Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
        Haberler Kültür-Sanat Sinema Üç dikkat çekici ilk film

        KEREM AKÇA / keremakca@haberturk.com

        6-12 Ekim 2012 tarihleri arasında düzenlenen 49. Antalya Altın Portakal Film Festivali’nde ulusal yarışmanın üçüncü gününü geride bıraktık. Dün gösterilen filmler arasında başta Ali Aydın’ın “Küf”ü olmak üzere gerçek bir ‘ilk film’ dolgunluğu görmek mümkündü. Bu da Hrant Dink cinayetinin faillerini de araştıran politik-gerilim “Hile Yolu”, işçi sınıfına hafif gerilimli bakış atan “Zerre” ve demir yolu işçiliğine minimalist sinemanın katmanlarından bir yol bulan “Küf”ü kucaklamamıza yol açtı. Bu eserlerin büyük oranda ‘En İyi İlk Film’ kategorisindeki rekabeti kızıştırdığını söyleyebiliriz.

        10 Ekim itibarıyla Altın Portakal ulusal yarışma filmlerinin üçüncü gününü geride bırakırken aslında seçkinin ilk filmler adına ne kadar tutarlı ve iştah kabartıcı olduğunu da gözlemleme imkanına kavuştuk. “Küf”, “Zerre” ve “Hile Yolu”, kariyerlerinin başındaki yönetmenlerin yetkin ama çok abartılmayacak işlerini sundular. Üçü de kendi alanlarındaki tutumlarıyla saygı duyulası bir konuma yerleştiler. En önemlisi de dün karşımıza çıkan ‘sosyal / sosyopolitik mesele her şeydir’ gözleminin ötesine geçmeleriydi sözü geçen yapıtların...

        Küflü kayıplar ve hayatın en mikro parçası

        Bunların Türk sineması için alegorik bir bütün oluşturup oluşturmadığı tartışılabilir. Ancak “Küf”ün Basri’si ile “Zerre”nin Zeynep’i arasında belli bağlar kurmak mümkün. ‘Sosyal gerçekçi birey hikayesi’ çıkabilecek şablonlardan etkilenen bu eserlerin biri kentte, diğeri taşrada ‘direniş’e geçen sınıfların gözlemini yansıtıyor. Bunların her ikisinin de yaşam sıkıntısı ile içine düştükleri açmaz bir yana, ‘gizli hastalık’ teşhisiyle yaşadıkları gerilimler de birbirine benziyor.

        “Zerre”nin hayatın en mikro parçası olarak anılabilecek gözlemi, “Küf”te ‘küflü kayıplar’ tamlamasının etrafında canlanıyor. Sabri uzun yıllar evinde ‘kayıp oğlu’nun geri dönüşünü beklerken kadrajlarda hep arkada kalmış, oradan çıkmak için ise biraz psikolojik mücadele vermiş bir karakter. Onun için sosyopolitik bir zindanda körelmiş denebilir. Zeynep ise aslında maddi sıkıntıyı haftada 90 TL kazandığı ve göçebe hayata alıştığı işler yoluyla bertaraf etme peşinde.

        Minimalist bir vizyon

        Bunlardan oluşan sıkışmışlığın, sanayileşme ve kapitalizm arka planının dışavurumları ise elbette biraz yönetmen tanımlarıyla canlanıyor. Ali Aydın’ın ultra minimalist bir vizyonla, Yasujirô Ozu ile Bruno Dumont’un geleneklerini birleştirip “Closely Watched Trains”i (“Ostre sledované vlaky”, 1966) çekmiş halini akla getirdiği kesin.

        “Küf”ün ana hatlarını ise bu doğrultuda beyaz ton odağının yanında plan sekanslar, genel planlar, orta ölçekli-geniş ölçekli lensler ve demir yolu malzemeleri oluşturuyor. Böylece filmin karakterin gözünden akan öznel bir dünyayı suç, hastalık, ölüm gibi kavramlarla açığa çıkarmak istediği ortaya çıkıyor. Kendi minimalist sinema geleneğini de bu sayede oluşturduğuna tanıklık edilebiliyor.

