Yeni çağın ilk derbisi
HTSPOR Yazarı Alper Öcal Beşiktaş-Fenerbahçe derbisini masaya yatırdı
Beşiktaş ve Fenerbahçe dev rekabette 338. randevuya çıkacaklar. Fenerbahçe genel toplamda rakibinden 1 fazla galibiyete sahip, ligde ise terazi dengede. Fakat bu tarihin artık hiçbir önemi yok.
Fatih Terim önderliğinde, sezon başında ilk 11’de yabancı futbolcu oynatılmasına imkân tanıyan kuralın devreye girmesiyle bir çağ kapanıp yenisi açıldı. Tarih sıfırlandı ve iyi mi yoksa kötü olacağı henüz kestirilemeyen bu devrimin ardından çıkılan ilk derbinin karakteri de kökten değişti.
Fenerbahçe neredeyse tüm takımı yeniledi. Hücum hattında belirli bir istikrar yakalansa da Kanarya şu ana dek 5 lig maçına 5 farklı savunma dörtlüsüyle çıktı. Beşiktaş da son iki sezonda Slaven Bilic yönetiminde kazandığı alışkanlık ve kadro istikrarına rağmen, yeni hocası Şenol Güneş ile hiç de azımsanmayacak değişikliklere gitti. Siyah beyazlıların savunma dörtlüsünden üçü bu sezon takıma katıldı, Fenerbahçe’den farklı olarak 1 maç dışında hep aynı dörtlüyle oynadılar.
OYUN ANLAYIŞLARI
Vitor Pereira sezon başından beri sadece ligi ve ülkeyi değil, elindeki kadroyu ve ona en uygun yapıyı da keşfetmeye çalışıyor. Ne 11 ne de diziliş istikrarı sağlanabildi. İki açıklı ve iki forvetli klasik 4-4-2 ile başlayan macera Diego ve Nani’nin çizgiye değil merkeze kayan profilleri sebebiyle Brezilya usulü bir 4-4-2 türevi olan 4-2-2-2’ye dönüştü. Diego’nun sakatlığı sonrası 4-2-3-1 çeşitleri ve son maçlarda da 4-3-3 denemeleri izlettiler.
Fenerbahçe buna rağmen oyununda, dizilişlerden bağımsız belirli eğilimler gösteriyor. Sarı lacivertliler hücum odaklı, oyunu geriden kurmaya, topa sahip olmaya, tempoyu dikte etmeye ve özellikle maçın başlarında yüksek tempo yapmaya çalışan bir takım. Oyuncuların ve hocanın yeni olmasının da etkisiyle henüz takım içindeki yardımlaşma ve iletişim idealine ulaşamadı. Bu nedenle hücum akıcılığı takım organizasyonundan ziyade bireysel beceri kaynaklı doğaçlamalara ve pragmatist çözümlere bağlı görünüyor. İlginç olan ise, savunma dörtlüsünde istikrar sağlanamadığı halde, Fenerbahçe’nin ligin en az gol yiyen 2. takımı olması.
Beşiktaş da temelde Fenerbahçe ile aynı dinamiklerle karakter bulan bir takım. Geriden oyun kurmaya çalışmaları, topa hükmedip tempoyu ayarlamak isteyen tarzları hayli benzeşiyor. Farklı taraflarıysa, sezon başından beri ideal bir 11’e ve dizilişe sahip olmaları. Oturmuş bir 4-2-3-1 oynadıkları için saha parselizasyonunda rakiplerine oranla daha başarılılar ve başta oyunun hücum tarafı olmak üzere takım genişliğini daha iyi ayarlıyorlar.
ZAAFLAR
Beşiktaş’ın en büyük zaafı hızlı çıkan rakipler karşısında savunmaya geçişlerde yaşanılan problem. Ana sebebi de tek santrfor ve arkasındaki üçlünün duruma göre şekillenen presine, takımın geri kalanının zaman zaman ayak uydurmakta zorlanması. Bundan dolayı da takımın birbirine yakınlığının bozulması. Bazen, merkezdeki iki orta saha Atiba ve Oğuzhan birlikte hareket edip öne çıkamadıkları için hem birbirlerinden hem de öndeki dörtlüden kopuklukları rakibe boş saha verip çok büyük bir alanda mücadele etmelerine neden oluyor.
