Tarık Ünlüoğlu...
Yaprakların sararıp döküldüğü günlerin birinde takvim yapraklarında 16 Kasım 1957 yazıyordu.
Her akranı gibi top peşinde koşmaktan ayakkabılarını çabuk eskitiyordu.
Her akranı gibi Lefter Küçükandonyadis, Can Bartu ve Metin Oktay'a öykünüyordu.
İzmir Namık Kemal Lisesi'nde okurken Can Bartu gibi hem futbol hem de basketbol oynuyordu.
Her iki branşta da okul takımında yer alıyordu.
Sporun yanı sıra başka bir tutkusu daha ruhunda tatlı rüzgarlar estiriyordu.
Sinema...

İyi bir sinema izleyicisiydi.
İzmir'de gösterime giren filmlerin sıkı bir takipçisiydi.
Kendi ifadesiyle Hülya Koçyiğit, Türkan Şoray gibi yıldızların alayına âşıktı.
Yine kendi ifadesiyle bir baltaya sap olma zamanı geldiğinde ya futbolcu ya da oyuncu olacaktı.
Alayına duyduğu aşkın da etkisiyle kariyer yelkenlisinin dümenini oyunculuğa kırdı.
Bir süre sonra da dualarının oyunculuk üzerine yoğunlaştığını fark edince hangi baltaya sap olması gerektiğine karar verdi.
Aç kapını Ankara...


Tarık Ünlüoğlu, Tülay Bursa ile birlikte 1979'da TRT'de 'Oynamak İstiyorum' adlı programı sundu.

Ankara Devlet Konservatuvarı'nın sınavlarına girdi.
Ne var ki puanı tiyatro değil, opera bölümünü kazanmasına yetti.
İzmir'e dönecek, geleceği için bir bilinmezliğe girecekti.
O bilinmezliğe gireceğine opera bölümüne girmek daha evlaydı.

7 yıllık yatılı konservatuvar öğrenimi sırasında oyunculuk azmini gören hocalarının esnek davranması sonucu opera bölümünün şan ve solfej derslerine değil özel izinle tiyatro bölümünü oyunculuk derslerine girdi.
Konservatuvarda geleceğin yıldızı olarak görünse de öğreniminin devam etmesi tehlikeye girdi.
Her ne kadar derslerine girmese de dönem sonunda şan ve solfej sınavlarından geçmek zorundaydı.
Şandan geçti ama solfeji veremediği için okuldan uzaklaştırıldı.

Sezen Aksu'nun şarkısında olduğu gibi boynu bükük, ruhu paramparça, soran gözlerle baba ocağının kapısındaydı.
Oysa yaradana çok dua etmişti.
Oysa kaderinden beklentileri vardı.
Oysa tiyatro uğruna çok uğraşmıştı.

İzmir'deki melankolik günlerin birinde bir arkadaşı dedi ki;
'Tarık, tiyatro bölümüne çalış. Sınavlara tekrar gir, ben sana yardım da ederim.'
Kazandı.
Kazanmakla kalmayıp hırsıyla, azmiyle ve opera bölümündeyken girdiği derslerin de katkısıyla 5 yıllık Ankara Devlet Konservatuvarı Tiyatro bölümünü 4 yılda tamamladı.

Tarık Ünlüoğlu'nun son filmi 'Demet Akbağ ve Ata Demirer ile başrolünü paylaştığı 'Hedefim Sensin' oldu.

1973'te Ankara Devlet Tiyatrosu'nda, 'İstanbul Efendisi' ile ilk kez profesyonel olarak sahneye çıktı.
İlk maaşını aldığında 'Yolcudur Abbas, bağlasan durmaz' diyerek kariyer yolculuğuna başladı.

Tarık Ünlüoğlu, 10 yıl boyunca sadece tiyatro oyunlarıyla devam ettiği kariyerine 1983'te Ayhan Önal'ın yönettiği, dram - duygusal türdeki 'Kurt ve Kuzu' adlı TV dizisiyle bir pencere daha açtı.