        Sosyal gerçekçi geleneğe ‘yönetmen’ci yaklaşım

        Erdem Tepegöz ise baştan itibaren ‘aktif kamera’ ya da ‘el-omuz kamerası’ düşüncesiyle sarılı, bu gayesinden vazgeçmeden ‘öznel’ duruşu o açıdan canlandıran bir esere imza atıyor. Sosyal gerçekçi sinema geleneğini canlandırırken bunu farklı rötuşlarla sarıyor. Ken Loach gelenekselliğinin dışına çıkarken bu konuda Lynne Ramsay kadar uçlara da gitmiyor. Sinemaskop oranında karakteri sürekli bir köşeye sıkıştırarak devreye soktuklarıyla filmi büyük oranda bir ölçek egzersizine çeviriyor. Sıçramalı kurgunun verdiği destek ise Zeynep’in psikolojisini gerilim yaratan volümü düşük müzik tınısı ve uçuşan zerre parçalarının katkısıyla ‘sarsma’ işlevi görüyor.

        Her iki karakterin yabancılaşma sorunu da aslında yaşam tarzında ve hayat mücadelesinde patlak verip, ‘küflenme’ ve ‘zerre kadar küçük bir parçayı oluşturma’ gibi metaforlarla canlanıyor. Bir anlamda ölüme yüz tutmuşluk adına anlamlar, katmanlar açıyor.

        Soğukkanlı bir politik-gerilim

        Ersin Kana’nın “Hile Yolu” ise soğukkanlı bir politik-gerilim ambalajını 70’ler Amerikan sinemasının yetisiyle doldurma peşinde. “Akbanın Üç Günü”nü (“Three Days of Condor”, 1975) hatırlatan uzun planlar, mavi doku ve diyalog odaklı yapı da büyük oranda buradan bir ‘derin Türkiye’ye uzanıyor. Hrant Dink’in faili meçhul cinayetinin arkasında yatan katillerin dayanak noktası adına da sorular soran eserin, ‘çarkın masum bir dişlisi’ne dönüşen dünya düzenini özetleme derdi var.

        Sinemaskop oranında zaman zaman dolgun bir işe dönüşen eserin Serkan Yakan’ın performansı, karton duygu katan müzik kullanımı, belli tonlama sıkıntıları ve meseleyle ilgili az bilgi verme zaafı gibi konuları bir kenara bırakınca yapmak istediğini tutturduğu söylenebilir. Böylece “Vali”den (2009) sonra bir başka dingin politik-gerilimle daha buluşurken artmasını istediğimiz bir şablonun ürünüyle yüzleşiyoruz.

        Jale Arıkan, Tansu Biçer ve Ercan Kesal’a dikkat

        Antalya Altın Portakal Film Festivali’nin ulusal yarışma filmlerinin üçüncü gününde nihai toplamın beşte dördü tamamlanırken bana kalırsa halen “Elveda Katya”, jüri dinamiklerini göz önünde bulundurunca favori. Ancak tüm filmleri de katınca ‘En İyi İlk Film’ ödülü için çok fazla aday ortaya çıktığı da tartışılmaz bir gerçek. Dünkü muhtemel ödül tahminlerine devam edersek ise Jale Arıkan’ın “Zerre” ile ‘En İyi Kadın Oyuncu’, Ercan Kesal’ın “Küf”teki benim beğenemediğim karikatürize performansıyla ‘En İyi Erkek Oyuncu’, aynı filmdeki Tansu Biçer ile “Hile Yolu”ndan Halil İbrahim Sağlam’ın ‘En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu’ dalında iddialarını ortaya koydukları kesin. “Zerre”nin ‘En İyi Sinematografi’ ve ‘En İyi Müzik’ konusunda şansı olabileceğini de ekleyelim.

        Ama elbette esaslı durum “Toprağın Çocukları” ile “Umut Üzümleri”nin bugün ve yarınki gösterimleri sonrası ortaya çıkacak. Şimdilik ise dünkü ilk filmlerin yönetmen yetkinlikleriyle donatılmış dünyalarıyla mutlu olup Türk sineması adına ‘abartılı’ olmasa da belli ebatta sevinç çığlıkları atabiliriz.

        KEREM AKÇA’NIN 49. ALTIN PORTAKAL FİLM FESTİVALİ’NDE YARIŞAN TÜRK FİLMLERİ İÇİN YILDIZ TABLOSU:

        Derin Düşün-ce: 5.5

        Elveda Katya: 2.7

        Evdeki Yabancılar: 2.2

        Güzelliğin On Par’ Etmez: 2.6

        Hile Yolu: 5.2

        Küf: 6.5

        Pazarları Hiç Sevmem: 4

        Zerre: 5.5

        Not: Yıldızlar, 10 üzerinden verilmektedir. Festival boyunca güncellenecektir.

        GÜNÜN ÖNEMLİ MANŞETLERİ