Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
        Haberler Yaşam HT Pazar ‘Bedenin sınırları yok ama bu sandalyenin var işte’

        Ekin TÜRKANTOS/ GAZETE HABERTÜRK-PAZAR

        Türkiye dereceleri olan eski bir yüzücü ve aynı zamanda başarılı bir balet Memet Sefa Öztürk. 2006’da geçirdiği motosiklet kazasıyla adını Türkiye duydu. Kazada beli kırıldı, zor zamanlar geçirdi ancak hiç pes etmedi. Türkiye’de engelli olarak dans eden ilk isimlerden biri. Hırslı yapısı, başarma güdüsü ve isteği onu asla danstan koparmadı. Tekerlekli iskemlesiyle de dans edebileceğini milyonlara gösterdi, rol model oldu. Memet Sefa Öztürk, İstanbul’da köpeğiyle birlikte yaşıyor, tüm işlerini hallediyor, seyahat edebiliyor. Engelinin arkasına sığınmaktan hoşlanmıyor, aksine zorluklarla baş ederek yaşadığını hissettiğini söylüyor. Yazın İzmir’de çekimleri gerçekleşen “Adım Adım” adlı filmde de rol alan Öztürk, şu anda Şehir Tiyatroları’nın “İki Arada Bir Yerde” oyunuyla yine sahnede.

        Memet senin hikâyeni biliyoruz. Zor zamanlar geride kaldı. Birçok başarılı iş yaptın. Şimdi de Şehir Tiyatroları’ndasın.

        Evet, danstan hiç vazgeçmedim. Bu yıl oyuncu olarak Şehir Tiyatroları’na başladım. Erhan Yazıcıoğlu sağ olsun bir teklifte bulundu, severek kabul ettim. Asıl ait olduğum yer sahne. Tiyatro farklı bir disiplin ama çok sevdiğim tiyatronun içine yeniden girmiş oldum.

        ‘İki Arada Bir Yerde’de oynuyorsun. Hikâye ve rolünden bahseder misin?

        Hikâye aslında tüm dünyada tepemizde olan güçlerin yarattığı hegemonya. Konusu hiçbir yerde geçmiyor, olay hiçbir yerde değil ama aslında dünyanın her yerinde. Biz yaratılan o karmaşayı, metaforu görüyoruz bu eserde. Barıştan yana olan, “Hepimiz kardeşiz” diyen Eser, kardeş kavgasının anlamsızlığını anlatıyor. Bu benim çok hassas olduğum bir nokta. Tüm kalbimle kendi ülkemde hiçbir etnik köken ayırt etmeden “Hepimiz kardeşiz, ırkdaşız, aynı milletiz” diyorum. Çok büyük bir rolüm olmasa da önemli bir rol, bir mayın imha uzmanını oynuyorum.

        Her şeye rağmen hayata pozitif bakmayı seçen birisin. Ve annenin desteği inanılmaz. O mu sana güç verdi yoksa zaten tuttuğunu koparan biri miydin?

        Hırslı ve tuttuğunu koparan bir adamdım. Ama “Böyle başarabilecek miyim?” diye düşündüğüm zamanlar oldu. Benim dışımda herkes bir dış göz. Onların bunu nasıl algılayacağını bilemiyordum. Bana en iyi tüyoyu verecek olan insan, en yakınımdaki annem oldu. O benim kahramanım.

        Sen “Bu neden benim başıma geldi?” derken annen “Şükret, yaşıyorsun” demiş. Ve ilk kez tekerlekli iskemleyle hastaneden çıkmanı da ilginç bir şekilde sağlamış...

        Hareket etmeye başladığım ve tekerlekli sandalye kullanmama izin verildiğinin 2. günüydü, annem beni nereden yakalayacağını çok iyi biliyordu ve elinde torbayla gelip; “Hadi bahçede çok aç köpek var” dedi. Annem emekli öğretmen olduğu için pedagojik yaklaştı. Bir insan size sürekli güç veremez. En sıkıştığınız anda çatlak yaratır ve oradan ışık sızmasına sebep olur. Annem de bunu sağladı. Engellilere rol model olduğum için gurur duyuyorum. Türkiye’de 9 yıl öncesinde insanlar tekerlekli sandalyeyi bir yerlere ulaşmak için kullanırken ben dans etmeye başladım.

        Engelliler neler yapabilir?

        Bir sürü masa başı işi yapan var ama kendini sanatla ifade etmek isteyenler dans da edebilir, şarkı da söyleyebilir. Yazın İzmir’de “Adım Adım” adında bir sinema filminde yer aldım. Engelli insanların neler yapabileceklerini göreceksiniz filmde. Haldun Dormen, Asuman Dabak ve Yüksel İnal da filmde yer alıyor. Pek çok sahne çekildi benim hayat hikâyemden. Hastane yatağındaki halimden tutun da pek çok diyalogların gerçekliğine kadar benim hayatımdan çıkan gerçeklikle yazıldı. Keyifli bir çalışma oldu. Mehmet Balkan sahnedeki koreografilerimizi hazırladı. Bu film bir milat oldu. Umuyoruz ki bundan sonra da televizyon ya da sinemada engellilere daha fazla yer verilir. Çünkü sinema ve tiyatro hep hayatı anlatır ancak bu hayatın içinde engelli insanlar da var.