Kimi zaman da merkez ikili öndeki dörtlüye yaklaşsa bile, geri dörtlünün iki stoperi Rhodolfo ve Ersan’ın kalelerine daha yakın pozisyon alması önlerinde büyük bir boşluk bırakmasına yol açıyor. Kanat bekleri de ofansif tarafı daha ağır basan ve önde yerleşen tipte oyuncular olduğu için, Mersin ve Trabzonspor gibi bu presi bireysel delicilikleriyle ya da çabuk paslarla kırabilen takımlar o boşluğa kat ettiğinde Beşiktaş hep eksik yakalanıyor ve çok zor durumda kalıyor. Savunma hamle yapmak için öne çıktığında arkalarındaki alana derin top, çıkmadığında da hızlı ve çabuk oyuncular karşısında çalımla geçilme ihtimalleri hayli yükseliyor.
Fenerbahçe hücumcularının, bilhassa Nani ve Markovic’in atletizmleri ve teknikleri iki anlamda da Beşiktaş için ciddi tehdit.
Beşiktaş’ın ikinci bahse değer zaafı ise savunmadan atağa kalkarken ilk pas istasyonu olan Atiba Hutchinson’a yapılan baskı ya da pas kanallarına girilmesi durumunda yana doğru fazla hazırlık pas yaparak hücumdaki akıcılıklarını kaybetmeleri. Diego’nun oynaması durumunda, top kapmaya ve efora ağırlık veren yeni oyun stili, Beşiktaş’ın dengesini bu açıdan bozabilecek bir faktör.
Son olarak pek fazla bahsedilmese de Beck’in ataklarda olabildiğince son çizgiye yakın bölgeye inerek topu ceza sahasına gönderme isteğinden ötürü geri dönüşlerde kat etmesi gereken mesafenin artması. Doğal olarak da dönüşlerde Gecikmesi. Şimdiye kadar pek değerlendiren olmadı ama Fenerbahçe’nin bunu işleyebilecek silahları var.
***
Fenerbahçe tarafındaki zaaflar arasında Beşiktaş’ın rakip yarı sahadaki pres sebebiyle takım bütünlüğünde yaşadığı sıkıntının birebir aynısı mevcut. Nani ve Markovic’in Beşiktaş’a yaratacağı sıkıntının aynısını, Beşiktaş tarafı Gökhan Töre, Olcay ve Oğuzhan ile Fenerbahçe’ye yaşatabilir. Fenerbahçe’deki bozulma özellikle maçın son bölümlerinde yaşanıyor. Fizik kalitenin henüz en iyi haline ulaşmaması, maç içindeki yıpranmışlık ve 450 dakikalık süreçte sadece 230 dakika takımın skorda önde olması bunun başlıca sebebi.
Fenerbahçe’nin bir diğer zayıf tarafı Nani’nin hücumda takıma kattıklarına rağmen bekini çok fazla takip etmemesi. Caner’in hücumundan taviz vermemesiyle birlikte, sol bekte bu sezon geçen yıllara göre oyunun savunma yönünde fazlaca sırıtması sürpriz değil. Dolayısıyla Molde maçında olduğu Beşiktaş sağ kanadı Fenerbahçe solunda rahatlıkla ikiye bir yakalayabilir.
Fenerbahçe’nin dizilişine ve orta sahanın ortasındaki oyuncu tercihlerine bağlı olarak rakibin merkezden yaptığı koşuları takip etmemesi de sorunlara yol açıyor. Hele de rakipler oyunu kanatlara yıkıp, Fenerbahçe’nin dikkatini oraya çektiğinde ve Mehmet Topal yerine Souza oynadığında. Zira Brezilyalı, takım arkadaşı Topal’a göre rakipten ziyade alanına daha fazla odaklanan profilde bir oyuncu ve, rakibini okumakta gecikiyor.
Aynı bölgedeki rakip oyuncu ceza sahasına koşu yaptığında rahatlıkla markajdan sıyrılıp boş kalabiliyor. Antalyaspor maçında yenen golde Kadlec’in bireysel hatası çok bariz olduğu için pek dikkat çekmese de, pozisyonun gelişiminde Guilherme’nin koşuya 8 metre arkadan başlamasına rağmen Souza’nın kulvarını delerek öne geçmesi ve son vuruşu yapması bu duruma örnek olarak verilebilir. Mehmet Topal ve Meireles (son dönemdeki formuyla) ikilisiyle Fenerbahçe merkezde çok daha uyanık ve girişken bir görüntüye bürünüyor.
