor. İsviçre Konsolosu General Françoise Killias Zillweger’in Obaid’in avukatına gönderdiği 11 Ocak 2017 tarihli mektup da bunu doğruluyor: “Bay Tarek Obaid’e yönelik sorumluluğumuza istinaden Başkonsolosun şahsı diplomatik koruma altına aldığını bildiririm.”

Turki, 30 Ağustos tarihinde Çin’e gidiyor ve Uluslararası Finans Forumunun (IFF) toplantısında bir konuşma yapıyor ve ayrıca Cumhurbaşkanı Xi Jinping ile birlikte fotoğraf çektiriyor. MBS, Hangzhou’da 4-5 Eylül tarihlerinde gerçekleştirilen G20 toplantısına katılıyor. O tarihte Obaid çoktan Turki’nin özel Airbus uçağıyla İsviçre’ye doğru yola çıkmış. Çinliler, Obaid’in Cenevre’ye sağsalim varıp varmadığını kontrol ediyor.

UTANÇ VERİCİ BİR BAŞARISIZLIK

MBS, G20 toplantısında 2030 modernleşme vizyonu hakkında bir konuşma yapıyor. Ancak özelde bu Obaid’i alıp getirme girişiminde Idrissi’nin yaşadığı utanç verici başarısızlığı öğrendiğinde bundan üzüntü duyuyor.

MBS, ülkesine geri döndüğünde olayla ilgili bir “inceleme” başlatıyor. Idrissi istihbarat başkan yardımcılığı görevinden alınıyor ve yerine -sonradan Kaşıkçı’nın İstanbul’da öldürülmesinin planlanmasına yardımcı olduğu şüphesiyle kovulacak olan- General Ahmed el Assiri getiriliyor. Suudiler, Obaid hadisesinde istihbarat kanallarını yanlış kullanmaktan ötürü özür dilemek için Çin’e bir heyet gönderiyor.

MBS’ye yakın bir Suudi yetkiliye yakın bir Suudi, yaptığı özel bir açıklamada Krallığın duyduğu sıkıntıyı şöyle ifade ediyor: “Idrissi’nin hatasından ötürü utanç içindeydiler. Suudi Arabistan Idrissi’nin davranışından ötürü utanç duyuyordu demek istiyorum. (…) Idrissi bir hata yaptı. Bunu yapmamalıydı.”

Obaid’in bir terörist olduğuna dair yanlış bir suçlama olduğunu söylüyor: “Beceriksiz haydutların açıkça gücü istismar edişi vardı ancak Veliaht Prens’in işlerin bu şekilde onların yaptığı gibi yapılması yönünde bir talimatı olduğuna inanmıyorum.”

Ancak MBS’nin saray eşrafı belli ki bundan bir ders almadı. Düşman olarak algıladıkları kişilere yönelik şüphe ve mutlak kontrol hırsları giderek arttı. Konu hakkında bilgi sahibi ABD’li ve Suudi uzmanlara göre Suudiler 2017 baharından itibaren muhalifleri kaçırarak gizli yerlerde alıkoydukları gizli bir program başlattı. Söz konusu program dahilinde, Kraliyet Divanının, başında Kahtani’nin bulunduğu medyayla ilişkilerden sorumlu merkezi ile bir arada faaliyet gösteren bir “kaplan ekibi” de vardı. ABD’li ve Suudi uzmanlara göre MBS’nin bir diğer yakın danışmanı olan Turki el Şeyh sorgulama merkezlerinin gözetimine yardımcı oldu.

Geçen yıl Veliaht Prens hayatının tehdit altında olduğundan korkmaya başladıktan sonra MBS’nin ülke içerisindeki darbesi ivme kazandı. Haziran 2017’de Muhammed bin Nayef çok aşağılayıcı bir biçimde veliaht prenslikten alındı ve yerine MBS geldi. Kushner’in ziyaretinin bir hafta sonrasında kasım ayında MBS, Turki bin Abdullah’tan başlayarak hanedanlık içerisindeki düşmanlarını toplayıp Ritz-Carlton’a kapattı.

Alıkoydurduğu kişiler arasında Krallıktaki en üst düzey prensler ve halkın en zenginleri yer alıyordu. Ritz Carlton’ın otelcilik faaliyetlerine geri dönmesinin ardından alıkonulan diğer kişiler gizli yerlere götürüldü.

Bir grup Suudi kadın hakları savunucusu, Muhammed bin Selman'ın kadınlara yönelik araç kullanma yasağını kaldırmasından sadece bir ay sonra Mayıs 2018'te gözaltına alındı. Muhammed bin Selman'ı eleştirenler, Veliaht Prens'in kadın aktivistlerin kendi reformu için pay çıkarmasını istemediğini belirtti. Bir insan hakları aktivistine göre aktivistlerden biri gördüğü sert muameleden o kadar etkilendi ki söylenene göre bileklerini jiletle keserek intihar etmeye çalıştı.