        ‘İSTANBUL’DA DA YALNIZ YAŞIYORUM’

        ■ Ama sanırım çok fazla yapamam korkusu var.

        Evet, ama yapabilecek adamlar da var. Ben buradan sete, İzmir’e tek başıma gittim. Otelde tek başıma kaldım. Kimse giyinmeme, yatmama, banyo yapmaya yardım etmedi. İstanbul’da da yalnız yaşıyorum.

        İstanbul yaşamak için zor bir şehirken tekerlekli iskemleyle nasıl beceriyorsun?

        Hakikaten zor. Mecidiyeköy’de bir yokuşta oturuyorum. Arabamı bana ayrılmış engelli park yeri olmadığı için yokuşun altına ya da başına bırakıyorum. Neyse ki evim giriş katta. Zorlanıyorum ama ne yapabilirim?

        Neler yapıyorsun evde? Her gün dans eder misin?

        Müzik dinliyorum. Güzel bir müzik olursa, içime dokunursa koreografi deniyorum. 20 yıl boyunca o kadar çalıştım ki şimdi her gün çalışmıyorum. Ama zaten bu tekerlekli sandalyeyi kullanıyor olmak da bedensel bir çalışma sağlıyor. Yolda da bir yerde beklerken de hareketler yapıyorum mesela. “Deli mi bu?” diye bakıyorlar. Ama bedenim hareket etmek istiyor. Bir müzik duyarak kafamda hemen bir şey oluşturabilirim. Ellerimle oynarım. Bir yerde bekliyorsam, çok belli etmeden dans ederim. Yani o hissiyatı yaşarım.

        'KAZADAN SONRA 9'UNCU YILDA İYİYİM, YÜZMEYİ ÖĞRENDİM SAYILIR'

        ■ Aktif olarak dans ettikten sonra şu an ki projeler seni tatmin ediyor mu?

        Büyük proje demek; içinde kaç kişinin oynadığı değil, nerede sahne aldığı, kimlere hitap ettiği bence. Biz İstanbul’a hitap ediyoruz, bu da büyük bir proje. Beni balede tatmin eden ve baleye başlamama sebep olan şey neydi biliyor musun; yüzücüydüm ve sadece bedenim çalışıyordu, düşünsel hiçbir şey yoktu. Aklımda şekillenen sanatsal görüleri yansıtacak bir noktası yok. Bedensel gücüm var ama aklım bunları üretiyor ve buna aklım cevapsız kalıyor. Bale hem bedensel hem düşünsel olduğu için çok hoşuma gitti. İşin bedensel kısmını tiyatroda değil gerçek hayatımda da tatmin edemiyorum zaten. Bedensel olarak şu an yapabildiğim kadar dans ederek tatmin etmeye çalışıyorum. Tatmin olabiliyor muyum? Hayır. Çünkü çağdaş bale topluluğunda, devlet opera ve balesinde, okulda zengin bir bedensel anlatıma sahip olduktan sonra bu beni tatmin edemiyor. Bedenin sınırları yok. Ama bu sandalyeyle sınırların var. Hareketlerimi zenginleştirmek için sandalyeden iniyorum bazen ama onda da yerdeyim işte.

        Oyunculuğu sevdin mi?

        Evet, çok sevdim. İçimde kopan, bir türlü dinmeyen o şeyi en iyi ifade edebildiğim alan oyunculuk. Eskiden de önemserdim işin o kısmını. Rol defterim vardı, yazardım.

        Hayata karşı meydan okuyan bir tipsin belli ki. Şu an neye meydan okuyorsun?

        Kaderim dans etmemi istemedi. Psikolojik olarak zor zamanlar geçti. Şu lafları duydum; “Senin burada ne işin var. Git babanın motor atölyesine geri dön”. Hafta sonu babamın yanında çalışıp hafta içi okula gelmişim; tırnaklarımın içi yağ dolu, ellerim nasır tutmuş, pense tutmaktan, tornavida çevirmekten. Motor yağı yani kara yağ. Yıkamışım ama çıkmaz da kolay. “Sen motor atölyesine geri dön oğlum” diyenler oldu. Başkası olsaydı, İstanbul’da tek başına yaşayıp bunları işitip geri dönerdi. Onlara da o hayata da meydan okudum. Evden bir çıkıyorum arabamın önüne araçlar park etmiş ama hırs yapıyorum ve dışarı çıkıyorum. Karşıma çıkan zorluklarla savaştığımda yaşadığımı hissediyorum.

        Hayatta neleri çok seviyorsun?

        Amerikan arabam var, onu yaptırıp düğünlere kiraya vererek kendime bir iş kurmayı istiyorum.

        Dans gösterilerini izliyor musun?

        Eğer kaçırılmayacak bir şeyse izliyorum ama klasik bale izlerken çok duygulanıyorum. Yaptığı her şeyi biliyorum, görüyorum, hissediyorum. Onun yerine kendimi koyuyorum. Bunlar beni çok etkiliyor.

        Kız arkadaşın var mı?

        Yok.

        ■ Kazadan sonra oldu mu?

        Çok oldu. Ama öyle bir süreç başlıyor ki, bilmediğin hayatın içinde bocalıyorsun. Böyle bir şey ancak 10 yılda atlatılabilirmiş. Kazadan sonra 9. yılda iyiyim yüzmeyi öğrendim sayılır

        GÜNÜN ÖNEMLİ MANŞETLERİ