Son olarak, Fenerbahçe bireysel olarak her ne kadar dinamik ve üst düzey oyunculardan kurulu olsa da, takım halindeki hareket yoğunluğu olması gerekenin altında. Takım durağan ve ayağına bekleyen çok oyuncu var. Özellikle kapanan takımlar karşısında başta Diego olmak üzere geriden oyunu kuranlara yeterince pas seçeneği yaratılmadığı için bu durum hücumda tıkanıklığa ve Diego’nun ayağında çok top tutmasına sebep oluyor. Fenerbahçe geçmiş yıllarda pas oyununda ligin hep zirvesindeyken bu sezon maç başına yapılan pas sayısında 6. sırada, pasla oynamalarda ise 8. konumda.
HÜCUM YAPILARI VE AVANTAJLAR
Fenerbahçe henüz kimliğini aradığı için ligin başlarındaki en büyük avantajı oyuncularının bireysel kalitesi ve becerisi. Vitor Pereira bu lig için kulübe de dahil olmak üzerede, aşırı denebilecek sayıda tahmin edilmesi zor ve fark yaratacak sihirbazlığı yapabilecek futbolcu lüksüne sahip. Akan oyunda, birbirleriyle varyasyona girebildikleri ölçüde bu tehdit daha da artıyor. Beşiktaş buna izin vermediği ölçüde savunmada başarılı olacaktır. Defansif nitelikte ve çabuklukta sadece Atiba’ya sahip oldukları düşünülürse alan savunmasındaki başarıları ve bütünlükleri çok kritik.
Bireysellik bir kenara bırakılırsa Fenerbahçe’nin hücumu organizasyon içinde Şener, Nani ve Fernandao üzerinde yoğunlaşmış durumda. Rakip savunmayı genişletmek için iki kanat beki de ileri çıksa da, Şener’in son maç hariç hücum sıklığı daha fazla. Ya Fernandao oraya devrildiğinde ikiye birle ya da ters kanattan önüne atılan çapraz topla çizgiye inip ceza sahasına çevirmek suretiyle kullanılıyor.
Fernandao’nun asıl önemiyse iri fiziği bir yana, yeterince teknik ve çabuk olmamasına rağmen hareketli oynayabilmesi. Gerek kenarlara gerekse de geriye gelerek pas oyununda duvar olarak takımdaki yardımlaşmayı ve Fenerbahçe’nin ardışık hücum yapma ihtimalini artırıyor. Nereye açılırsa açılsın rakip onun hareketlerini takip etmek durumunda kalıyor ve geriye devrildiğinde orta sahasına, kanada devrildiğinde de bek ve açık oyuncularına kat edecek boş alanı yaratıyor.
Van Persie teoride teknik ve taktik açıdan çok daha fazlasını sunsa ve son vuruşlarda katbekat ölümcül olsa da henüz Fernandao seviyesinde fiziki dayanıklılığa ulaşmış değil ve Beşiktaş karşısında da aynı durumda olursa Fenerbahçe’nin ekstra efor ve akıl üretmesi gerekecek.
Fenerbahçe’nin dikkat çeken son tuzağı ise orta sahadaki ikilisinin maça rakip kaleye daha yakın başlayıp oyun aktıkça kendi kalelerine yaklaşıyor olmaları. Bunun tek mantıklı açıklaması rakipteki eşleniklerini üzerlerine çekip pozisyonlarından ederek, savunma ve orta saha hatları arasındaki mesafeyi uzatarak kanat oyuncularının oraya kat etmesini sağlamak.
***
Beşiktaş ise Fenerbahçe’ye nazaran takım hareketliliği, boş alan arayışı ve temposu daha fazla olan bir takım. Gökhan, Sosa, Olcay üçlüsünün beraber oynama alışkanlıkları, bu hareketlilikle birleşince Oğuzhan ve Atiba’ya sunulan pas seçeneği oldukça artıyor. Her zaman bu ikiliyle bir üçgen kurulacak şekilde bütün olarak hareket etmeye özen gösteriyorlar. Aralarında da hızlı ve gereksiz pas sayısını minimize ederek oynamaya gayret ediyorlar. Bu durum istatistiklere de yansımış durumda.
Beşiktaş ligin % 82.4 oranla en yüksek isabetle yapan takımı. Aynı şekilde rakip yarı sahada ve hücum bölgesinde pas isabetinde de sırasıyla % 77 ve % 73.5 ile birinci.