Obaid, İsviçre'de kalmaya devam ediyor. 1MD olarak bilinen Malezya varlık fonundan PetroSaudi International adlı bir şirkete uygunsuz ödemeler gerçekleştirdiği şüphesiyle İsviçre ve ABD'de hakkında soruşturma yürütülüyor. PetroSaudi International, Türki bin Abdullah ve Obaid tarafından kurulmuştu. Obaid herhangi bir suçla itham edilmiş değil.

ACIMASIZ PARANOYA

Bu aile rekabeti hikayesi konusunda rahatsız edici olan şey, bunun, Kaşıkçı'nın ölümüne yol açan paranoyayı çoğaltmaya yardımcı olmuş olması.

Neden kimse bu ölümcül hatalar zincirini durdurmadı? Obaid'in Çin'den geri getirilememesi de korkutucu bir şekilde İstanbul'daki Kaşıkçı cinayetine benziyor. Her iki olayda da Suudiler, işlere burnunu sokan bir muhalifi susturmak istediler. İlk temaslar başarısız olduğunda yasa dışı, gizli bir operasyona giriştiler. Bu, her seferinde sarayla yakın bağlantıları olan istihbarat başkan yardımcısının idaresi altında oldu. Her seferinde istihbarat başkan yardımcısı günah keçisi oldu; Muhammed bin Selman'ın rolünü belgeleyen somut bir kanıt iki olayda da ortaya çıkmadı.

Her iki operasyon da Suudi istihbarat servislerince değil Kahtani'nin kilit öneme sahip bir amir olduğu, saray eşrafı içindeki özel bir hücre tarafından düzenlenmiş gibi görünüyor. Bu, Humaidan ve de -Mabahith olarak bilinen iç güvenlik teşkilatının başı olan- meslektaşı Abdulaziz el Howairini'yi potansiyel istikrar sağlayıcı olası güçler olarak gören ABD'li yetkililer için güven verici.

Belki de iki olay arasındaki en büyük fark, Obaid'in Cenevre'nin bir semtinde halen hayattayken Kaşıkçı'nın ölmüş, parçalara ayrılmış ve cesedinin yerinin bilinmiyor olmasıdır.

Suudi başsavcı, aralarında eski bir istihbaratçı ve bir ara Muhammed bin Selman'ın koruması olan Maher Mutreb de dahil 18 Suudi'yi tutukladı. Suudi yetkililer, onu Kaşıkçı'yı öldüren ekibin lideri olmakla itham ediyor. Kahtani ve Assiri'nin ikisi de görevlerinden alındı ve Kahtani, Washington Post yazarının ölümünde oynadıkları iddia edilen rol nedeniyle ABD Hazine Bakanlığının haklarında yaptırım uyguladığı 17 Suudi'nin arasında yer alıyor. Bakanlığın açıklamasında Kahtani'nin "operasyonunun planlanmasının ve yürütülmesinin bir parçası olduğu" ve Mutreb'in operasyonu "koordine ettiği ve gerçekleştirdiği" belirtildi.

Suudi gözlemciler, Kaşıkçı'nın öldürülmesi konusunda yaşanan küresel infiale rağmen Muhammed bin Selman'ın büyük ihtimalle iktidarda kalmaya devam edeceğine inanıyor. Kaşıkçı olayında kesin bir delile en çok yaklaşan şey, gazetecinin cinayetini çevreleyen iki günde Kahtani'nin Muhammed bin Selman ile birden fazla kez iletişim kurduğunun ifade ediliyor oluşu. Bu mesajlar ifşa edilmeden bir bağlantının kanıtlanması imkansız olabilir.

Muhammed bin Selman'ın Riyad'daki sarayının acımasız paranoyası akla Saddam Hüseyin dönemindeki Bağdat'ı getiriyor. Kaşıkçı'nın öldürülmesinin kamuoyunda oluşturduğu ilgi Suudi Arabistan'a ve ABD'ye Saddam tarzı bir despotizme kayışın bölgeyi ele geçirmesini durdurmaya yönelik son bir şans tanıyor.

Suudi hanedanlığı, bazen eli kanlı bir yönetim sergiliyor. Krallığın kilit öneme sahip müttefiki olarak ABD'nin, ailedeki bu kan davasını, Suudi Arabistan'a ve dünyaya daha fazla zarar vermeden yatıştırma yükümlülüğü var.