Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

Sağlık alanında artıya, eksi demenin prim yaptığı bir dönemden geçiyoruz. Yıllar süren adeta iğneyle kuyu kazılarak elde edilen insan sağlığını doğrudan ilgilendiren bilimsel araştırma sonuçlarının yerini bir gecede bilgisayarın başına oturup çalakalem yazılmış popülist yorumların yüksek reyting yaptığı bir sürecin alması, toplum sağlığını etkileyecek bir noktaya getiriyor.

Bugün yine benzer tartışmalı bir dosyayı açıyoruz, süt gerçekten zararlı mı değil mi?

YAŞAMIN İLK İÇECEĞİ

Bir süre önce bir öğretim üyesi arkadaşım “Sütünüz bozuksa” diye bir yazı yazdı. Yazıda süte çok haksızlık yapmış, sütte her şeyin insan sağlığına zararlı olduğunu ve kesinlikle içilmemesi gerektiğini yazıyor. Bu görüşlere katılmıyorum.

“Süt zararlı mı, faydalı mı?” tartışmaları uzun zamandan beri sürüyor. Öncelikle bilinmelidir ki insan vücudu için en gerekli olan elementin tamamını içeren tek gıda maddesi süttür. Süt olmadan yeni doğan bir canlının hayatını sürdürmesi neredeyse imkânsız. Yeni doğan bir canlının hayata tutunmasını sadece kendi annesinin sütü değil başka bir canlının sütü de sağlayabilir.

İnsanlar için süt tüketimi, bırakın zararını yaşam için oldukça önemli ve büyük bir ihtiyaç. Özellikle çocukların büyüme dönemlerinde kemik gelişimi için çok faydalı. Gerekli olan kalsiyum, fosfor, magnezyum var.

Süt sadece çocuklar için değil yetişkinlerin kemikleri için de gereklidir. Osteoporoz gibi kemik hastalıklarını önlemektedir. Özellikle kadınlar için çok önemli. Sütte bulunan kalsiyum ve fosfor miktarı sağlıklı dişler ve bakımı için gerekli. Ortalama bir bardak düşük yağlı süt, vücudun gerek duyduğu kalsiyumun % 30’unu karşılamakta.

SÜT KANSER YAPAR MI?

Cevap hayır. Vücudun ihtiyacı kadar alınan süt aksine kanserden korur. Süt alımıyla hem kolorektal hem de meme kanseri riski üzerinde koruyucu bir etkiye sahip olduğunu gösteren önemli çalışmalar var.

45 bin İsveçli erkek üzerinde yapılan yeni bir çalışma, günde 1.5 bardak süt içen erkeklerin kansere yakalanma riskinin haftada sadece 2 bardak süt içenlerden % 35 daha düşük olduğunu bildirmiştir.

Ayrıca 40 bin Norveçli kadın üzerinde yapılan çalışmada, çocukluklarından başlayarak yetişkin olarak da süt içmeye devam edenlerde, meme kanserine yakalanma riskinin daha az olduğu bulunmuştur.

Günde 2 litrenin üzerinde içilen inek sütünün vücuda giren yabancı protein olarak oluşturduğu alerjik reaksiyonun kanser gelişimine zemin oluşturduğu yönünde çalışmalar var ama günlük bir bardak sütün kanser oluşturacağına dair çalışma yok.

PASTORİZASYON VE UHT ZARARLI MI?

Sütle ilgili eleştirilerden bir bölümü sterilizasyon yöntemleri üzerine. Ama bilinmelidir ki sterilizasyon bir zorunluluk. Sterilizasyon yöntemleri, geç- tiğimiz yüzyılda tüberküloz salgınında, tüberküloz mikrobunun inek sütünden geçtiği ve tüberkü- lozun yayılmasında çok önemli rolü olduğunun ortaya çıkmasıyla gündeme geldi. Sterilizasyon yöntemleri ile tüberküloz, brusella gibi birçok hastalık salgını önlendi.

Günümüzde en çok tüketilen sütler, kutu sütleri. Bunlar UHT denilen sistemle, yani çok yüksek ısılara maruz bırakılarak sterilize ediliyor ve içlerindeki tüm mikroplar öldürü- lüyor. Bu nedenle sütler 4 ay bozulmadan kalabiliyor. Günlük şişe sütleri ise pastörizasyon denilen bir yöntemle mikroptan arındırılıyor, bunların ömürleri daha kısa; 3 gün kadar.

Süt sterilizasyonuyla ilgili eleştirilerde deniyor ki, sütte hastalık yapabilen mikroplar bulunabildiği gibi, probiyotikler denen vücut için faydalı “dost mikroplar” da var. Isıtma işlemi sırasında da zararlı mikroplarla beraber faydalı probiyotikler, bunların ürettikleri enzimler ve vitaminler de istemeden tahrip oluyor...

Bu görüş doğru olsa bile süt bir probiyotik ilacı olarak değil süt olduğu için içilir, probiyotik olarak çiğ süt içmenin getireceği birçok sorun çok daha riskli. Sterilizasyon teknikleri sayesinde, tarih boyunca sütle geçen birçok salgın hastalık önlendi.

KAZEİN VE LAKTOZ

Süt proteininin % 80’i kazein, % 20’si whey proteini. Kazein ile ilgili farklı görüşler var. Çok yavaş parçalandığı için uzun süreli kas yapım desteğini sağladığı ve tok tuttuğuyla ilgili çalışmalar var. Bu nedenle sporcuların bazı destek ürünlerinde kazein yer alıyor.

Karşıt görüşler ise, sütteki kazeinin içinde bulunan “casomorphin”in morfin benzeri yapıda olduğu ve beyindeki “opioid” reseptörlerine bağlanıp alışkanlık yapabileceği konusunda. Ancak bu çalışmaların güvenilirliği zayıf, ayrıca bir bardak sütle süt bağımlılığı olduğunu gösteren hiçbir çalışma yok.

Sütle ilgili diğer bir tartışma konusu laktoz ya da süt şekeri üzerine. Laktoz doğada sadece sütte bulunan bir şeker. Laktoz, içinde glikoz ve galaktoz şekerleri içeriyor; büyük molekül, bu nedenle bağırsaktan yavaş emiliyor. Emilim için suyla birleşiyor ve laktaz enzimiyle parçalanıyor. Bu yavaş emilim aslında sindirim için çok önemli, ani insülin salınımını uyarmıyor, ani açlık ataklarına neden olmuyor. Anne sütündeki laktoz oranının inek sütünün iki katı olduğunu da unutmamak gerek.

Karşıt görüşler ise laktoz alerjisini öne sürüyor. Laktoz alerjisi genellikle aşırı duyarlı kişilerde ya da laktaz enzimi yetersiz olanlarda aşırı gaz, şişkinlik ve ishalle ortaya çıkıyor. Öncelikle bilinmesi gerekir ki her gıdaya karşı alerji olması mümkün. Laktoz alerjisi olanlar için laktozsuz süt öneriliyor. Laktoz alerjisi var diye sütü yasaklayan bir görüş yok.

Sütte hem çok yavaş emilen proteinlerin hem de çok yavaş emilen karbonhidratların yer alması bir dezavantaj değil, tesadüf de değil. Süt bu özelli- ğiyle en önemli, sağlıklı besin desteği.