Beşiktaş’ın hücumdaki bir diğer becerisi oyunu genişletmekteki becerileri. En geriden itibaren, oyunu kenarlara açmayı alışkanlık haline getiriyorlar. İlk topu Atiba’ya değil pas açısı yaratmak için çizgiye kadar açılan iki kanat bekinden birine oynamayı hedefliyorlar. Hangi kanattan pasla çıkılmışsa ters kanattaki bek oyuncusu rakip yarı sahaya bindirmeye başlamış oluyor.
İki taraftaki kanat beki de, ortalamanın üzerinde, iyi top taşıma ve pas becerisine sahip. Beck biraz daha önde pozisyon alarak son çizgiye en yakın noktadan rakip ceza sahasına top göndermeye eğiliminde. Sol bek Tosic ise daha sorumlu, ve olası geri dönüşünü de kolaylaştırmak için daha geriden orta yapıyor. İsmail Köybaşı ise bu sezon özelinde, henüz bu anlamda bir fikir vermiyor.
Kanat beklerinin ofansif katkısının en çok hissedildiği dönem ise maç içerisinde oldukça sık başvurulan kontralardaki (bazen kendi yarı sahalarının gerilerinden başlayan) cesur bindirmeleri. Beşiktaş’ın kontra atakları Fenerbahçe gibi hızlı ve çabuk hücum oyuncularının önüne atılan orta-uzun mesafeli toplara değil ayağa ve dikine atılan kısa toplara dayalı.
Gökhan Töre, Olcay ve Oğuzhan bazen Cenk ya da Gomez’i de duvar olarak kullanıp aralarında çabuk paslaşarak, sonrasında da rakiplerini birebirde geçerek rakip hatları oyundan düşürüyor ve hızlı hücumu olgunlaştırıyor. Beklerin geriden yaptığı bu bindirmeler ve hücumu zenginleştirerek sayıyı arttırmaları rakibin odağını dağıtarak bu üçlüye manevra sahası ve özgürlüğü veriyor. Mersin ve Gaziantepspor maçlarının devre sonlarında bu türden pek çok atak gözlemlenebilir.
DURAN TOPLAR
Yerleşimleri farklı olmakla birlikte iki takımın da duran top savunması sağlam.
Oysa hücum tarafında özellikle Beşiktaş’ın akan oyundaki vasıflarını duran toplara hiç taşıyamaması şaşırtıcı. Sürekli aynı korner setini, üstelik tek ya da iki kol kaldırarak tekrarlıyorlar. 2-3 oyuncu 6 pasın köşelerine koşu yaparken kale sahasına hareketlenene yönelik orta kesiliyor. Beşiktaş, şu ana kadar kullandığı 29 kornerden 0 gol buldu.
Fenerbahçe ise duran top organizasyonları hareketliliği daha fazla ve tahmin edilmesi daha zor bir takım. Frikikler genelde Nani’nin yaratıcılığına bırakılmış durumda ama kornerlerde çeşitlilik ve organizasyon henüz verimli olmasa da daha fazla.
2 ya da 3 oyuncu muhakkak ön direğe koşuyor, bir oyuncu topun sekmesine veya ıskalanması ihtimaline karşın 6 pasın ortasına, biri de muhakkak arka direğe hareketleniyor. Kasımpaşa maçında Souza’nın golü bu şekilde gelmişti. Fenerbahçe de 26 kornerden sadece 1 gol çıkarabildiği için verimsiz olarak gösterilebilir ama tehlike üretme olasılığı daha yüksek.
SONUÇ
İki takımın da kadro profili ve oyun karakterleri itibarıyla hayli ortak noktası olduğu söylenebilir. Dolayısıyla benzer zaaflara ve avantajlara sahipler. Beşiktaş toplamda daha organize ve oturmuş bir ekipken, Fenerbahçe henüz arayış içinde, temel dinamikleri gelişmekte olan ancak bireysel becerisi çok daha yüksek bir takım.
Bu denli örtüşen takımların maçlarında saha şartları vb. küçük detaylar, oyuncuların günlük formları, tercihleri ve elbette hakem çok belirleyici olacaktır. Eğer bir taraf oyun anlayışından taviz vermezse Diego’nun demecinin aksine bol pozisyonlu ve gollü maç olması muhtemel.