İçimde bir Elektra kompleksi!
Ben tam da müziğin başkenti Viyana'da iken AKM'nin film afişiyle kaplanması, nasıl bir ironi?
Sırma KARASU / HT CUMARTESİ
Bir süredir “müziğin şehri” Viyana’dayım. İlham perilerinin yardımı sayesinde Richard Strauss’un “Elektra” sına devlet operasında bilet bulabildim. Perilerin bilet fiyatı konusunda pek yardımcı olduğunu söyleyemeyeceğim, özellikle de bir zamanlar AKM’de 5 liraya opera izlediğim göz önünde bulundurulursa...
STRAUSS, HOFMANNSTHAL VE FREUD’UN ELEKTRASI
Viyana Devlet Operası tarihinde yer alan Gustave Mahler ve Herbert von Karajan gibi ezber bozan besteci ve orkestra şeflerine ev sahipliği yapmış. Konu opera ve klasik müzik oldu mu, belli bir ekolden beslenerek gelenekselleşmek, yenilikleri takip etmekten daha önemli. Rejisör Uwe Eric Laufenberg, Elektra rolünü son zamanların en iyi dramatik sopranosu Nina Stemme’e vererek Richard Strauss’un kurguladığı epik görkemi yaratmayı garantilemiş. “Elektra” hikâye olarak Yunan tragedyasından uyarlanmış olsa da modernist ve dışavurumcu haliyle basit bir ibret öyküsünden çok ihanet, karşılıklı bağımlılık, ihtiras ve esas motif olan intikam tutkusunu derinlemesine ele alır. Sophocles’in “Elektra”sından yola çıkarak librettoyu yazan Hugo von Hofmannsthal ve Richard Strauss’un, psikolojide “Elektra kompleksi”nden ilk kez bahseden Sigmund Freud ile aynı sokaklarda gezinip aynı kafelerde oturduğunu düşününce operanın derin psikolojik göndermelerini okumak kolaylaşıyor. Rejisör de bu mucizevi tesadüfe dokunmadan edememiş ve operayı ilk sergilendiği dönem olan 1900’lerin başı Avusturya’sına uyarlamış. İntikam hırsından kadınlığını unutmuş bir Elektra, kadınlığı dışında bir şey düşünemeyen kız kardeşi Chrysothemis, kocası Agammemnon’un kanını dökerek kendine bir kâbusu yaşatan Klytemnestra tam da Freud’un üstüne düşünmeye doyamadığı arızalı kadın arketipleri. Hikâyenin erkek karakterleri Orestes ve Aegistus’un rolleri ise bu kadınların intikam oyunundaki silahlar olmaktan ibaret, var ile yok arasındalar. Laufenberg’in operanın korku öğelerini gelip geçen karanlık hayal ve rüyalar olarak gösterdiği asansör düzeneği en iyi psikolojik-gerilim, korku oyunlarından “Silent Hill” ayarında bir tekinsizlik veriyordu. Her yer kanlar içerisinde ve kimse dostunuz değil...
BENİM ŞAHSİ ELEKTRA’M
“Elektra”yı izlerken duyduğum huşu derecesinde hayranlık Viyana Devlet Operası’nın Neo-rönesans binasına girdiğim an başladı. İçindeki heykeller, meşhur avizesi ve süsler bir yana birçok ünlü besteci ve müzisyene ilham vermişti bina, onların kariyerlerinin bir parçasıydı. Ben AKM’yi de böyle tanıdım; İstanbul’da klasik sanatın merkezi. Biri kalkıp da size “AKM elitisti” derse anlayın ki karşınızdaki kişi hayatında AKM’ye gitmemiş. Şöyle açıklayayım; yeni sezon repertuvarlarının galaları olurdu. Bir galada “sosyetik” olarak anılan Pekin Kardeşler de vardı. Ben kot pantolon ve spor ayakkabılıydım. Onlar ise grup olarak grand tuvaletliydiler. Biletimi öğrenci tarifesinden 5 liraya almıştım. Yeterince açık olduğumu ümit ediyorum. İstanbul’da böyle karma bir ortam bulabileceğiniz ender yerlerdendi AKM. Anadolu’dan üniversite okumaya gelen öğrencilerle, 65 yaş üstü üst orta sınıfın birlikte temsil izlemekten zevk aldığı, aralarda sohbet ettiği bir mekândı. Hani derdimiz sanatın insanları kaynaştırma özelliği ya! Şimdilerde bu öğrenciler 65 yaş üstü sanat izleyicisinden “Atatürk teyze” diye bahsediyorlar, 1-2 festival dışında birlikte var olabilecekleri bir ortam kalmadı. İçindeki kültür-sanat işleyişi tamamen sona eren AKM’nin reklam panosu olarak “değerlendirildiğini” görüyoruz. Kültür ve Turizm Bakanlığı destekli “Ertuğrul 1890” filminin bakanlığa bağlı bir binadan tanıtılması aslında yanlış bir uygulama değil. Ancak yokluğu sanatseverlerin içini acıtan bir bina konusunda çok daha hassas olunması gerekliydi. Atatürk Kültür Merkezi belki de 1969’da çok farklı bir dönemin estetik anlayışının mimarisinde olmasının cezasını çekiyor. Sert ve ayağı yere basan bir modern mimari örneği yerine cicili bicili bir bina olsa belki de başına bunlar gelmeyecekti. Yine de AKM’nin 10521 sayılı Koruma Kurulu kararıyla “korunması gerekli kültür mirası” olarak tescil edildiğini hatırlatmak lazım. Verdi’nin Aida’sı ile açılan bina, bir afiş panosundan fazlasını hak ediyor. Her Avrupa şehrinin en önemli meydanının tamamlayıcısı olan opera binasının bizdeki karşılığı olan AKM işler hale gelmeden içimdeki derin yas bitmeyecek!