Tarık Ünlüoğlu, sinema kariyerindeki ilk filmini oyunculuğa başladıktan 23 yıl sonra çekti. Ünlüoğlu, oyunculuğunu Yavuz Özkan'ın 1996 yapımı 'Bir Erkeğin Anatomisi' adlı filmle beyazperdedeye de yansıttı.

Hayali annesi, kızı, eşi, akrabalarıyla iyi bir hayat yaşamaktı.
Hayatı boyunca çoğu tiyatro kökenli oyuncu gibi paraya önem vermedi.
Anı yaşayıp yalan dünyanın tadını çıkarmak istedi.
Bir yazlık ve bir otomobil dışında bir mal varlığı olmadığını söylemişti.
TV dizilerinden kazandığını eşi Gülenay Kalkan ile birlikte tatillerde harcadı.
Gelecekle ilgili planı o yaşlarda emekli maaşının kendilerine ziyadesiyle yeteceği üzerineydi.

Tarık Ünlüoğlu ile eşi Gülenay Kalkan

Gülenay Kalkan, 2012'de "Tarık, yakın akrabalarımız, aile dostlarımız İstanbul'a taşındı. Bizim için Ankara, artık bitti. Biz de İstanbul'a gidelim" dedi.
Başta kabul etmedi ama sevdiği kadını kırmak istemediği için İstanbul'a yerleşmeyi kabul etti.
Birlikteliğe 1988'de başlayan Tarık Ünlüoğlu ile Gülenay Kalkan, 1998'de Kos Adası açıklarında tekneyle gezerken romantizmin aşkına gelip aşklarını resmileştirmek istedi. Teknenin kaptanı Mehmet Aslantuğ...
Mehmet Aslantuğ, 'Kaptan' sıfatıyla nikahlarını kıydı ama evliklerinin resmi olmadığını bir alım - satım işi sırasında öğrendiler.
Resmi nikahları ise birlikteliklerinin 25'inci yılı olan 15 Şubat 2013'te Berlin'de Türkiye Başkonsolosluğu'nda kıyıldı.

Gülenay Kalkan, saygı töreni sırasında Tarık Ünlüoğlu'nun tabutunu uzun süre bırakamadı.

Türkiye o yıl da Eurovision Şarkı Yarışması'na katılmamıştı.
Azerbaycan delegesinin davetlisi olarak meslektaşlarım Önder Sarıahmetoğlu ve Ayhan Oral ile birlikte Viyana'ya gittim.
Otele yerleşir yerleşmez bir otomobile doluşup şehri keşfetmeye çıktık.
Graben Caddesi'ne doğru giderken kaldırımda kol kola yürüyen Tarık Ünlüoğlu ile Gülenay Kalkan'ı görüp hep bir ağızdan 'Tarık Ağabey Tarık Ağabey! Sizi yakaladık' diye bağırdık.
Otomobilin yanına gelip kim olduğumuzu görünce 'Allah cezanızı vermesin. Burada ne yapıyorsunuz?' dedi.
Eurovision Şarkı Yarışması'na geldiğimizi söyleyip kahve içmeye davet ettik.
Akşam Türkiye'ye döneceklerini, otele gidip hazırlanmaları gerektiğini söyleyerek kahve teklifimizi başka bir zaman için rezerve etti.
Ne yazık ki o başka bir zamanı hiç bulamadık.

 

Kariyeri boyunca hiçbir sansasyona karışmadan, hiçbir meslektaşıyla polemiğe girmeden çalışırken canlandırdığı karakterleri yorumlama tarzıyla  özel oyunculardan biri olan Tarık Ünlüoğlu, 1 Ekim'de yaklaşık bir yıl boyunca mücadele ettiği akciğer kanseri nedeniyle henüz 61 yaşında hayatını kaybetti.
Yaşarken mesleğinde oluşturduğu etkiyle kendisine duyulan saygının ve sevginin sembolü cenaze töreninde akıtılan göz yaşları oldu.